Kadere iman, mümini hem büyük bir iç huzura kavuşturan hem de en çok yanlış anlaşılan iman esaslarından biridir. Kimileri onu tembelliğin ve teslimiyetçiliğin gerekçesi sanır; oysa Kur'an ve sünnet, kaderi insanı sorumluluktan kaçıran değil, aksine çalışmaya, tevekküle ve sabra yönlendiren bir hakikat olarak takdim eder. Bu yazıda kaza ile kaderin ne anlama geldiğini, kadere imanın delillerini ve bu inancın insan iradesiyle ilişkisini kaynaklarıyla ele alıyoruz.
Kader ve Kazâ Ne Demektir?
Kelime olarak kader; bir şeye güç yetirebilmeyi, bir işi belirli bir oran ve ölçü içinde gerçekleştirmeyi, bir varlığın biçimini, sınırlarını ve vasıflarını tayin etmeyi, aynı zamanda onun kıymetini takdir etmeyi ifade eder. Dinî bir kavram olarak ise kader, Allah'ın olmuş ve olacak her varlığı ve olayı, bütün özellikleriyle birlikte öncesiz (ezelî) ilmiyle bilmesi ve hepsini belli bir ölçüye bağlayarak takdir etmesi demektir. Yani Allah, zamanı, yeri ve niteliği ne olursa olsun bütün varlık âlemini, daha o var olmadan önce eksiksiz bilir ve bir düzene bağlar.
Kazâ ise Allah'ın ezelde bu şekilde takdir ettiği şeyleri, vakti geldiğinde o takdire uygun biçimde var etmesi, planını fiilen hayata geçirmesidir. Böylece kader bir plan, kazâ ise o planın gerçekleştirilmesi olarak düşünülebilir. Ancak bu iki kavramın kullanımı ekollere göre değişir: Selef âlimleri ve Mâtürîdî kelâmcıları yukarıdaki ayrımı benimserken, Eş'arî âlimleriyle Müslüman filozofların çoğu tanımları âdeta ters çevirir; onlara göre kazâ Allah'ın ezelî ve toptan hükmünü, kader ise bu hükmün varlıklarda tek tek ortaya çıkmasını anlatır. Terimler hangi sırayla tanımlanırsa tanımlansın, ikisi birlikte Allah'ın kâinat üzerindeki ilim, irade ve yaratmasının bütününü ifade eder.
Kadere İman İmanın Şartlarından mıdır?
Evet. Kadere iman, Ehl-i Sünnet'in benimsediği altı iman esasından (âmentü) biridir. Bunun en açık delili, sahâbeden Ömer b. Hattâb'ın (r.a.) rivayet ettiği ve "Cibrîl hadisi" olarak bilinen meşhur rivayettir. Cebrail (a.s.) insan suretinde gelip Hz. Peygamber'e imanın ne olduğunu sorduğunda aldığı cevap, iman esaslarını tek tek sıralar:
— Sahih Muslim, Îmân 1, no. 8İman; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, bir de kadere, hayrına ve şerrine inanmandır.
Bu hadiste kadere iman, diğer beş esasla aynı cümle içinde ve aynı kesinlikte zikredilmiştir. "Hayrına ve şerrine" ifadesi önemlidir: mümin, hoşuna giden şeyler kadar hoşuna gitmeyen olayların da nihai olarak Allah'ın bilgisi, takdiri ve yaratmasıyla gerçekleştiğine inanır. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu da bu hadise dayanarak kader ve kazâya imanın imanın esaslarından olduğunu açıkça ifade etmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de Kader
Kur'an, kâinattaki her şeyin bir ölçü ve düzen içinde yaratıldığını sıklıkla vurgular. Kamer sûresinde bu hakikat en veciz biçimde ifade edilir:
— Kamer sûresi, 49Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.
Ardından gelen ayette Allah'ın buyruğunun tek ve anında gerçekleşen bir emir olduğu bildirilir: "Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter." (Kamer, 50). Diyanet tefsirine göre buradaki "ölçü", her şeyin hikmete uygun, sağlam bir düzen ve denge içinde ve Allah'ın ezelî ilminde bilinip belirlenen surete göre yaratılması demektir.
Başa gelen musibetlerin dahi önceden takdir edildiği ise Hadîd sûresinde açıkça haber verilir:
— Hadîd sûresi, 22Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılmış olmasın.
Bu ayetin devamında hikmeti de açıklanır: "Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve O'nun size verdikleriyle şımarmayasınız diye..." (Hadîd, 23). Yani kadere iman, elden çıkana aşırı hayıflanmayı da ele geçene aşırı sevinip böbürlenmeyi de dengeleyen bir olgunluk kazandırır. Aynı anlayış, "De ki: Allah bize ne yazmışsa başımıza ancak o gelir, O bizim mevlâmızdır." (Tevbe, 51) ayetinde tevekkülün temeli olarak da karşımıza çıkar.
Kaderin Merhaleleri: İlim, Kitâbet, İrade ve Halk
Ehl-i Sünnet âlimleri kaderi, birbirini tamamlayan dört merhalede ele alır:
- İlim: Allah, olacak her şeyi, henüz meydana gelmeden önce ezelî ilmiyle bilir. İnsanın hür iradesiyle yapacağı tercihler de bu bilginin kapsamındadır. Ancak Allah'ın bir fiili önceden bilmesi, o fiili yapmaya kulu zorlaması anlamına gelmez; bilmek, mecbur etmek değildir.
