Bir mü'min intikama gücü yettiği halde hakkından vazgeçtiği an, kendi nefsinin değil Rabbinin terbiyesine teslim olduğunu gösterir. Affetmek bir zayıflık değil, en ağır bir erdemdir; çünkü insan tabiatına aykırıdır. Bu vaaz, Allah'ın "Afüv" ismi, Kur'an'ın affetme çağrısı ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayatından yaşanmış hoşgörü örnekleri ışığında affın hikmetini ele alıyor.
Allah'ın "Afüv" ve "Gafûr" İsmi
Afüv ismi, "kullarının günahlarını silip yok eden, hesap sormaktan vazgeçen" demektir. Esmâ-ül Hüsnâ'nın bu ismi Kur'an-ı Kerim'de Gafûr ismiyle birlikte geçer ve Allah Teâlâ'nın merhametinin sınırsızlığını anlatır:
ذَٰلِكَۖ وَمَنۡ عَاقَبَ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيۡهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورࣱ
— Hac Sûresi 22:60Bu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar.
Allah Teâlâ kullarını ümitsizliğe düşmekten men eder. Zümer Sûresi'nin meşhur âyetinde — Kur'an'ın "en ümit veren" âyeti olarak bilinir — şöyle buyurur:
۞قُلۡ يَٰعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ أَسۡرَفُواْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمۡ لَا تَقۡنَطُواْ مِن رَّحۡمَةِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَغۡفِرُ ٱلذُّنُوبَ جَمِيعًاۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
— Zümer Sûresi 39:53De ki: 'Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.'
Bu âyet "günah işleyin nasıl olsa affeder" anlamında değil, en büyük günahı işleyenlerin bile ümitsizliğe düşmeden tövbeyle Allah'a dönmeleri gerektiğini bildirir. Allah'ın affı kapısı tövbe için açıktır; pervasızlık için değil.
Hicr Sûresi'nde Allah Teâlâ Resûlü'ne kendisini tanıtmasını emreder:
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
— Hicr Sûresi 15:49Kullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu haber ver.
Kur'an'ın Mü'mine Affetme Çağrısı
Allah Teâlâ yalnız Kendisinin affedici olduğunu bildirmekle kalmaz, mü'minden de aynı erdemi ister. A'râf Sûresi'nde Peygamberimize üç maddelik bir talimat verilir:
خُذِ ٱلۡعَفۡوَ وَأۡمُرۡ بِٱلۡعُرۡفِ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡجَٰهِلِينَ
— A'râf Sûresi 7:199Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.
Bu âyet indiğinde Peygamberimiz Cibrîl'e (a.s.) bu âyetin manasını sordu. Cibrîl şöyle açıkladı: "Allah Teâlâ; sana haksızlık edeni bağışlamanı, sana vermeyene vermeni ve seninle ilgisini kesenle ilgilenmeni emrediyor." Bu üç pratik, affetmeyi soyut bir kavramdan günlük amele dönüştürür.
Furkan Sûresi'nde "Rahman'ın has kulları"nın tanımı yapılırken affediciliğin merkezi yeri açıkça görülür:
وَعِبَادُ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلَّذِينَ يَمۡشُونَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ هَوۡنࣰ ا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ ٱلۡجَٰهِلُونَ قَالُواْ سَلَٰمࣰ ا
— Furkan Sûresi 25:63Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevazı yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.
Şûrâ Sûresi de bu dengeyi koruyarak hak ile ihsan arasındaki sınırı çizer:
وَجَزَٰٓؤُاْ سَيِّئَةࣲ سَيِّئَةࣱ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
— Şûrâ Sûresi 42:40Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.
Kötülüğe aynıyla karşılık vermek bir haktır; insan bu hakkı kullandığında kınanmaz. Ancak bu hakkı kullanmamak, yani affetmek bir erdemdir — ecri Allah katındadır. Müslüman bireyin ahlâkî zirvesi de işte bu sınırın ötesindedir.
Mü'minin Tanımında Affedicilik
Âl-i İmrân Sûresi muttakîlerin (takva sahiplerinin) tarifini yaparken affediciliği üç temel erdemden biri olarak sayar:
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلۡكَٰظِمِينَ ٱلۡغَيۡظَ وَٱلۡعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
— Âl-i İmrân Sûresi 3:134Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.
Burada affediciliğin yanına "kâzımînel-gayz" — öfkesini yutan kişi — sıfatı eklenmesi anlamlıdır. Affetmek sadece dilin işi değildir; içeride yanmakta olan öfkenin de yatıştırılmasıdır. Yutulmayan öfke, dile gelmese de kalbi yaralar.
