Peygamberimiz (s.a.v.) toplumu en çok yıpratan günahları sayarken "insanı helâk eden yedi günahtan kaçının" buyurmuştur. Büyük Günahlar Vaazı'nın birinci bölümünde bu listenin başına oturan şirk günahını ele aldık. Bu ikinci bölümde, hadis-i şerifte sayılan kalan altı günahı tek tek inceliyoruz: sihir, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz, savaştan kaçmak ve iffetli kadınlara zina iftirası. Bu altısının her birinde hem bir kişi hem bir topluluk yara alır.
1. Sihir (Büyü) Yapmak
Sihir, sözlükte sebebi gizli olan şey demektir; dinde anlamı, sebebi gizli ve gerçek olmayan, göz bağcılık ve hilekârlık şeklinde cereyan eden işdir. Fahreddin er-Râzî Mefâtîhu'l-Gayb'da sihrin sekiz çeşidini sayar; Elmalılı Hamdi Yazır bunları "tamamı yalan ve aldatma olanlar" ve "bir gerçeğin kötüye kullanılmasıyla ortaya konanlar" olarak ikiye ayırır.
Sihrin kendisi bir mucize değildir. Onun bir sebebi vardır; sebep gizli olduğu için olay seyirciye bir harika gibi görünür. Kur'an-ı Kerim Hz. Mûsâ ile Firavun'un sihirbazları kıssasında bu örtüyü kaldırır:
فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَ فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
— Şuarâ Sûresi 26:44-48Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun hakkı için, şüphesiz biz üstün geleceğiz" dediler. Mûsâ değneğini attı; onların uydurduklarını bir anda yutuverdi. Sihirbazlar secdeye kapanarak: "Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine inandık," dediler.
Sihirbazların ipleri ve sopaları, içlerine doldurulan cıvanın güneşle ısınmasıyla hareket eder gibi görünüyordu. Mûsâ aleyhi's-selâm'ın asası bütün bu hileyi tek hamlede ortadan kaldırınca, sihirbazlar yaptıkları işin sınırını bizzat görmüş, secdeye kapanmışlardı. Ders: sihrin her zaman bir gerçek karşısında çözüldüğü an gelir; onun gücü, halkın bilgisizliğiyle örtüşmesinden ibarettir.
Peygamberimiz, sihirbaza ve onun müşterisine aynı ağırlıkta uyarır:
— Sahih Muslim, Selâm, no.Kuş uçuran ve kendisi için kuş uçurulan, fala bakan veya baktıran, büyü yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de onun söylediğini tasdik ederse, Muhammed'e (s.a.v.) indirileni inkâr etmiş olur.
Sihir öğrenip yapan kimse — Ebû Hanîfe, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'e göre — dinden çıkmış olur. Bir Müslüman'ın derdine derman ararken sihirbaza gitmesi de onu tasvip ve ona inanma anlamı taşıdığından aynı vebale girer.
2. Haksız Yere Adam Öldürmek
İnsan, doğduğu andan itibaren temel haklarla doğar; bunların başında yaşama hakkı gelir. Bu hakkı insana Yaratan vermiştir; onu kimsenin başka bir kuldan alma yetkisi yoktur. Mâide Sûresi'nin 32. âyeti, haksız yere bir cana kıymanın bütün insanlığı öldürmek gibi olduğunu söyler. Allah Teâlâ:
وَلَا تَقۡتُلُواْ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ
— İsrâ Sûresi 17:33Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın.
buyurur. Bir başka âyette akıbet daha ağırdır:
وَمَن يَقۡتُلۡ مُؤۡمِنࣰ ا مُّتَعَمِّدࣰ ا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَٰلِدࣰ ا فِيهَا
— Nisâ Sûresi 4:93Kim bir mü'mini kasten öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lanetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır.
Peygamberimiz kıyamet gününde kul hakkı ile ilgili ilk sorgulanacak davanın kan davası olduğunu bildirir (Sahih al-Bukhari, Diyât). Başkasının canına kıymak gibi kendi canına kıymak (intihar) da büyük günahtır; çünkü kul, kendisine verilmeyen bir yetkiyi kullanmış olur.
