Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
Authentic hadith sources, categorized, with original Arabic text and Turkish translation.
عن أم سلمة رضي الله عنها قالت: «جاءت أمُّ سُلَيمٍ امرأةُ أَبِي طَلحة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، إنَّ الله لا يَسْتَحيِي من الحَقِّ، فهل على المرأة من غُسْلٍ إِذَا هِيَ احْتَلَمَت؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : نعم، إِذَا رَأَت المَاء».
“Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- şöyle dedi: Ebû Talha'nın hanımı Ümmü Süleym, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kuşkusuz Allah, hakkın söylenmesinden haya etmez. Bir hanım ihtilam olduğu zaman gusül abdesti alması gerekir mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Suyu (meniyi) gördüğü zaman evet (alması gerekir).» buyurdu.”
Abdullah b. Ebî Evfâ -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- düşmanla karşılaştığı gazalardan birinde güneş tepe noktasından batıya doğru meyledinceye kadar bekledi, sonra kalktı ve: “Ey müslümanlar! Düşmanla karşılaşmayı arzu etmeyiniz; Allah’tan âfiyet dileyiniz. Fakat düşmanla karşılaşınca da sabrediniz ve biliniz ki, cennet kılıçların gölgesi altındadır” buyurdu. Sonra Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dua etti: “Ey kitab’ı (Kur’an’ı) indiren, bulutları gökyüzünde gezdiren ve düşman saflarını darmadağın eden Allah’ım, şu düşmanı perişan et ve bizi onlara karşı muzaffer kıl!”
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anuma- dedi ki: Ömer -radıyallahu anh-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in minberinde şu açıklamayı yaptı: "Ey insanlar! İçkinin haram olduğu hükmü inmiştir. Bilesiniz ki bu içki beş şeyden; üzümden, hurmadan, baldan, buğdaydan ve arpadan yapılmaktadır. (Oysa) hamr (içki), aklı örten şeydir. Üç şey vardır ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu üç şey hakkında üzerinde karar kılacağımız bir açıklama yapmadan bizden ayrılıp (öbür âleme) gitmemesini ne kadar isterdim. Dedenin mirası, kelâle (çocuğu ve babası olmayıp ölen kişinin mirası) ve ribâ bölümünden bazısı.
Âişe -radıyallahu anhâ- şöyle dedi: Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar: Bu konuyu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları: Buna Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sevgilisi Üsâme b. Zeyd'den başka kimse cesaret edemez, dediler. Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah ile konuştu. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Üsâme’ye: Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?" diye sordu; sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti: Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.''Başka bir lafızda:''Bir kadın ödünç şeyler alır ve onu inkar ederdi.Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- elinin kesilmesini emrettti.''
Ebû Sa'lebe el-Huşenî -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gelip, Yâ Rasûlullah! Biz kitâb ehli bir kavmin diyarında bulunuyoruz. Biz müslümânlar bunların kaplarını kullanıp içlerinde yemek yiyebilir miyiz? Yine ben bir av sahasında bulunuyorum, yayımla, eğitilmemiş köpeğimle ve eğitilmiş köpeğimle avlanıyorum. Benim için doğru olan nedir? diye sordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: "Kitâb ehlinin kapları ile ilgili: Eğer siz kitâb ehli kaplarından başka yemek kapları bulursanız, onların kaplarından yemeyiniz! Eğer başkasını bulamazsanız, yıkayıp, onların içinde yiyiniz. (Av mes'elesine gelince) Yayınla, okunla Allah adını anarak avlarsan, onu ye! Allah adını zikrederek eğitimli köpeğinle avladığın avın etini de ye! Eğitilmemiş köpeğinle avladığında avı (diri iken) yetişip boğazlarsan, onu da ye!"
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- 'den rivayet edildiğine göre,Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:''Allah Teâlâ kendi yolunda cihada çıkan kimseye, onu sadece benim yolumda cihad, bana îman, benim rasullerimi tasdîk için yola çıkarmıştır, buyurarak kefil olur. Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmek için hemen sevabını ve güzel karşılığını vermiştir. (Müslim'deki rivayette kefil olmuştur).Müslim'deki rivayette:Daha sonra şöyle buyurdu:''Allah yolunda cihad eden kimsenin benzeri, -Allah Teâlâ kendi yolunda cihad edeni en iyi bilendir- gündüzleri oruç tutan, geceleri namaz kılan, Allah'ın âyetlerine hakkıyla itâat eden ve Allah yolunda cihad eden kimse, cepheden dönünceye kadar, namaza ve oruca hiç bir şekilde ara vermeyen kimsenin benzeridir.Allah, o kimseyi şehid olursa cennete koymaya, gazi olursa manevî ecre ve dünyalık ganimete kavuşmuş olarak, evine döndürmeye kefil olmuştur."
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: "Merru'z-Zahrân denilen yerde bir tavşanı ürkütüp kaçırdık. İnsanlar onun arkasından koştular. Ben de ona yetişip yakaladım ve tavşanı Ebû Talha’ya getirdim. Onu kesti bir budunu veya kalçasını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e gönderdi ve O'da bunu kabul etti."