Bir hadis-i kudside şöyle buyurulur:
— Beyhakî, Şu'abu'l-Îmân, no. 7973Erdemliklerin en üstünü, seninle ilişkisini keseni senin arayıp sorman, seni mahrum bırakana senin ihsanda bulunman ve sana haksızlık edeni senin affetmendir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir başka hadisinde affın insanı yükselten boyutunu vurgular:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2588Sadaka malı eksiltmez. Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.
İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn'de Mûsâ aleyhi's-selâm'ın Allah'a şöyle sorduğunu nakleder: "Ya Rabbi, Senin yüce katında en aziz kulun kimdir?" Allah Teâlâ: "İntikama gücü yeterken affeden kimsedir," buyurmuştur. Yani affedicilik gücün yokluğu değil, sahip olunan gücün gönüllü olarak kullanılmamasıdır.
Anlatılan Kıssalar — Peygamberimizin (s.a.v.) Hayatında Af
Mekke'nin Fethi — En Büyük İntikam Fırsatı
Mekke ileri gelenleri (Kureyş) yıllarca Peygamberimize her türlü hakareti reva görmüştü: onunla alay etmiş, ölümle tehdit etmiş, yoluna dikenler sermiş, üzerine pislikler atmış, boynuna kemend atarak sürüklemiş, ona "sihirbaz" ve "kâhin" demişlerdi.
Mekke'nin fethedildiği gün, Peygamberimiz yıllarca süren bu zulmün intikamını alma imkânına kavuşmuştu. Şehir alınmış, eski düşmanları önünde diz çökmüştü. O gün halka şöyle sordu:
— Ey Kureyş topluluğu, şimdi size ne yapacağımı, nasıl davranacağımı sanırsınız?
Onlar bir ağızdan cevap verdiler: "Hayır umarız; sen iyi bir kardeş, cömert ve şerefli bir kardeş oğlusun."
Peygamberimizin cevabı, Hz. Yûsuf'un kardeşlerine söylediği âyetin lafzıyla geldi: "Yûsuf'un kardeşlerine dediği gibi ben de size; 'bugün sizi sorgulamak yok, haydi gidiniz, serbestsiniz' diyorum."
Bu sözler İslâm tarihinin en yüce afv anıdır. Yıllarca süren hakaret, savaş ve sürgün, tek bir cümleyle silinmiştir. Mekke fethi, askeri zafer kadar ahlâkî bir zaferdir.
Tâif Yolculuğu ve Dağlar Meleği
Mekke baskısının arttığı dönemde Peygamberimiz, Zeyd b. Hârise'yi yanına alarak Tâif'e gitti. Tâif'in üç reisi — Abd-i Yâlîl, Mes'ûd ve Habîb — Peygamberimize hakaret ettiler ve "Memleketimizden çık" dediler.
Tâifliler bununla kalmadılar. Şehrin ayak takımını üzerine saldırttılar. Yolun iki tarafına dizilen bu insanlar, Peygamberimizi taşa tuttular. Mübarek ayakları kana bulanana kadar atılan taşlardan dolayı oturup kaldığında, kendisini zorla ayağa kaldırıp yaralı ayaklarına yeniden taşlar attılar ve bu hâle gülerek eğlendiler. Hz. Peygamber hayatında bundan daha büyük bir eza görmemişti.
Peygamberimiz Mekke yolunda Karn-i Saalip denilen yerde otururken Cebrâil (a.s.) yanına geldi ve dağlar meleğini takdim etti. Dağlar meleği selâm verdikten sonra şöyle dedi:
— Ey Muhammed, eğer Ebu Kubeys ile Kayakân denilen şu iki dağın Tâif halkı üzerine çökmesini istersen emret.
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Resûlullah'ın cevabı şöyle oldu:
— Hayır, hayır, onu istemem. İstediğim odur ki, Allah bunların soyundan, yalnız Allah'a ibadet eden ve Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil yaratsın.
Yıllar sonra Müslümanlar Tâif'i kuşattığında Peygamberimiz şöyle dua etti: "Allahım, Tâif halkına doğru yolu göster ve onları Müslümanlara ilhak et." Tâif ileri gelenleri sonunda Müslüman oldular.
