Mü'minin sırf "iman ettim" demesi yetmez; o imanın çevresinde yarattığı güven duygusu da onun ahlâkını ölçer. Bu vaaz, peygamberlerin "emanet" sıfatı, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "el-Emîn" lakabıyla taşıdığı güven kimliği ve mü'minin sözü, ahdi ve davranışı ile etrafına güven verme görevini ele alıyor. Çünkü güvenilmeyen bir kişinin Allah katında da insanlar yanında da bir değeri yoktur.
Peygamberlerin Beş Sıfatı ve Emanet
Peygamberlerde bulunması zorunlu beş özellik vardır: sıdk (doğruluk), emanet (güvenilir olmak), ismet (günahtan korunma), fetânet (akıllı, anlayışlı olma) ve tebliğ (Allah'ın mesajını duyurma). Bu beş sıfattan ikisinin — sıdk ve emanetin — özünde aynı kavram olduğu görülecektir: bunlar peygamberin Allah ile kullar arasında bir elçi olarak güvenilir olmasını sağlar. İlâhî bir mesajı taşıyan elçi güvenilir olmazsa, insanlar ne ona inanır ne sözünü dinler.
Allah Teâlâ Kur'an'da peygamberlerine, gönderildikleri topluma kendilerini şu cümleyle tanıtmalarını öğretir:
إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ
— Şuarâ Sûresi 26:107Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Bu cümleyi Hz. Nûh kavmine söyledi. Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. Lût, Hz. Şuayb — aynı sûrede her biri aynı tanıtım cümlesini kullanır. Sebebi şudur: peygamberin getirdiği şey, insanların atalarından beri taşıdığı inançların ve geleneklerin terk edilmesini istiyor; bu büyük talebin karşılığında insanların güveneceği bir temel olmalıdır. O temel, elçinin emin olmasıdır.
Henüz Peygamber Değilken: "El-Emîn"
Peygamberimiz, peygamberlikten önce Mekke'de "el-Emîn" lakabıyla biliniyordu. Halk onu adından çok bu unvanı ile anardı. Anlaşmazlıklarda onun hakemliğine müracaat ediyor, kararına rıza gösteriyorlardı. Çünkü onun haksızlık yapmayacağına ve taraf tutmayacağına inanıyorlardı.
İslâm tarihinin en güzel emanet örneklerinden biri tam bu döneme aittir.
Hacer-i Esved Hakemliği
Kâbe Kureyş tarafından onarılıyor, yenileniyordu. Her kabile kendi payını yapmıştı; sıra Hacer-i Esved'in yerine konmasına gelmişti. Bu hizmeti yapma şerefini kazanmak için her kabile öne çıktı. Aralarında tartışma kızıştı, neredeyse kan dökülecekti. Hatta Abdüddâr oğulları bir çanak dolusu kan getirip ellerini ona bulayarak yemin ettiler: "Kanımız dökülmedikçe bu şerefi bizden kimse alamaz."
Dört beş gün süren bu tartışmayı sona erdirmek için Kureyş'in en yaşlısı Ebû Ümeyye bir çözüm önerdi: Mescid'in Safâ tarafındaki kapıdan içeri ilk giren kişi hakem olsun.
Kararlaştırılan vakitte gözleri kapıya çevirdiler. Kapıdan ilk giren Peygamberimiz oldu. Bunu gören Kureyş ileri gelenleri hep bir ağızdan bağırdılar: "İşte bu giren zat emindir, güvenilirdir, bunun hakemliğine razıyız. Bu güvenilir zat Muhammed'dir!"
Peygamberimiz hakemliği kabul etti. Bir yaygı getirilmesini istedi. Hacer-i Esved'i kendi eliyle yaygının ortasına koydu. Sonra her kabile başkanının yaygının bir ucundan tutmasını söyledi. Yaygıyı kaldırdılar. Peygamberimiz Hacer-i Esved'i son adımda alıp yerine koydu. Hem her kabile bu şerefe ortak olmuş hem de tartışma adâlet ile kapanmıştı.
Bu olay, henüz peygamberlik gelmeden bir genç insanın çevresinin gözünde nasıl bir güven kazandığını gösterir. Yıllar sonra ona düşman olacak olanlar bile o gün "biz onun hakemliğine razıyız" diye sevinmişlerdir. Güvenilirlik bir hediye değil; günlük hayatta yıllarca tutulmuş bir karakter sicilidir.
