---
title: "Kibir Vaazı: Büyüklenen Küçülür, Tevazu Yükseltir"
description: "Kibir vaazı: İblis'in büyüklenmesinden Peygamberimizin Hendek'te kazma çekişine, hak karşısında inada ve insanları küçümsemeye karşı tevazunun yolu."
canonical: "https://getvaaz.com/tr/blog/kibir-vaazi"
locale: "tr"
published: "2026-05-15"
updated: "2026-05-15"
author: "VAAZ Ekibi"
source: "VAAZ — getvaaz.com"
---

# Kibir Vaazı: Büyüklenen Küçülür, Tevazu Yükseltir

> **Kısa yanıt:** Kibir, hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemek olarak tanımlanmıştır (Sahîh-i Müslim, Îmân 91). Allah Teâlâ buyurur: 'Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; sen ne yeri delebilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin' (İsrâ 17:37). İblis bu hastalıkla rahmetten kovulmuştur (Bakara 2:34). Tedavi tevazudur — büyüklük yalnız Allah'ındır.

Kibir, kalbe gizlice yerleşen ve sahibini bizzat küçülten bir hastalıktır. İblis çamurdan yaratılana ateşten yaratıldığı için secde etmediğinde bir tek mahlûk büyüklenmedi — bütün bir varoluş kategorisinin trajedisi başladı. Bu vaaz, kibrin Kur'an'daki teşhisini, Peygamberimizin (s.a.v.) hayatından canlı tevazu örneklerini ve mü'minin bu hastalığı nasıl tanıyıp tedavi edeceğini ele alır.


## Kibrin Tarifi — Hakkı Reddetmek, İnsanları Hakir Görmek

Kibir kelimenin lafzıyla "kendini büyük görme" demektir. Ancak Peygamberimizin (s.a.v.) verdiği tanım hem daha keskin hem de hayata daha uygundur. Bir adam: "Yâ Resûlallah, ben elbisemin ve ayakkabımın güzel olmasını severim, bu kibir midir?" diye sordu. Peygamberimiz şöyle buyurdu:

> Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, hakkı kabul etmemek ve insanları hakir görmektir.



Bu iki maddelik tarif, kibri klasik anlamından çıkarıp gündelik bir teşhise dönüştürür:

1. **Hakkı reddetmek:** Bir mesele üzerinde tartışırken karşı taraf haklı olduğunda — özellikle bu kişi kendinden daha genç, daha az tanınmış veya daha alt bir konumdaysa — hakikati kabul etmemek kibirdir.
2. **İnsanları küçük görmek:** Sosyal konuma, eğitime, servete, kavme veya başka bir farka dayanarak başkalarını hor görmek kibirdir.

Bu tariften sonra mesele şu olur: dış görünüş değil, iç tepki. Lüks bir kıyafet kibir değildir; ama o kıyafeti giyenin sokakta bir hizmetlilerle muhatap olurken takındığı tavır kibir olabilir.

## Kibir Allah'ın En Sevmediği Huydur

Kur'an-ı Kerim çok az huyu Allah'ın **hiç sevmediği** olarak listeler. Kibir bunların başında gelir. Lokman Sûresi'nde, oğluna nasihat eden babanın diliyle açıkça söylenir:

> وَلَا تُصَعِّرۡ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالࣲ فَخُورࣲ

> İnsanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.

Lokman Sûresi 31:18

İsrâ Sûresi aynı mesajı bir adım daha ileri taşır ve kibri kozmik bir gülünçlük olarak çerçeveler:

> وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّكَ لَن تَخۡرِقَ ٱلۡأَرۡضَ وَلَن تَبۡلُغَ ٱلۡجِبَالَ طُولࣰ ا

> Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri delebilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.