Necid Savaşı'nda Kılıçlı Bedevî
Peygamberimiz Necid Savaşı'ndan dönerken ağaçlı bir vâdide konaklamıştı. Bir semüre ağacının dalına kılıcını astı ve uyuya kaldı. Bir bedevî bu fırsattan yararlanarak kılıcı kınından çekti ve Peygamberimize hücum etti. Peygamberimiz uyandığında bedevî elinde kılıçla başında dikiliyordu.
— Ey Muhammed, şimdi seni elimden kim kurtarır? diye bağırdı bedevî.
Peygamberimiz hiç tereddüt etmeden cevap verdi:
— Allah kurtarır.
Bu cevabın azameti karşısında bedevînin elindeki kılıç yere düştü. Kılıcı alan Peygamberimiz bu sefer ona sordu:
— Seni benden kim kurtarır?
Bedevî: "Cezalandıranların hayırlısı ol," dedi. Peygamberimiz onu salıverdi. Bedevî arkadaşlarının yanına döndüğünde şöyle dedi: "İnsanların hayırlısının yanından geldim."
— Sahih al-Bukhari, Megâzî, no. 4135Cübbeyi Sertçe Çeken Bedevî
Enes b. Mâlik (ra.) anlatır: Peygamberimizle yürüyorduk. Üzerinde Necran kumaşından sert yakalı, kalın bir cübbe vardı. Bir bedevî yanına yetişip cübbesinden kuvvetlice çekti. Enes diyor: "Peygamberimizin ensesine baktım ki, bedevînin kuvvetli çekişinden cübbenin sertliği oraya iz bırakmıştı."
Bedevî kabaca seslendi: "Ey Muhammed, sendeki Allah malından bana verilmesini emret."
Peygamberimiz bedevîye döndü, güldü ve ona bir şey verilmesini emretti.
— Sahih al-Bukhari, Humus, no. 3149Bir insanın kabalığa gülümseyerek karşılık vermesi, basit görünen ama nefse en ağır gelen affediciliğin örneğidir.
Affın Hikmeti ve Mü'minin Yükselişi
Affetmek üç boyutlu bir kazançtır:
- Allah katındaki derece: "Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır" hadisi, affediciliğin uhrevî kazancını teyit eder.
- İnsanlar yanındaki itibâr: Affeden kişi etrafındaki insanların gözünde küçülmez, büyür. İntikam alan ise hakkını almış olsa bile sevilmez.
- Kalbin selâmeti: Affetmemek, zehirli bir bardağı kendi içip karşıdakine zarar vermesini beklemeye benzer. Affeden kişi kendi yarasını da iyileştirir.
Hz. Aişe (ra.) Peygamberimizi şöyle anlatır: "Peygamberimiz kendisi için intikam almazdı. Ancak Allah'ın yasaklarına uyulmadığında uymayanları cezalandırırdı."
Bu cümle affın sınırını da çizer: Şahsî hakkını affetmek erdemdir, Allah'ın hakkı söz konusu olduğunda susmak değil. Bir mü'min kendi nefsi için affedici, hak ve adâlet için tavizsiz olmalıdır.
VAAZ ile Affı Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Afüv ve el-Gafûr isimleri açıklamaları ve faziletleriyle birlikte yer alır. Affetmenin günlük pratiği için dua arşivindeki istiğfar ve tövbe duaları, günlük zikir rehberindeki "Estağfirullah" tesbihatı ile birlikte kullanıldığında etkili bir manevî alışkanlık oluşturur.
Affediciliğin yakın akrabası olan sabır için Sabır Vaazı, öfkeyi yenmenin yolu için Güzel Ahlak yazısına bakabilirsin.
Affetmek, mü'minin yüceldiği erdemdir. İntikam almakla kazanılan tek şey eşit kalmaktır; affetmekle ise hem karşıdaki kişinin hem kendi kalbinin önüne geçilir. Allah Teâlâ'nın "Sen af yolunu tut" emri, gücümüzün en üstün kullanımıdır.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Hac Sûresi 22:60, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi 39:53, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Hicr Sûresi 15:49, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, A'râf Sûresi 7:199, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Furkan Sûresi 25:63, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Şûrâ Sûresi 42:40, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi 3:134, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Megâzî, Hadis No. 4135 (Necid Bedevîsi).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Humus, Hadis No. 3149 (Cübbeyi çeken bedevî).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr ve's-Sıla, Hadis No. 2588 ("Af malı eksiltmez").
- Beyhakî, Şu'abu'l-Îmân, Hadis No. 7973 (Erdemlerin en üstünü).
- İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, Erdem ve Affedicilik bahsi.