İslâm dininin iki büyük gâyesi vardır: bir, eşi ve benzeri olmayan Allah'a ibâdet etmek; iki, O'nun bütün yaratılmışlarına — özellikle insana — iyi davranmaktır. Bu vaaz, dinimizin insan haklarına verdiği önemi, eşitlik âyeti olan Hucurât 49:13'ün nüzûl sebebinden başlayarak, hayat hakkı, mülk hakkı, kadın hakkı ve din özgürlüğü gibi temel başlıklar üzerinden — Vedâ Hutbesi'nin evrensel beyânları ışığında — ele alıyor.
Eşitlik Âyeti ve Sâbit b. Kays Olayı
Ashâbtan Sâbit b. Kays bir gün Peygamberimizin meclisine gelmiş, oturmak istediği yerde kendisine yer açmayan kişiye "Ey filân kadının oğlu" diyerek hakaret etmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) ona şöyle buyurdu: "Mecliste olanların yüzlerine bak." Sâbit baktı: "Ak, kara, kırmızı çehreler gördüm" dedi. Peygamberimiz, "Sen bunları; bu siyahtır Arap'tır, bu beyazdır Acem'dir, diye birbirine üstün kılamazsın. İnsanlar dîne bağlılıkları ve takvâları ile faziletlidirler diyebilirsin" buyurdu. Bunun üzerine Hucurât Sûresi'nin 13. âyeti nâzil oldu:
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ شُعُوبٗا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓاْۚ إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡ
— Hucurât Sûresi 49:13Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler hâline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır.
Peygamberimiz başka bir hadis-i şerifinde aynı hakikati farklı bir benzetmeyle özetler: "Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz; O sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Sahîh Müslim, Birr, no. 2564) Hâris b. Hişâm gibi Kureyş ileri gelenlerinin, Mekke fethinde Hz. Bilâl'in Kâbe üzerinde ezan okumasına şaşmaları — "Bu siyah köle nereye çıktı!" — Câhiliyye'nin renge dayalı üstünlük inanışının hâlâ kırılma sürecinde olduğunu gösterir. Peygamberimiz görevi Bilâl'e vermişti, çünkü kendisi sesi güzel ve İslâm'a samimiyetle inanmış kimseydi — ölçü ehliyet idi, neseb veya renk değil.
Allah Hakkı ve Kul Hakkı
İslâm dini "haklar"ı iki kısma ayırır: birinci ve en büyüğü Allah hakkıdır; ikincisi insan haklarıdır. Peygamberimiz, mü'minin kul hakkı üzerinde olduğu hâlde Allah'ın huzuruna çıkmasını istemezdi. Cenâze namazı kılmak üzere davet edildiği zaman bile ölünün kul borcu olup olmadığını sorardı; karşılanacak bir mal yoksa namazını kılmaz, böylelikle zenginleri o borcu üstlenmeye teşvik ederdi. Sahâbeden Ebû Katâde'nin bir cenâzenin borcuna kefil olduktan sonra Peygamberimizin namaza durması, bu titizliğin en bilinen örneğidir (Sahîh Buhârî, Havâlât, no. 2289).
Bu titizliğin sınırlarını çizen şu uyarı çok düşündürücüdür:
لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ، حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ
— Sahih Muslim, Birr, no. 2582Kıyâmet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır.
Bu hadisin sonu, insan haklarına dair en kuşatıcı tanımdır — bir hayvanın hakkı bile zâyî olmuyorsa, bir insanın hakkı nasıl olur?
Hayat Hakkı
Hayat hakkı, insan haklarının başında gelir. Kur'an'ın tabiriyle bir cana kıyan, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibidir:
مَن قَتَلَ نَفۡسَۢا بِغَيۡرِ نَفۡسٍ أَوۡ فَسَادٖ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعٗا وَمَنۡ أَحۡيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحۡيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعٗا
— Mâide Sûresi 5:32Kim bir cinâyet işlememiş, kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde fesat çıkarmamış olan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibidir; kim de bir kimsenin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları diriltmiş gibi olur.