- Kitâbet: Allah'ın ezelî ilminde bilinen her şey Levh-i Mahfuz'da yazılıdır. Yukarıda geçen Hadîd sûresi 22. ayet bu yazıya işaret eder.
- İrade (Meşîet): Her şey, Allah'ın hikmete dayalı dilemesiyle vücut bulur; O'nun dilemediği hiçbir şey gerçekleşmez.
- Halk (Tekvîn): Fiillerin ve varlıkların gerçek yaratıcısı yalnızca Allah'tır. İnsan ise kendi fiillerini işlerken cüz'î iradesiyle bir yön ve tercih ortaya koyar.
Bu dört merhale birlikte düşünüldüğünde kader, kör bir zorlama değil; ilim, hikmet, irade ve yaratmanın kuşattığı ilâhî bir nizamdır.
Kader ve İnsanın Sorumluluğu: Cüz'î İrade
Kadere imanın en çok yanlış anlaşılan tarafı, onun insanı sorumluluktan kurtardığı zannıdır. Hâlbuki İslam âlimleri, Allah'ın insanı, önünde farklı seçenekler bulunan fiillerden dilediğini seçip yapabilecek şekilde yarattığını belirtir. İnsana verilen bu tercih gücüne cüz'î irade denir. Kul, bu iradesiyle bir işe yöneldiğinde, o fiili yaratan Allah olsa da tercihin sorumluluğu kula aittir.
Bu yüzden hiç kimse, "Allah böyle takdir etmiş, ben ne yapayım?" diyerek günah işleyemez; işlediği günahın ardından da kaderi bir mazeret olarak öne süremez. Zira insan, aklı ve iradesiyle sorumlu tutulan; kendisine peygamberler ve kitaplar aracılığıyla doğru ile yanlışın bildirildiği bir varlıktır. Kader, insanın önündeki yolları kapatan değil, o yollar arasında seçim yaptıktan sonra neticeyi Allah'ın yarattığını hatırlatan bir hakikattir.
Nitekim bir hadiste her şeyin bir takdire bağlı olduğu, insanın acizliğinin de beceriminin de bu takdir dâhilinde bulunduğu bildirilir:
— Sahih Muslim, Kader, no. 2655Her şey bir kadere (takdire) göredir; hatta acizlik ve beceriklilik bile.
Kadere İman Mümine Ne Kazandırır?
Kadere iman, mümini iki uçtan da korur: başına gelen sıkıntılarda ümitsizliğe düşmekten ve elde ettiği nimetlerde şımarıp kibirlenmekten. Elinden geleni yaptıktan sonra neticeyi Allah'a havale eden mü'min, sonuç ne olursa olsun iç huzurunu korur. Bu inanç; musibetler karşısında sabır ve tevekkül bilincini, nimetler karşısında ise şükrü besler. Kadere teslim olmuş bir gönül, "Allah'ın takdirinde mutlaka bir hayır vardır" diyerek hem daha dirençli hem de daha huzurlu olur.
Bu teslimiyet asla çabayı bırakmak anlamına gelmez. Tam tersine, sonucu Allah'a bıraktığını bilen kişi, üzerine düşen sebepleri en güzel şekilde yerine getirmeye daha çok gayret eder. Kadere iman ile tevekkül böylece birbirini tamamlar: kul sebeplere sarılır, kalbini ise yalnızca Allah'a bağlar.
Sonuç
Kaza ve kadere iman, Allah'ın ilim, irade, kudret ve yaratma sıfatlarına duyulan imanın tabii bir sonucudur ve imanın altı esasından biridir. Bu inanç, insanın iradesini ve sorumluluğunu iptal etmez; aksine ona hem gayret etme hem de neticeye rıza gösterme olgunluğunu kazandırır. Konunun itikadî inceliklerinde tereddüde düşenler, bağlayıcı bir görüş için Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yetkili dinî mercilere başvurmalıdır; bu yazı bir fetva değil, kaynaklara dayalı genel bir bilgilendirmedir. Daha fazlası için sitemizdeki Kur'an-ı Kerim ve hadis bölümlerini ve iman esasları üzerine vaazımızı inceleyebilirsiniz.
Kaynakça
- Kamer sûresi, 49-50 — kuran.diyanet.gov.tr (Diyanet İşleri Başkanlığı Meali ve Tefsiri).
- Hadîd sûresi, 22-23 — kuran.diyanet.gov.tr (Diyanet İşleri Başkanlığı Meali ve Tefsiri).
- Tevbe sûresi, 51 — kuran.diyanet.gov.tr (Diyanet Meali).
- Sahih Müslim, Îmân, Hadis No. 8 (Cibrîl hadisi) — Ömer b. Hattâb'dan; hadeethenc.com ve Nevevî'nin Kırk Hadis'i, 2. hadis.
- Sahih Müslim, Kader, Hadis No. 2655 — Abdullah b. Ömer'den; hadeethenc.com (sahih).
- "Kader" maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDV) — islamansiklopedisi.org.tr.
- "Kader ve kazaya inanmak iman esası mıdır?" — Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, kurul.diyanet.gov.tr.