İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük armağan akıldır. Ama akıl, kullanılmadıkça bir hazine gibi toprağın altında saklı kalır. Kur'an-ı Kerim, mü'mine bu hazineyi çıkarmasını, gökyüzüne, yeryüzüne, kendi yaratılışına ve içinden geçen ana bakıp düşünmesini emreder. İşte bu bakışa "tefekkür" denir. Bu vaaz, tefekkürün ne olduğunu, Kur'an ve sünnetteki yerini, neyi tefekkür edeceğimizi ve bu ibadeti günlük hayatımıza nasıl taşıyacağımızı ele alıyor.
Tefekkür Nedir?
Tefekkür kelimesi, "düşünmek" anlamındaki fikr kökünden gelir. Sözlük anlamıyla tefekkür, bir konuyu zihinde evirip çevirerek derinlemesine ele almayı, bir işin nereye varacağını önceden ölçüp biçmeyi anlatır. Terim olarak ise rastgele bir hayal kurma ya da dalıp gitme değil; belli bir gaye ile, bilinçli olarak zihnin bir konu üzerine yoğunlaşmasıdır. Kısacası tefekkür, aklın başıboş dolaşması değil; bir hedefe kilitlenmesidir.
İslâm âlimleri tefekkürü çoğu zaman "aklın ibadeti" diye adlandırmıştır. Namaz bedenin, oruç nefsin, zekât malın ibadetidir; tefekkür ise aklın ve kalbin ibadetidir. Çünkü mü'min düşündükçe Rabbini daha iyi tanır, tanıdıkça sever, sevdikçe de hâli ve davranışları değişir. Bu yönüyle tefekkür, kuru bir zihin egzersizi değil; imanı besleyen, kalbi diri tutan canlı bir ameldir.
Kur'an İnsanı Düşünmeye Çağırıyor
Kur'an-ı Kerim, baştan sona insanı aklını çalıştırmaya davet eder. "Hiç düşünmez misiniz?", "Akıl etmez misiniz?" gibi ifadeler defalarca tekrarlanır. Bunun en güzel örneklerinden biri, Âl-i İmrân Sûresi'nin sonundaki şu âyetlerdir:
— Âl-i İmrân 3:190-191Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!"
Bu âyetlerde dikkat çeken şey, zikir ile tefekkürün iç içe geçmiş olmasıdır: Kul hem ayakta, oturarak ve yatarak Allah'ı anar, hem de göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünür. Yani makbul olan tefekkür, insanı kuru bir felsefeye değil, Rabbini tesbihe ve O'na sığınmaya götüren tefekkürdür. Düşünce, secdeye dönüşür.
Aynı çağrıyı Câsiye Sûresi'nde de görürüz:
— Câsiye 45:13Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
Kâinattaki her nimet, aslında düşünen bir insan için bir "işaret", bir levha gibidir. Güneşin ısısı, suyun döngüsü, tohumun filizlenmesi — bunların hepsi tesadüf değil, bir sahibin varlığına işaret eden delillerdir. Kur'an'ı bir bütün olarak okumak ve bu çağrıyı yerinde görmek için Kur'an bölümümüze bakabilirsin.
Kâinat Bir Kitaptır: Neyi Tefekkür Ederiz?
Âlimler, tefekkürün sınırlarını da belirlemiştir. Kul, Allah'ın zâtının mahiyetini düşünmeye kalkışmaz; çünkü sınırlı akıl, sınırsız olanı kuşatamaz. Bunun yerine mü'min, Allah'ın yarattıklarını, nimetlerini, isim ve sıfatlarının eserlerini tefekkür eder. Başlıca üç alan sayabiliriz:
- Kâinatı tefekkür: Gökler, yıldızlar, dağlar, denizler, bir arının peteği, bir yaprağın damarları. Bunların düzenine bakan kişi, arkalarında sonsuz bir ilim ve kudret olduğunu sezer.
- Kendini tefekkür: İnsanın kendi bedeni, doğuşu, bir damla sudan yaratılışı başlı başına bir mucizedir. Kendi üzerine düşünen, yaratıcısını bulur.
- Kur'an'ı tefekkür: Âyetleri sadece okumak değil, manasını düşünerek okumak. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur'an'ın büyüklüğünü şu benzetmeyle anlatır:
— Haşr 59:21Eğer biz, bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Bu âyetin sonundaki "insanlar düşünsünler diye" ifadesi, verilen bütün örneklerin nihai amacını gösterir: tefekkür. Allah misaller verir, kâinatı sergiler; hepsi, aklını kullanan bir kalbin ders çıkarması içindir. Bu tefekkür bizi Rabbimizin güzel isimlerine götürür; o isimleri tanımak için Esmâ-ül Hüsnâ sayfamıza da göz atabilirsin.
Tefekkür Bir İbadettir, Vakit İse Nimettir
Tefekkür, çoğu zaman gözden kaçan sessiz bir ibadettir. Onun için de en kolay ihmal edilenlerdendir. Hz. Peygamber (s.a.v.) insanın elindeki iki büyük sermayeye dikkat çeker:
— Buhârî, Rikâk, no. 6412İki nimet vardır ki insanların çoğu bunları değerlendirmede aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.
