Zulüm, bir şeyi yerinden başka bir yere koymak demektir; adâletin "her şeyi yerli yerine koyma" tanımının tam tersidir. Allah Teâlâ kendisine zulmü haram kılmış ve kullarına da haram kılmıştır. Bu vaaz, zulmün üç çeşidini — şirk, kendi nefsine kıyma, başkasına haksızlık — ve kul hakkının kıyamette nasıl müflis doğurduğunu Kur'an ve sünnetin ışığında ele alır.
Zulmün Tarifi — Yerini Bozmak
Lügatte zulüm, bir şeyi olması gereken yerden başka bir yere koymak demektir. Şer'î anlamı da bu kavramı korur: hakkın sahibinin elinden alınması, ya da hakkın olmaması gereken yere geçirilmesidir.
Adâlet, her hakkı sahibine vermektir; zulüm bu çizginin ihlâlidir. Aynı kelime hem Allah'ın hakkını ihlâl (şirki), hem kendi nefsine zarar vermeyi (günah), hem başkasının hakkını çiğnemeyi (haksızlık) kapsar. Kur'an bu üç anlamı da kullanır.
Hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ doğrudan şöyle buyurur:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2577Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.
Allah Teâlâ Kendisine bile haram kıldığı bir şeyi kuluna mubah kılmaz.
Allah Zulümden Habersiz Değildir
Mü'minin zulüm karşısında ümitsiz görünmesinin de yeri yoktur. Allah'ın zalimi ihmâl ettiği değil, ertelediği bildirilir:
وَلَا تَحۡسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعۡمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَۚ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمۡ لِيَوۡمࣲ تَشۡخَصُ فِيهِ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
— İbrâhim Sûresi 14:42Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Onları, gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
Mü'min Sûresi mazlumun ihtiyaç duyduğu teselliyi verir:
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡأٓزِفَةِ إِذِ ٱلۡقُلُوبُ لَدَى ٱلۡحَنَاجِرِ كَٰظِمِينَۚ مَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ حَمِيمࣲ وَلَا شَفِيعࣲ يُطَاعُ
— Mü'min Sûresi 40:18Onları yaklaşan kıyamet günüyle uyar; o gün yürekler ağıza gelir, tasadan yutkunurlar. Zalimlerin ne dostu ne de dinlenecek bir şefaatçisi olur.
Zulüm Üç Çeşittir
A. Allah'a Karşı Zulüm — Şirk
Allah'ın hakkı olan ibadeti, başka bir varlığa yöneltmek en büyük zulümdür — çünkü hakkı olmayanı vermek demektir. Lokman aleyhi's-selâm oğluna nasihatinde der ki:
يَٰبُنَيَّ لَا تُشۡرِكۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّ ٱلشِّرۡكَ لَظُلۡمٌ عَظِيمࣱ
— Lokman Sûresi 31:13"Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma; çünkü ortak koşmak büyük bir zulümdür."
Bu zulüm Allah'a verilmesi gereken hakkı O'ndan başkasına vermektir. Ancak Allah, kullarının kendisine yaptığı bu zulmü dahi tövbe ile bağışlayabileceğini bildirir:
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغۡفِرُ أَن يُشۡرَكَ بِهِۦ وَيَغۡفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ
— Nisâ Sûresi 4:116Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.
Yani şirk üzerinde ölünmediği müddetçe — tövbe ile bu zulümden dönülebilir.
B. Kendi Nefsine Zulüm — Günah
Allah, insanı yaratıkların en şereflisi kılmış; kâinatı onun istifadesine sunmuş; Peygamberlerle yolunu göstermiştir. Bu şerefli yaratık, Allah'ın yasaklarını çiğneyip kendini cehennemin yolcusu yaptığında kendine zulmetmiş olur — Allah'ın aziz kıldığını zelil kılmıştır.
Kur'an günah işleyenleri sık sık zalimu nefsihi (kendi nefsine zulmeden) olarak adlandırır. Yûnus aleyhi's-selâmın da kendi başına gelen denizdeki musibetten sonra yaptığı duâ böyle başlar: "Sen Sübhânsın; ben hakikaten zalimlerden oldum" (Enbiyâ 21:87).
Hz. Peygamber günahın gönülde bir kir-leke bıraktığını, tövbeyle bunun temizleneceğini bildirir. Bu yüzden bir kişinin günah işlediğinde önce kendisine zulmettiğini hatırlaması, tövbenin başlangıcıdır.
C. Başkasına Zulüm — Kul Hakkı
Müslüman, herkes ile iyi geçinir, kimseye haksızlık etmez, kimseye haksızlık yapılmasına da razı olmaz. Peygamberimiz buyurur:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2564Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (musibet zamanında) yalnız bırakmaz, ona yalan söylemez ve onu hor görmez.