Bunalım, depresyon, çaresizlik — bunların hiçbiri intihar için kapı değildir. Bunalımdan çıkış yolu, dua etmek, ibadete sığınmak, ehliyetli bir hekim/uzmandan yardım almak ve yakın çevreyle konuşmaktır. Allah Teâlâ "Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin" (Zümer 39:53) buyurmuştur. Eğer kendinize zarar verme düşünceniz varsa hemen 182 (Acil Sağlık) veya yakınınızdaki bir sağlık kuruluşuna başvurun.
3. Yetim Malı Yemek
Toplum içinde en korumasız kesim öksüzlerdir. Onların anası da babası da, koruyucu eli onlara uzanan bütün toplumdur. Peygamberimiz, yetimi gözeten kimsenin kendisine cennette komşu olacağını müjdelemiştir (Sahih al-Bukhari, Edeb 24, no. 6005). Bu sıcak vaadin tam karşıtı, yetimi gözetir görünüp malını yiyenlere yöneliktir:
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ أَمۡوَٰلَ ٱلۡيَتَٰمَىٰ ظُلۡمًا إِنَّمَا يَأۡكُلُونَ فِي بُطُونِهِمۡ نَارࣰ اۖ وَسَيَصۡلَوۡنَ سَعِيرࣰ ا
— Nisâ Sûresi 4:10Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler, ancak karınlarına ateş tıkamış olurlar; ve onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.
İsrâ Sûresi'nde de "yetimin malına erginlik çağına erişinceye kadar, en güzel bir niyet ve maksatla olması dışında yaklaşmayın" (17:34) buyurulur. Bir akraba, vasî veya komşu — yetimin malını "koruyorum" diye yer, mal ona büyüdüğünde teslim edilmezse hem dünya hem âhirette borç birikmiş demektir.
4. Faiz Yemek (Riba)
Faiz, helâl olmayan bir kazançtır. Bakara Sûresi'nde şöyle buyurulur:
ٱلَّذِينَ يَأۡكُلُونَ ٱلرِّبَوٰاْ لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ ٱلَّذِي يَتَخَبَّطُهُ ٱلشَّيۡطَٰنُ مِنَ ٱلۡمَسِّۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُوٓاْ إِنَّمَا ٱلۡبَيۡعُ مِثۡلُ ٱلرِّبَوٰاْۗ وَأَحَلَّ ٱللَّهُ ٱلۡبَيۡعَ وَحَرَّمَ ٱلرِّبَوٰاْ
— Bakara Sûresi 2:275Faiz yiyenler, mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların "Alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kıldı.
Faiz, ihtiyaç sahibinin sıkışıklığını üzerinden kazanç sağlayan bir sistemdir; alışverişin karşılıklı emek ve rıza temelinin yerine, bekleme süresinin kendisinden gelir devşirir. Kur'an ve Sünnet bu yüzden hem alıp hem verene, hem şahit hem kâtibine lanet etmiştir (Sahih Muslim, Müsâkât 1598).
İslâm'ın haram kıldığı şey, kâr ve risk almayı değil, risksiz, kesin oranlı, üretimden bağımsız kazancı yasaklamaktır. Ortaklık, kira, alışveriş, emek ücreti — bunların tamamı meşrudur.
5. Düşmandan Yüz Çevirmek (Savaştan Kaçmak)
İslâm "silm" kökünden gelir; barış ve esenlik demektir. Ancak barış içinde yaşamak, savaşa hazırlıklı olmayı gerektirir. Vatan, namus, mal, din savunması meşru bir görevdir. Bu yüzden Kur'an, gerçek bir vuruş anında düşmandan yüz çevirmeyi büyük günahlardan saymıştır:
وَمَن يُوَلِّهِمۡ يَوۡمَئِذࣲ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفࣰ ا لِّقِتَالٍ أَوۡ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةࣲ فَقَدۡ بَآءَ بِغَضَبࣲ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأۡوَىٰهُ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
— Enfâl Sûresi 8:16Kim savaşmak için bir tarafa çekilmek veya başka bir bölüğe ulaşıp mevzi tutmak dışında o gün düşmana arkasını dönerse muhakkak ki Allah'ın gazabıyla döner. Yeri cehennemdir; o ne kötü varılacak yerdir.