Düşmanların Bile İnkâr Edemediği Güven
İslâmiyetin kısa zamanda hızla yayılması, şüphesiz onu tebliğ eden Peygamber'in yüksek ahlâkıyla ilgilidir. Allah Teâlâ Âl-i İmrân Sûresi'nde, insanları onun etrafına toplayan ahlâkını şu ifadeyle anar:
فَبِمَا رَحۡمَةࣲ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمۡۖ وَلَوۡ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلۡقَلۡبِ لَٱنفَضُّواْ مِنۡ حَوۡلِكَ
— Âl-i İmrân Sûresi 3:159Allah'tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.
Bu yumuşaklığın altında bir güvenilirlik vardı. Düşmanları bile bunu inkâr edemediler.
"Sen Bir Defa Olsun Yalan Söylemedin"
Peygamberimiz bir gün Safâ tepesine çıktı ve Kureyş'i tek tek topladı. Sonra sordu:
— Ey Kureyş topluluğu! Size bu dağın arkasından düşman atlılarının gelmekte olduğunu söylersem bana inanır mısınız?
Orada hazır bulunanlar hep bir ağızdan cevap verdiler:
— Evet, inanırız. Çünkü sen bir defa olsun bize yalan söylemedin.
Hirakl ile Ebû Süfyân Diyalogu
Bizans İmparatoru Hirakl, ticaret için Şam'a gelmiş olan Ebû Süfyân'ı huzuruna kabul etti. Ebû Süfyân, henüz Müslüman olmamış ve Peygamberimizle savaşta karşı saflarda yer almış birisiydi. Hirakl ona doğrudan sordu:
— Bu peygamberlik iddiasında bulunan zatın bundan önce hiç yalan söylediğini duydunuz mu?
Ebû Süfyân cevap verdi:
— Asla. Yalan söylediğini hiç duymadık.
Hirakl bunun üzerine meşhur sözünü söyledi: "İnsanlara karşı yalan söylemeyen bir kimse, Allah'a karşı niçin yalan söylesin?" Bu cümle ile bir Hristiyan imparator, peygamberlik delilini Peygamber'in karakterinde bulmuştu.
Nazr b. Hâris'in Kureyş'e Çağrısı
Bir gün Mekke'nin ileri gelenleri toplanıp "Bu Muhammed'i davasından nasıl vazgeçireceğiz?" diye konuşmaya başladılar. En tecrübelilerinden Nazr b. Hâris şu sözleri söyledi:
— Ey Kureyş topluluğu, başınıza gelen felâketi hâlâ ortadan kaldıramadınız. Muhammed sizin gözleriniz önünde büyüdü. Hepinizin en doğru sözlüsü, en güzel huylusu, en güveniliridir. Yaşlandığında size yeni bir şey sunduğu için ona "sihirbaz, şair, deli" demeye başladınız. Hâlbuki Muhammed ne şâirdir, ne sihirbazdır, ne de delidir.
Kur'an, bu sözleri reddederek şöyle buyurur:
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ. وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ. وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ
— Hâkka Sûresi 69:40-42Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür. O bir şâir sözü değildir; ne az iman ediyorsunuz! O bir kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!
Bu âyetler düşmanların Peygamberimiz hakkında ortaya attıkları iddiaları teker teker düşürür ve Kur'an'ın O'nun ağzından çıkmasına rağmen kaynağının Allah olduğunu vurgular. Mesajın değerini değil, onu taşıyan kişinin emniyetini öne çıkarır.
En Büyük Çelişki: Düşman Bile Emanet Bırakıyordu
Peygamberimizi öldürmek için silahlanmış olan Kureyşliler garip bir tablo çiziyorlardı: altın ve mücevherlerini ona emanet bırakıyorlardı. Çünkü onun davasından dolayı düşman olsalar bile, emanetine ihanet edeceğine asla inanmıyorlardı.
Hicret gecesi Peygamberimiz Mekke'den Medîne'ye giderken Hz. Ali'yi yatağında bıraktı. Bunun bir sebebi yatakta biri varmış izlenimi vermekti; ama bir başka, daha kişisel bir sebep daha vardı: yanında, sahiplerine iade edilmesi gereken birçok emanet duruyordu. Hz. Ali sabah uyandığında her bir emaneti sahibine bizzat teslim etti — düşmana, kendisine kasteden Kureyşli adamlara.
Bu tablo, "el-Emîn" lakabının sadece bir Mekke geleneği değil, gerçek bir karakter olduğunu gösterir. Düşmanlığın bir sınırı vardı; emanete olan güvenin yoktu.
Kur'an'ın Mü'minlere Çağrısı: O'nu Örnek Al
Kur'an, Peygamberimizi en güzel örnek olarak gösterir:
لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرࣰ ا
— Ahzâb Sûresi 33:21Andolsun ki Allah'ın Resûlü'nde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.