Bu üçüncü çeşit zulüm — başkasına haksızlık — kıyamete tehir edilmez, oraya kadar birikir. Çünkü kul hakkı, Allah'ın kendisinin değil sahibinin affedebileceği bir borçtur.
Kul Hakkı — Kıyamette Müflisi Doğuran Şey
Ebû Hüreyre (ra.) anlatır: Peygamberimiz sordu:
— Biliyor musunuz, müflis kimdir?
— Bizce müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler.
Peygamberimiz cevap verdi:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2581Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât amelleriyle gelir. Fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüştür. Bunun üzerine onun iyiliklerinden bu adamların her birine verilir. Üzerindeki haklar ödenmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir; sonra cehenneme atılır.
Müflis hadisi bütün hesap gününün özetidir. Çok namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş bir mü'min — kul hakkı temizlenmediği sürece — sermayesi sıfırlanmış olarak ahirete varabilir. Kul hakkı namazdan, oruçtan, zekâttan büyüktür; çünkü onu Allah değil sahibi affedebilir.
Mazlumun Duâsı ve Perdesizliği
Zulmedilenin Allah katındaki yeri özeldir. Peygamberimiz buyurur:
— Sahih al-Bukhari, Mezâlim, no. 2448Mazlumun duâsından sakın; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.
Hadiste "günahkâr olsa bile" eklenmesi anlamlıdır — mazlumun şahsî günahları, hakkını isteme hususundaki perdesizliğini engellemez.
Üç sınıfın duâsı geri çevrilmez:
— Sünen et-Tirmizî, Da'avât, no. 3598Üç sınıf insan vardır ki duâları geri çevrilmez: oruçlu iftar ederken, âdil yönetici, ve mazlum. Allah mazlumun duâsını bulutların üstüne çıkarır, semâ kapıları ona açılır; Rab "İzzetim hakkı için, bir zaman sonra da olsa elbette sana yardım ederim" buyurur.
Anlatılan Kıssalar — Zulmün Vechesi
Bir Karış Yer — Yedi Kat Yerin Halkası
Hz. Aişe (ra.) anlatır: Ebû Seleme ile kavminden bazıları arasında bir yer hakkında anlaşmazlık çıkmıştı. Hz. Aişe Ebû Seleme'ye dedi ki: "Ey Ebû Seleme, haksız olarak bir yer almaktan sakın. Çünkü Peygamberimiz buyurdu:"
— Sahih al-Bukhari, Mezâlim, no. 2453Kim ki başkasına ait bir yerden bir karış kadar bir yere tecavüz ederse, kıyamet gününde yedi kat yerden (isabet eden toprak) o tecavüz edenin boynuna halka gibi geçirilir.
Bir karış toprak — günümüzde belki tartışılmayacak kadar küçük bir miktar — Allah katında yedi kat yerden alınan bir yük olarak geri döner. Mü'min, sınırı bilmek için kendi vicdanına değil, hak sahibinin onayına bakar.
Misvak Çubuğu Kadar Bir Hak
Bir başka hadiste de Peygamberimiz şöyle bildirdi: "Bir kimse yemin ederek bir müslümanın hakkını zimmetine geçirirse, Allah ona cehennemi vâcip kılar."
Bir adam: "O hak değersiz bir şey ise de mi?" diye sordu.
Peygamberimiz: "İsterse misvak ağacından bir dal parçası olsun."
— Sahih Muslim, Îmân, no. 137Hak hakkıdır — büyüklük veya küçüklük onu değiştirmez. Bir kibrit kutusu veya bir misvak — sahibinin rızası olmadan zimmetinden geçirildiğinde — kıyamette ödenmesi gereken bir borçtur.
Boynuzlu Koyunun Boynuzsuza Hakkı
Peygamberimiz hak ölçüsünün ne kadar ince işlediğini şu meşhur cümleyle gösterir:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2582Haklar kıyamet gününde sahiplerine iade edilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü alınacaktır.
İki dilsiz hayvan arasında bile geçen bir zulüm hesap gününde sahibine geri verilirken, akıl ve dil sahibi insanların hakları hakkında ihmâl tahayyül edilemez.
Karşılık Vermek Hakkın; Affetmek İhsanın
Allah Teâlâ zulüm karşısında mazlumun seçeneklerini açıkça koyar:
وَجَزَٰٓؤُاْ سَيِّئَةࣲ سَيِّئَةࣱ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
— Şûrâ Sûresi 42:40Bir kötülüğün karşılığı, ona denk bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun mükafatı Allah'a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.
Aynı sûre devam eder:
وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعۡدَ ظُلۡمِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَا عَلَيۡهِم مِّن سَبِيلٍ ... وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ
— Şûrâ Sûresi 42:41-43Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimseye karşı bir yol yoktur... Ama kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir.