İsrâ Sûresi 17:37

Yaratılışın ölçeği karşısında insanın büyüklenmesi — boyca dağa erişemeyenin, ayağıyla yeri delemeyenin böbürlenmesi — komik kalır. Allah Teâlâ bu çelişkiyi çok kere Kur'an'da hatırlatır. Hadîs-i kudsîde ise meselenin dinî zeminini bizzat Allah koyar:

> Büyüklük ridâm, azamet de izârımdır. Kim bunlardan birinde Bana ortak olmaya kalkarsa, onu cehenneme atarım.



Ridâ ve izâr peştamal ve örtü demektir — Allah, büyüklüğü kendi "örtüsü" olarak tarif etmiş, kulun bu örtüye dokunmasını yasaklamıştır.

## Kibrin Akıbeti — Cennetin Eşiğinden Çevrilmek

Peygamberimiz kibirli kulun durumunu açık bir ölçüyle bildirir:

> Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.



Bu cümle başta sert görünür; ama tariften hareketle anlamı açıktır. Zerre kadar kibir — yani zerre kadar hakkı reddetme veya insanı küçümseme — kalbi cennete uygun olmaktan çıkarır. Cennet selâm yurdudur; içeride hor görme yoktur. Kibirli kalp, oraya yapısal olarak uymaz.

Kur'an aynı sonu, kibri ısrarla taşıyanların ahiretteki tablosuyla tasvir eder:

> ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ

> Girin cehennemin kapılarından, orada ebedî kalacaksınız. Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür!

Mü'min Sûresi 40:76

## Anlatılan Kıssalar — Kibrin ve Tevazunun Tablosu

### İblis'in Düşüşü — Çamur ve Ateş Mukayesesi

Allah Teâlâ Hz. Âdem'i yaratıp meleklere ona secde etmelerini emrettiğinde, hepsi secde etti — yalnız İblis büyüklenip emre uymadı:

> وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ وَٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ

> Meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis dışında hepsi secde etti; o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.

Bakara Sûresi 2:34

İblis'in sözü, kibrin ilk teorisi gibidir:

> قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ

> "Ben ondan üstünüm; beni ateşten, onu çamurdan yarattın," dedi.

A'râf Sûresi 7:12

İblis'in hatası secdede oturmamak değildir; içindeki muhasebenin Allah'ın hükmünü mantıkla geçmeye kalkışmasıdır. "Ateş çamurdan üstündür" diye düşündü, hâlbuki Allah'ın emri tartışılmaz. Uzun yıllar süren ibadet, tek bir kibir ânında silindi.


> İblis'in tek günahı şirk değildi — emre itaatsizliğin altındaki kibirdi. Bu yüzden mü'min, ne kadar ibadet etmiş olursa olsun, başkasını hor görme eğiliminden bir gün bile emniyette değildir. Kibir, hayatın her döneminde ortaya çıkabilir.


### Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Hendek'te Kazma Çekmesi

Câbir (ra.) anlatır: Hendek savaşı günü kazma kazarken çok sert bir kaya damarına rastladık. Peygamberimize gittik:

— Yâ Resûlallah, sert bir yere geldik.

Peygamberimiz açlıktan karnına taş bağlamış olarak kalktı. Üç gündür Müslümanlar bir şey yememişti. Hendeğe indi, balyozu eline aldı ve vurdu — kaya ince kum gibi dağıldı. Câbir bu manzarayı gördükten sonra evine gitmek için izin istedi. Eşine "Peygamberimizde bir açlık hâli gördüm ki çekilir gibi değildir," dedi. Eşi: "Bir oğlak ve biraz arpa var," cevabını verdi. Câbir, sadece Peygamberimizle bir veya iki kişi gelsin diye sessizce davet etmek istedi.

Ama Peygamberimiz Hendek halkına: "Câbir'in ziyafetine gideceğiz," diye genel davet yaptı. Câbir telaşa kapıldı. Eşi sakinleştirdi: "Mademki Peygamberimize bildirdik, gerisini Allah ve Resûlü bilir." Peygamberimiz geldi, ekmeği fırından, eti tandırdan kendi eliyle çıkardı; davetlilere dağıttı. Yemek artana kadar herkes doydu.