Âyet iki istisna verir: yeniden saldırı için manevra yapmak veya başka birliklerle birleşmek. Bunlar dışında, yoldaşlarını ölüm tehlikesinde yalnız bırakıp sırtını çevirmek savaş ahlakının ihlâlidir ve dünyada yenilgiye, âhirette gazaba sebep olur.
Bu hüküm, sıradan zamanlardaki kaçınma değildir; ordusu için savaşa çağrılmış bir mü'minin meydanı bırakmasıdır. Şehidin makamı ne kadar yüksekse, hücum anında düşmana sırt çevirmenin günahı da o kadar ağırdır.
6. İffetli Kadınlara Zina İftirası
Bir kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı demek, iftiradır. İftiranın en çirkini ise ırz ve namusla ilgili olanıdır; çünkü bir kadının veya erkeğin yıllarca işleyeceği saygınlığını bir kerede yıkar. Kur'an İslâm hukukunda buna özel bir delil çıtası koymuştur:
وَٱلَّذِينَ يَرۡمُونَ ٱلۡمُحۡصَنَٰتِ ثُمَّ لَمۡ يَأۡتُواْ بِأَرۡبَعَةِ شُهَدَآءَ فَٱجۡلِدُوهُمۡ ثَمَٰنِينَ جَلۡدَةࣰ وَلَا تَقۡبَلُواْ لَهُمۡ شَهَٰدَةً أَبَدࣰ اۚ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
— Nûr Sûresi 24:4İffetli kadınlara zina isnat edip de sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun ve ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
Allah Teâlâ iftiranın hem bedensel hem hukukî müeyyideyle (şahitliklerinin reddiyle) hem de manevi tehditle (fâsık olarak nitelenmeyle) önünü tıkar. Nûr Sûresi devamında Hz. Âişe (ra.) annemize atılan iftira (İfk Hadisesi) anlatılır; Kur'an annemizin temizliğini gökten indirdiği âyetlerle ilan eder. Bu kıssanın dersi: iftiranın bedeli sadece dünyadaki ceza değil, bütün toplumun gözünde itham edileninkadar sirayetli bir kara lekedir.
Bir başka âyet, mü'minlere yöneltilen iftiranın boyutunu Allah katındaki ağırlığıyla çiziyor:
وَٱلَّذِينَ يُؤۡذُونَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ بِغَيۡرِ مَا ٱكۡتَسَبُواْ فَقَدِ ٱحۡتَمَلُواْ بُهۡتَٰنࣰ ا وَإِثۡمࣰ ا مُّبِينࣰ ا
— Ahzâb Sûresi 33:58Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Anlatılan Kıssalar — Helâk Eden Günahların Akıbeti
Kıssa 1 — Kârûn'un Saltanatı
Mûsâ aleyhi's-selâm'ın kavminden olan Kârûn, Allah'ın kendisine verdiği zenginliği bir lütuf değil bir hak gördü; kavmi ona "Allah'ın sana verdiği şeyle âhiret yurdunu iste, dünyadaki nasibini de unutma" deyince, "Bu mal bana ancak kendimdeki bir bilgi sayesinde verildi" diye karşılık verdi. Hazinelerinin anahtarlarını birkaç güçlü adam ancak kaldırabiliyordu. Halka süslü kıyafetlerle göründüğünde dünyaya tapanlar imrenmiş, "Keşke Kârûn'a verilenin benzeri bize de verilseydi" demişlerdi. Allah Teâlâ onu ve sarayını yerin dibine batırdı. Kasas Sûresi'nin sonu (28:81-82) bu kıssayı anlatırken, sabahleyin onu özleyenlerin akşamleyin "Demek ki Allah dilediği kuluna rızkı bol verir, dilediğine de daraltır" diye anladıklarını söyler. Yetim malı yemek, faiz, haksız kazanç — bütün bu günahların ardında aynı Kârûn ahlakı yatar: "Mal bana benim bilgimle verildi, hakkı vardır ya da yoktur Bana aittir."