İnsan çevresi tarafından hangi özelliği ile güvenilir kabul edilir? Cevabını da yine Peygamberimizin hayatı verir: bir defa olsun yalan söylememesi, verdiği sözü tutması, kimseyi aldatmaması, kimseye haksızlık yapmaması, kimseyi kırmaması. Bu beş özellik, bir mü'minin yıllar içinde inşa ettiği itibarın yapı taşıdır.
Kamuya ait yetki ve sorumluluk verilecek kimselerde aranacak özelliklerin başında güvenilirlik gelir. Aynı âyet, Nisâ 4:58, bunun çerçevesini çizer:
۞إِنَّ ٱللَّهَ يَأۡمُرُكُمۡ أَن تُؤَدُّواْ ٱلۡأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهۡلِهَا وَإِذَا حَكَمۡتُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحۡكُمُواْ بِٱلۡعَدۡلِۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعَۢا بَصِيرࣰ ا
— Nisâ Sûresi 4:58Şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.
Güvenirliği Yıkan Dört Davranış
Peygamberimiz mü'minin güvenilirliğini kaybettiren dört davranışa dikkatimizi çeker. Bu dört şey, "münafığın alâmeti" olarak da bilinen meşhur hadiste yer alır:
— Sahih al-Bukhari, el-Îmân, no. 34Dört şey kimde bulunursa o kimse katıksız münafık olur. Kimde bunlardan biri bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet var demektir: Konuştu mu yalan söyler. Söz verirse sözünde durmaz. Vaadinden döner. Bir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır.
Müslim'in rivayetinde şu ilave vardır: "Bu kimse isterse oruç tutsun, namaz kılsın ve kendini Müslüman saysın." Yani sözlü iddialar değil; söz, ahd, vaad ve davaya güven mü'mini mü'min kılar. Bir mü'minin güvenilmediği yerde imanı tartışmaya açılmış demektir.
Toplumsal Boyut — Güven Olmayınca
Toplumda güven duygusu büyük önem taşır. Bu duygunun toplum fertleri arasında bulunmaması, toplumun birlik ve beraberliğini etkiler. Güveni kaybeden milletin varlığı çöker, huzuru bozulur. İnsanlar birbirine güvenmediğinde ekonomi, eğitim, aile — hiçbiri sağlıklı işleyemez. Çünkü her sözleşme, her alışveriş, her arkadaşlık güven sermayesi üzerinde durur.
Peygamberimizin Bedevî'ye verdiği cevap bu noktada hatırlanmalıdır: "Emanet zayi olduğu zaman kıyâmeti bekle." Bireysel ölçekteki güvensizliğin toplumsal yansıması, o toplumun çöküşü demektir. Bu yüzden mü'min sadece kendisi güvenilir olmakla yetinmez; çevresinde güveni de inşa eder.
VAAZ ile Güvenilirliği Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Mü'min ismi "emin kılan, güvenlik veren" anlamıyla yer alır; el-Hafîz ismi de korumayı ve emniyeti hatırlatır. Bu isimlerin tefekkürü, mü'minin günlük hayatta güven üretme bilincini besler. Geçmişteki ihanetleri ve sözünden cayışları arındırmak için dua arşivindeki tövbe duaları ile günlük zikir rehberindeki tesbihatı birlikte kullanabilirsin.
Güvenilirliğin yakın kuzeni olan dürüstlük için Dürüstlük Vaazı, söz verme ahlâkı için Sözünde Durmak Vaazı yazılarına bakabilirsin. Güvenilirlik, mü'minin ahlâk binasının dış cephesidir; insanlar bu cepheden mü'mini tanır ve değerlendirir.
Bu hasleti taşıyan kimseyi Allah Teâlâ sever, insanlar da sever ve takdir eder. Güvenilmeyen insanın Allah katında bir değeri olmadığı gibi insanlar yanında da bir değeri olmaz. Allah Teâlâ'dan emin kullarından olmayı niyaz ediyoruz. Âmin.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Şuarâ Sûresi 26:107, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi 3:159, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Hâkka Sûresi 69:40-42, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Ahzâb Sûresi 33:21, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:58, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Îmân, Hadis No. 34 (Münafıklığın dört alâmeti).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'r-Rikâk, Hadis No. 6496 (Emanetin zayi olması).
- İbn İshâk, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Hacer-i Esved hakemliği rivayeti.
- İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Safâ tepesi olayı ve Nazr b. Hâris konuşması.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu Bed'i'l-Vahy, Hirakl-Ebû Süfyân diyalogu, Hadis No. 7.
- İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kübrâ, "el-Emîn" lakabı ile ilgili rivayetler.
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Îmân, Hadis No. 59 (Münafıklığın alâmetleri).