Bu kıssada üç ayrı tevazu vardır: (1) ümmetin başkanının kazma sallaması, (2) açlığını saklaması, (3) küçük bir hane sahibinin imkânlarını insanlardan utanılacak bir şey saymaması — bizzat Peygamberimizin onu büyütmesi. Liderlik, hizmet etmenin başka bir hâlidir.

### "Bana 'Efendimiz' Demeyin"

Abdullah b. Şıhhîr (ra.) anlatır: Beni Âmir heyetiyle Peygamberimizi ziyarete gittik:

— Sen bizim efendimizsin, dedik.

Peygamberimiz: "Efendi Allah Teâlâ'dır," buyurdu.

Biz devam ettik: — En hayırlımız, en üstünümüzsün.

Peygamberimiz: "Söyleyeceğinizi söyleyin, ama şeytanın sizi yönlendirmesine fırsat vermeyin," dedi ve bu tür hitaplardan hoşlanmadığını bildirdi.



Aynı çizgide: Hristiyanlar Hz. Îsâ'yı Allah'ın oğlu seviyesine çıkararak hata ettiler diye Peygamberimiz uyarmıştır: *"Hristiyanların Meryem oğlu Îsâ'yı abarttıkları gibi beni abartmayın. Ben Allah'ın kuluyum. Bana 'Allah'ın kulu ve Resûlü' deyiniz, bu yeter."*



### Bedevînin Cübbeyi Çekmesi — Tevazunun Gülen Yüzü

Enes b. Mâlik (ra.) anlatır: Peygamberimizle yürüyorduk. Üzerinde Necran kumaşından sert yakalı kalın bir cübbe vardı. Bir bedevî arkadan yetişip cübbesinden sertçe çekti. Enes diyor: "Peygamberimizin boynuna baktım, cübbenin kalınlığı oraya iz bırakmıştı."

Bedevî bağırdı: "Yâ Muhammed, sendeki Allah malından bana verilmesini emret!"

Peygamberimiz bedevîye döndü, **güldü** ve ona bir şey verilmesini emretti.



Tevazunun en yüksek tezahürü budur: gücün olduğu yerde kullanmamak, hakaret karşısında gülümseyebilmek.

### Hz. Peygamber Kendini de Tezkiye Etmedi

Ümmü Alâ adındaki Ensarlı kadın anlatır: Hicret sonrası muhâcirlerden Osman b. Maz'ûn (ra.) bizim evimize düşmüştü. Bir süre sonra hastalanıp vefat etti. Yıkandı, kefenlendi. Peygamberimiz geldi. Ben cenazenin önünde:

— Ey Ebû Sâib, Allah sana rahmet etsin. Sen Allah'ın kerem ve mağfiretine ermiş birisin, dedim.

Peygamberimiz: "Ona Allah'ın ikram ettiğini nereden biliyorsun?"

— Yâ Resûlallah, babam-anam sana feda olsun, Allah bu kuluna ikram etmez de kime ikram eder?

Peygamberimiz: "Osman vefat etmiştir; ben de onun için hayır umarım. Ama Allah'a yemin ederim ki ben, Allah'ın gönderdiği bir Peygamber olduğum hâlde yarın bana ne muamele edileceğini bilemem."



Bu söz tevazunun teolojik temelidir: Peygamberlerin sonuncusu bile kendi mertebesini Allah'a bırakır. Kibrin tedavisi nihayetinde **bilinen iyiliklerin yetkilisini Allah'a havale etmek**tir.