Karşılık hakdır, ama affetmek azmedilmeye değer işlerdendir. Mü'min misillemeyi kullanma hakkını korur, ama yüksek erdemin tercih ettiği yol — Allah'ın katındaki ecrin daha büyük olduğu yol — affetmektir.
Hz. Ebû Bekir ve Şeytan'ın Geldiği An
Peygamberimizin huzurunda bir adam Hz. Ebû Bekir'e (ra.) hakaret etmişti. Hz. Ebû Bekir susmuş, karşılık vermemişti. Adam ısrar edince, Hz. Ebû Bekir nihayet karşılık verdi. Bu anda Peygamberimiz meclisten kalkıverdi. Hz. Ebû Bekir:
— Yâ Resûlallah, o bana söverken oturuyordunuz, ben karşılık verince kalktınız.
Peygamberimiz: "Evet. Bir melek senin tarafından ona cevap veriyordu. Sen karşılık verince o melek gitti, şeytan geldi; şeytan gelince ben de oturmadım."
— Sünen Ebû Dâvûd, Edeb, no. 4896Bu hadis hakkı kullanmanın bile kalbi kirletme riski taşıdığını gösterir. Karşılık vermek caizdir, ama suskun kalmak Allah'a daha yakındır.
Kul hakkı, Allah hakkından daha bağışlanması zordur — çünkü Allah, kullarına ait olan hakkı kullarının izni olmadan affetmez. Bu yüzden mü'minin günlük muhasebesinde "Bugün kimseye haksızlık ettim mi?" sorusu, "Bugün hangi günahları işledim?" sorusundan önce gelmelidir. Eğer bir kişinin hakkı omuzlarda kalmışsa, en kısa zamanda gidip helâllik almak — kıyametten önce — vâciptir.
Mü'minin Pratiği — Adâlet, Şüphede Geri Durma, Helâllik
Üç pratik:
- Şüphedeyse al değil ver: Bir hak konusunda tereddüt ediyorsan, kendi lehine değil karşı tarafın lehine yorum yap. Allah Teâlâ buyurur: "Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder" (Talâk 65:2).
- Mazlumu yalnız bırakma: Peygamberimizin emri: "Mümin kardeşine, ister zalim olsun ister mazlum, yardım et." "Mazluma yardım ederiz, ama zalime nasıl?" diye sorulunca: "Onun elini tutar, zulümden vazgeçirirsin."
- Kıyamete bırakma, bugün helâllik al: Bir kimsenin malına, ırzına veya canına dair en küçük bir hak omuzunda kalmışsa, dinar-dirhem olmayan günden önce ondan helâllik al. Aksi hâlde iyiliklerin onun günahlarını çekmek üzere transfer edilir.
VAAZ ile Adâleti Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Adl (mutlak adâlet sahibi) ve el-Mukassit (insanlar arasında adâleti tesis eden) isimleri, mü'minin günlük muhakemesinin pusulasıdır. Dua arşivindeki zulümden Allah'a sığınma duaları ve mazlum için yapılan istiâze, kalbinde zulümle bağlantısı olan bir endişe gördüğünde başvurulacak kaynaklardır.
İlgili konular için Affetmek Vaazı — mazlumun hakkını affetmenin fazileti — ve Yalan ve İftira Vaazı — başkasının ırzına dil uzatmanın zulüm boyutu — yazılarına bakabilirsin. Ahlâkın bütüncül çerçevesi için Güzel Ahlak pillar yazısı uygundur.
Zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır (Sahîh-i Müslim, Birr 2579). Mü'min, bu karanlığı kendi defterine yazmamak için bugün — kıyametten önce — herkesin hakkıyla yüzleşmek mecburiyetindedir. Bir karış toprak için, bir misvak çubuğu için, bir incitici söz için. Allah hiçbirimizi müflis durumuna düşürmesin.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Lokman Sûresi 31:13, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, İbrâhim Sûresi 14:42, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Mü'min Sûresi 40:18, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Şûrâ Sûresi 42:40-43, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:148, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nisâ Sûresi 4:116, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Mezâlim, Hadis No. 2444 (Zalime de mazluma da yardım et).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Mezâlim, Hadis No. 2448 (Mazlumun duâsından sakın).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Mezâlim, Hadis No. 2449 (Bugün helâllik al).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Mezâlim, Hadis No. 2453 (Bir karış yerin halkası).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Îmân, Hadis No. 137 (Misvak dalı kadar hak).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2564 (Müslüman müslümanın kardeşidir).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2577 ("Zulmü kendime haram kıldım").
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2581 (Müflis kimdir).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2582 (Boynuzlu koyunun öcü).
- Sünen et-Tirmizî, Kitâbu'd-Da'avât, Hadis No. 3598 (Üç sınıfın duâsı).
- Sünen Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Edeb, Hadis No. 4896 (Hz. Ebû Bekir ve şeytan).