Kıssa 2 — Lût Kavmi
Lût aleyhi's-selâm'ın kavmi, fıtratı bozan ahlâkî sapmaların ve toplumsal şiddetin merkezi olmuştu; yolcuları soyuyor, evlerinde kötülük üretiyor, peygamberlerinin nasihatini "bizi rahat bırak" diye savuyordu. Sonunda azap melekleri Lût'a misafir olarak indi; kavim onları da rahat bırakmak istemedi. Allah Teâlâ o şehirleri ters çevirip pişmiş çamur taşlarıyla yağmurladı (Hûd 11:82-83). Kıssa şunu söyler: bir toplumda büyük günahlar — ahlâksızlık, cana kıyma, hakkı çiğneme — sistematikleştiğinde, toplum kendi kendini içeriden çürütmüş demektir; gelen helâk, dışarıdan değil içeriden gelir.
Kıssa 3 — Talut ve Câlût (Buyruğa Sadakat)
Talut ile Câlût'un kıssasında bir başka helâk eden günahın panzehiri vardır: cesaret. Talut ordusuyla nehri geçerken bir kısmı su içme imtihanını bırakmamış; meydana çıkıldığında "biz Câlût ve ordusuna karşı duracak güçte değiliz" deyip dönmüşlerdi. Geriye kalan az sayıdaki cesur mü'min, Hz. Dâvûd'un da içlerinde olduğu küçük topluluk, "Nice az sayıdaki topluluk, Allah'ın izniyle çok sayıdaki topluluğa galip gelmiştir" (Bakara 2:249) diyerek meydanda kaldı ve zafer onlardan oldu. Savaştan kaçmanın günahı, sayının azlığı veya çokluğunun ötesinde, vahye duyulan güvenin sınanmasıdır.
Kıssa 4 — Sihirbazların Tövbesi
Yukarıda andığımız Firavun'un sihirbazları kıssası, aynı zamanda en güzel kıssalardan biridir. Onlar, krallıklarının sihirbazları olarak para, mevki, korunma vaadiyle Mûsâ'ya karşı çıkmak için toplanmışlardı. Allah'ın kudretinin sihirden öte bir gerçek olduğunu gördüklerinde, secdeye kapanmaktan bir an bile çekinmediler — Firavun'un, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz, ellerinizi ayaklarınızı çapraz keseceğim" tehdidine rağmen. Tövbe, bütün büyük günahlardan dönüşün kapısıdır; bu kapı bu altı günahın hiçbiri için kapanmaz. Dönen kabul edilir.
VAAZ ile Helâk Eden Günahlardan Korunmayı Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Adl (mutlak adâlet sahibi), el-Hâkim (her hükmü hikmetli), et-Tevvâb (tövbeleri çok kabul eden) isimleri açıklamalarıyla yer alır; bu altı günahın panzehiri bu isimlerin manasını yaşamaktır. Dua arşivindeki Seyyidü'l-istiğfar, herhangi bir günahtan tövbe için günde bir defa okunan en güçlü duadır. Konunun ilk yarısı için Büyük Günahlar Vaazı (1); kalp eğitimi için Tövbe Vaazı ve Takva Vaazı tamamlayıcıdır.
Allah Teâlâ "Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin; doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar" buyurmuştur (Zümer 39:53). Ne kadar büyük olursa olsun, üzerinde durulmadığı, tövbeyle dönüldüğü sürece hiçbir günah kulun ile Rabbi arasında kapalı bir kapı kalmaz.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Şuarâ Sûresi 26:44-48, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi 17:33, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:93, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:10, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:275, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Enfâl Sûresi 8:16, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nûr Sûresi 24:4, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Ahzâb Sûresi 33:58, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi 39:53, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Müslim, Selâm (Falcıya gitmek hadisi) ve Müsâkât (Faizin tarafları lanetlenmiştir).
- Sahîh-i Buhârî, Edeb (Yetimi gözeten kimse), Diyât (Kıyamette ilk sorgulanan kan davası).
- Sünen-i Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'an (Kalpteki kara leke).