## Kibrin İlacı — Tevazu, Hesap, Hizmet

Tevazu, kişiliği örtbas etmek değildir. Aksine, vakarı bozmadan kendini hakkıyla tanımak ve başkasını da hakkıyla tanımaktır. Üç pratik:

- **Kendini sıfat değil eylemle tanı:** "Ben şuyum" yerine "Şu eylemi yaptım." Allah'a yapılan iyiliği O'nun lütfu say.
- **Hizmeti taşır say:** Peygamberimizin kazma sallaması veya yemek dağıtması, makam değil hizmettir. Lider olmak hizmete giriş anahtarıdır.
- **Hakkı küçükten kabul et:** Karşındaki kimsenin yaşı, eğitimi, konumu ne olursa olsun — eğer haklıysa, kabul et. Bu, kibri öldüren tek pratiktir.

Peygamberimizin müjdesini hatırlayalım:

> Sadaka malı eksiltmez. Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.



Yani büyüklenmenin yolu Allah'a aittir; insanın yolu küçülmektir. Allah'ın yüceltmesi, bizim küçülmemize bağlıdır.

## VAAZ ile Tevazuyu Pratiğe Dökmek

[VAAZ uygulamasındaki](https://getvaaz.com/tr) [Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu](https://getvaaz.com/tr/esmaul-husna) içinde *el-Kibriyâ*, *el-Mütekebbir* ve *el-Azîm* isimleri üzerinde tefekkür edildiğinde, "büyük" sıfatının kime ait olduğu kalbe açıkça yerleşir. [Dua arşivindeki](https://getvaaz.com/tr/dua) "Yâ Mütekebbir" duası ve istiğfar zikirleri, gün içinde kibir kıvılcımı hissedildiğinde başvurulacak hızlı tedaviler içerir.

Kibrin karşıt zinciri olan hased ile mücadele için [Hased Vaazı](https://getvaaz.com/tr/blog/hased-vaazi) yazısına, ahlâkın bütüncül çerçevesi için [Güzel Ahlak](https://getvaaz.com/tr/blog/ahlak-vaazi-pillar) pillar yazısına bakabilirsin.

Kibir, dışarıdan bakanın hor gördüğü ama içeriden hisseden için fark edilmesi en zor hastalıktır. Bir gün "ben şu konuda haklıydım" diye savunma içine girdiğinizi yakaladığınızda — özellikle deliller karşı tarafı haklı çıkarmaya başladığında — durup soracaksınız: bu hak için mi, kendim için mi? Bu sorunun dürüst cevabı tedavinin başlangıcıdır.

## Kaynakça

1. Kur'ân-ı Kerîm, Lokman Sûresi 31:18, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
2. Kur'ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi 17:37, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
3. Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:34, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
4. Kur'ân-ı Kerîm, A'râf Sûresi 7:12, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
5. Kur'ân-ı Kerîm, Mü'min Sûresi 40:76, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
6. Kur'ân-ı Kerîm, Nahl Sûresi 16:23, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
7. Kur'ân-ı Kerîm, Hadîd Sûresi 57:23, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
8. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Cenâiz, Hadis No. 1243 (Ümmü Alâ ve Osman b. Maz'ûn).
9. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Humus, Hadis No. 3149 (Cübbeyi çeken bedevî).
10. Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Megâzî, Hadis No. 4101 (Hendek'te kazma).
11. Sahîh-i Buhârî, Hadis No. 3445 (Beni Hz. Îsâ gibi abartmayın).
12. Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Îmân, Hadis No. 91 (Kibrin tarifi; cennete girememe).
13. Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2588 (Af malı eksiltmez).
14. Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Edeb, Hadis No. 4806 ("Efendi Allah'tır").
15. Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Libâs, Hadis No. 4090 (Büyüklük ridâmdır).

---

Kaynak: [VAAZ — getvaaz.com](https://getvaaz.com/tr) · Bu belge sayfanın ajanlara yönelik Markdown sürümüdür; kanonik sürüm yukarıdaki `canonical` adresindedir. Tüm bölümlerin dizini: https://getvaaz.com/llms.txt