Bu hadis-i şerif, tefekkür ibadetinin tam kalbine dokunur. Çünkü sağlıklı bir akıl ve boş bir vakit, tefekkür için gereken iki sermayedir. İnsan, bu ikisini boş işlerle, faydasız ekranlarla, sonu gelmeyen kaygılarla tüketir; ömrü biter ama bir kez olsun durup gökyüzüne bakıp "Bütün bunları kim, niçin yarattı?" diye düşünmez. İşte bu, hadiste haber verilen "aldanış"tır.
Günde beş dakikanı bile, telefonu bırakıp gökyüzüne, bir ağaca ya da kendi yaratılışına bakarak "Rabbim bunu bana niçin verdi?" diye düşünmeye ayırsan, boşa harcanan vaktin bir kısmını ibadete çevirmiş olursun.
Nefis Muhasebesi: Kendi Hâlini Tefekkür
Tefekkürün en zor ama en faydalı türü, insanın kendi üzerine dönmesidir. Buna "muhasebe", yani nefis muhasebesi denir. Hz. Peygamber (s.a.v.) akıllı insanı şöyle tarif eder:
— Tirmizî, Kıyâmet, no. 2459Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsini hevâsına uyduran ve buna rağmen Allah'tan (kurtuluş) umandır.
Tirmizî'nin hasen olarak naklettiği bu hadiste akıllılık, çok mal ya da çok bilgi değil; insanın kendini sorgulaması olarak tanımlanmıştır. Akıllı mü'min, her günün sonunda kısa bir tefekkürle "Bugün ne kazandım, ne kaybettim? Hangi sözüm Rabbimi razı etti, hangisi gücendirdi?" diye kendine sorar. Bu iç muhasebe, insanı tövbeye ve düzelmeye götürür. Bu bağın nasıl kurulduğunu Tövbe Vaazı yazımızda daha ayrıntılı bulabilirsin.
Tefekkür Nasıl Yapılır?
Tefekkür, dağ başına çekilmeyi gerektiren zor bir uğraş değildir; niyet ve alışkanlıkla her mü'minin hayatına girebilir:
1. Yavaşla ve sus. Tefekkür sessizlikte olgunlaşır. Zihni sürekli meşgul eden gürültüyü kısıp, kısa bir süre için de olsa dünyaya ara vermek gerekir.
2. Bir tek şeye odaklan. Bütün kâinatı bir anda düşünmeye çalışma. Bir bardak su, bir karınca, bir nefes — küçük bir nimeti derinlemesine düşünmek, yüzeysel bir şekilde her şeyi düşünmekten daha bereketlidir.
3. Nimetten sahibine yüksel. Tefekkürün amacı, gördüğümüz eserden Yaratanı tanımaktır. Nimeti gören kalp, "Elhamdülillah" der; bu da tefekkürü şükre bağlar. Nimet–tefekkür–şükür üçlüsü için Şükür Vaazı yazımıza bakabilirsin.
4. Kendini unutma. En yakın tefekkür konusu, insanın kendisidir. Kendi bedenine, geçmişine ve gideceği yere bakan kişi, en büyük dersleri alır.
5. Düşünceyi duaya çevir. Âl-i İmrân âyetinde gördüğümüz gibi, tefekkürün olgun meyvesi tesbih ve duadır. Düşün, sonra ellerini aç.
Sonuç
Tefekkür, mü'minin en sade ama en değerli ibadetlerinden biridir. Ne abdest ister ne belli bir vakit; sadece açık bir göz, uyanık bir kalp ve durup düşünme cesareti ister. Gözünü gökyüzüne kaldıran, elindeki bir meyveye bakıp Rabbini hatırlayan, günün sonunda kendini hesaba çeken bir kul, hem aklını hem kalbini ibadete katmış olur. Rabbimiz bizi, verdiği aklı boşa harcayanlardan değil; her işaretinde O'nu bulan, düşünen kullarından eylesin.
Bu vaazda anılan âyet ve hadisleri kendi kaynaklarından okumak için VAAZ uygulamasının Kur'an ve hadis arşivlerinden faydalanabilirsin.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Tefekkür" maddesi (islamansiklopedisi.org.tr).
- Kur'ân-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi 3:190-191, Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli (kuran.diyanet.gov.tr).
- Kur'ân-ı Kerim, Câsiye Sûresi 45:13, Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli (kuran.diyanet.gov.tr).
- Kur'ân-ı Kerim, Haşr Sûresi 59:21, Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli (kuran.diyanet.gov.tr).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'r-Rikâk, Hadis No. 6412 (İbn Abbâs'tan; sahih); doğrulama: hadeethenc.com.
- Sünen-i Tirmizî, Kitâbu Sıfati'l-Kıyâme, Hadis No. 2459 (Şeddâd b. Evs'ten; Tirmizî "hasen" demiştir).