Kısas — eşit cezâ — hükmü, hayat hakkının en sıkı koruyucusudur:
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ كُتِبَ عَلَيۡكُمُ ٱلۡقِصَاصُ فِي ٱلۡقَتۡلَىٰ
— Bakara Sûresi 2:178Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.
Peygamberimiz, kıyâmet günü insanlar arasında ilk görülecek dâvânın "kan dâvâsı" olacağını bildirmiştir (Sahîh Müslim, Kasâme, no. 1678). İntihar da bu hakkın ihlâli sayılır; kendi hayatına kıyan kişiye âhirette ne tür bir azabın hazırlandığını Peygamberimiz açık ifadelerle anlatmıştır.
Kur'an, insanın yaratılışındaki şerefi de açıkça tasrih eder:
وَلَقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِيٓ ءَادَمَ وَحَمَلۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ وَرَزَقۡنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ كَثِيرٖ مِّمَّنۡ خَلَقۡنَا تَفۡضِيلٗا
— İsrâ Sûresi 17:70Andolsun ki, Biz insanoğullarını şerefli kıldık; onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.
Mülk Hakkı, Kadın Hakkı ve Din Özgürlüğü
Herkesin mülk edinme hakkı vardır; kimse başkasının malına dokunmaya yetkili değildir. Kur'an haksız kazancı kesin bir hükümle yasaklar:
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً عَن تَرَاضٖ مِّنكُمۡ
— Nisâ Sûresi 4:29Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rızâ ile yapılan ticaretle yeyin.
Kadınların durumu da İslâm'ın getirdiği en köklü dönüşümlerden biridir. Câhiliyye'de kadınlar bir eşyâ gibi alınıp satılıyor, kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. İslâm kadına mülkiyet hakkı, miras hakkı, ehliyet hakkı tanıdı. Peygamberimiz Vedâ Hutbesi'nde özellikle bu konuya değindi: "Ey insanlar, kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Onları Allah emaneti olarak aldınız ve Allah'ın kelimesi ile kendinize helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır." (Sahîh Müslim, Hac, no. 1218)
İyi amelin karşılığı erkek-kadın ayırımı gözetmez:
مَنۡ عَمِلَ صَٰلِحٗا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنٞ فَلَنُحۡيِيَنَّهُۥ حَيَوٰةٗ طَيِّبَةٗ
— Nahl Sûresi 16:97Erkek veya kadın, inanmış olarak kim iyi iş yaparsa onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız.
Din özgürlüğü de İslâm'ın en açık ilkelerindendir:
لَآ إِكۡرَاهَ فِي ٱلدِّينِ
— Bakara Sûresi 2:256Dinde zorlama yoktur.
Peygamberlerin görevi sadece tebliğdir, baskı değil. Allah Teâlâ Resûlü'ne, "Sen hatırlat, sen onların üzerinde bir zorba değilsin" (Gâşiye 88:21-22) buyurur — peygamberin işi, gönüllere zorla girmek değil, hakikati öne koymaktır.
Anlatılan Kıssalar
Vedâ Hutbesi — Beşeriyetin İlk Evrensel Hak Beyânı
Hicrî 10. yılda yapılan Vedâ Haccı'nda Peygamberimiz Arafat'ta yaklaşık yüz yirmi bin sahâbenin huzûrunda dünyâ tarihinin ilk kuşatıcı insan hakları beyânını okudu. "Ey insanlar! Şu Zilhicce ayınızda, şu Mekke şehrinizde, şu bayram gününüz nasıl mukaddes ise, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da size haramdır." Sonra ekledi: "Arap'ın Arap olmayana üstünlüğü yok, Arap olmayanın da Arap'a üstünlüğü yok; siyahın kırmızıya, kırmızının siyaha üstünlüğü yok — üstünlük ancak takvâ iledir." Bu cümle, Hucurât 13. âyetin pratikte uygulanmış hâlidir; bin dört yüz yıl önce, İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi'nden çok önce.
Hz. Ömer ve Mısır Vâlisinin Oğlu
Halife Hz. Ömer'in adâleti, ona Müslüman olmayanların haklarını bile koruma hassasiyeti kazandırmıştı. Rivâyet edildiğine göre Mısır vâlisi Amr b. el-Âs'ın oğlu, koşu yarışında kendisini geçen bir Kıptî gencini "Sen mi beni geçeceksin, ben Arap eşrafının oğluyum!" diyerek kamçılamıştı. Olay Hz. Ömer'e ulaştığında, halîfe Kıptî gence kendi kamçısını verdirip vâli oğlunu eşit sayıda kamçı ile karşılığını almasını sağladı ve ardından meşhûr cümlesini söyledi: "Anneleri kendilerini hür doğurduğu hâlde, siz insanları ne zamandan beri köle ediniyorsunuz?" İnsanın doğuştan hürriyeti, Hz. Ömer'in bu cümlesinde keskin bir hükümle ifâdesini bulur.
Hz. Bilâl'in Mekke Fethinde Kâbe Üzerinde Ezânı
Mekke fethedildiği gün Peygamberimiz Hz. Bilâl'e Kâbe'nin üzerine çıkıp ezân okumasını emretti. Bilâl bu emri alır almaz çıktı ve okudu. Kureyş ileri gelenleri bunu hayretle izliyordu. Hâris b. Hişâm'a dönerek "Görmüyor musun, bu siyah köle nereye çıktı?" diyen oldu; bir başkası "İyi ki babam bugünü görmedi" dedi. Onların hayreti, renk ve soya dayalı üstünlük inancının nasıl köklü bir kısrâ-tisrâ kırılmasıyla karşılaştığının resmidir. Vahiy gelmedi denilen sıkıntılı zamanlarda Allah Resûlü için omuzlarında ezânın okunabildiği o günü, Bilâl gibi eski bir köleye lutfetti — bu Allah'ın eşitlik dersinin görsel ifâdesidir.
"Müflis" Hadisi — Kul Hakkının Âhiretteki Karşılığı
Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün sahabesine sordu: "Müflis kimdir, bilir misiniz?" Onlar "Bize göre müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir" dediler. Peygamberimiz cevap verdi:
— Sahih Muslim, Birr, no. 2581"Benim ümmetimden iflâs etmiş olan o kimsedir ki, kıyâmet gününde namaz ve zekât ile gelir. Fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş — bundan dolayı onun iyiliklerinden hak sahiplerine pay verilir. Üzerindeki kul hakları ödenmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir, sonra o cehenneme atılır."
Bu hadis-i şerif, kul hakkının âhirette nasıl muazzam bir hesâba dönüştüğünü anlatır. Dünyâda namaz kıldığını, zekât verdiğini düşünen bir mü'min — ama başkasının hakkını yemiş bir mü'min — o sevapların elinden alınıp hak sahiplerine taksim edildiğini gördüğünde, iflâsın gerçeğini o anda anlar.
VAAZ ile İnsan Haklarını Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu Allah Teâlâ'nın el-Adl (mutlak adâlet), el-Hakem (hüküm veren), ve el-Kerîm (cömert) isimlerini bu konunun ilâhî zemini olarak öne çıkarır. Kul hakkı endişesi taşıyan bir mü'minin günlük tövbe ve istiğfâr pratiği için dua arşivinden ilgili duâları okuyabilirsin. İçeriği derinleştirmek için emanet vaazı ile adalet ve insan onuru yazılarına da bakabilirsin.
İnsan hakları Allah katında bir emânettir. Dünyâda alacaklı çıkarmaz, alacaklıyı âhirete bırakırsak, o gün ne malın ne soy bağının ne de hatırın bir faydası olmayacaktır. Allah Teâlâ'dan kul hakkı ile O'nun huzuruna çıkmamayı, kul hakkı yememeyi ve helâl kazanca razı olmayı niyâz ediyoruz.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Hucurât Sûresi 49:13, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Mâide Sûresi 5:32, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:178 ve 2:256, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi 17:70, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:29, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nahl Sûresi 16:97, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Gâşiye Sûresi 88:21-22, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr ve's-Sıla, Hadis No. 2581 ("Müflis kimdir?") ve 2582 ("Boynuzsuz koyun").
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Hac, Hadis No. 1218 (Vedâ Hutbesi).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Havâlât, Hadis No. 2289 (Borçlunun cenâze namazı).