Ümmü Seleme -radıyallau anhâ-’ dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- evinin önünde bağrışan hasımları duydu. Onlara çıkıp şöyle dedi: «Ben sadece bir beşerim. Sizler bana yargılanmak üzere geliyorsunuz. Belki sizden biriniz, delilini getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı olabilir. Ben de dinlediğime göre, o kimsenin lehinde hüküm verebilirim. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem bu hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın.»
İbn Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- adağı yasakladı ve şöyle buyurdu: «Adak, bir hayır getirmez. Ancak cimri kişiden adağı sebebiyle bir mal çıkarılır.»
Ebû Mûsâ el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Eş'ari kabilesinden bir grubun arasında, kendisinden binek istemek üzere, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına geldim. Ancak Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah'a yemin ederim ki, size binek vermeyeceğim. Zaten verecek bineğim de yok» diye buyurdu. Biz, Allah'ın dilediği kadar bir müddet bekledik. Bu arada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e üç adet beyaz alınlı deve getirildi. Biz de bunlara bindik. Ancak aramızdan bazıları: "Vallahi, bunlar bize bereket getirmeyecek. Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den binek istemeye gittiğimizde o, bize binek vermeyeceğine dair yemin etmişti. Ama daha sonra bize binmemiz için bu hayvanları verdi. dediler. Ebû Musa dedi ki: Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndük ve ona aramızda geçen konuşmayı aktardık. Şöyle buyurdu: «Size bu binekleri ben vermedim, Allah verdi. Ben Allah'a yemin ederim ki bir hususta yemin eder ancak başka bir şeyin daha hayırlı olduğunu görürsem o zaman yeminimin kefaretini vererek hayırlı olanı işlerim.»
Abdullah b. Mes'ud -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde insanlar arasında görülecek ilk dava, kan dökmeyle ilgili olanlardır.»
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Necid tarafına bir fırka asker gönderdi. Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ- da bu askerî birlik içinde bulundu. Bu askerler birçok deve ve koyun ganimet aldılar. Her bir askerin hissesine oniki deve düştü. Bu hisselerine ilâve olarak kendilerine birer deve de (Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ait beşte bir hisseden) ihsan buyrulmuştu.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hırsızın eli, çeyrek dinar ve daha fazlasında kesilir.»
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Ebû Süfyân'ın karısı Hind bint Utbe (Bir gün gelerek); "Ey Allah'ın Rasûlü! Ebû Süfyân cimri bir adamdır. Bana ve çocuklarıma yetecek miktarda (nafaka) vermiyor. Durumu idare için, onun haberi olmadan malından aldım. Bundan dolayı bana bir günah var mıdır?" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Örfe göre sana ve çocuklarına yetecek miktarda al!»
Cabir b. Abdillah -radıyallahu anhumâ- şöyle demiştir: Ensar'dan bir adam, kendisine ait olan bir köleyi müdebber olarak (kendisinin ölümü şartı ile) âzâd etmişti. Başka bir lafızda Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ashabından birisinin müdebber olarak azad ettiği kölesinin haberi ulaşınca -o kimsenin bundan başka malı yoktu- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, onu sekiz yüz dirheme sattı. Sonra da parasını Ensar'dan olan o adama gönderdi.
Sehl b. Sa'd es-Sâidî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda bir gün hudut nöbeti tutmak, dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır. Sizden birinizin kamçısının Cennet'teki yeri, dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır. Kulun, Allah Teâlâ'nın yolunda akşamleyin veya sabah erken vakitteki yürüyüşü de dünyadan ve dünya üzerindeki şeylerden daha hayırlıdır.»
Ebû Hureyre -radıyallahau anh- ve Zeyd b. Halid el-Cühenî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'e zina eden evlenmemiş bir cariyenin hükmü soruldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ona deynekle vurun. Sonra yine zina ederse, ona yine deynekle vurun. Sonra yine zina ederse, ona yine deynekle vurun. Sonra onu kıldan örülmüş bir ip karşılığında da olsa satınız!» buyurdu. Ebû Şihâb söyle demiştir: Ben üçüncü defadan sonra mı yahut dördüncü defadan sonra mı satınız buyurduğunu bilmiyorum, demiştir.
Ebû Mûsâ -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: Bir adam cesaretini göstermek, diğeri milletini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu cevabı vermiştir: « Kim Allah'ın sözü (İslam) yücelsin diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.»
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Abdurrahman b. Avf ve Zübeyr b. Avvam, birlikte bulundukları bir savaşta vücutlarındaki bitlerden dolayı Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şikâyette bulundular. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, onların ipek gömlek giymelerine izin verdi. Enes -radıyallahu anh-, ipek gömleği ikisinin sırtında da gördüm, demiştir.
Enes -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- boynuzlu ve alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir getirdi ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: "Uhud Savaşı günü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'e gösterildim. Ben o zaman on dört yaşındaydım. Bana izin vermedi. Hendek günü ona gösterildim. O zaman on beş yaşındaydım. Bana izin verdi."
Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda sabah ya da akşam cihâd için bir yürüyüş; güneşin üzerine doğup, battığı her şeyden daha hayırlıdır.» Enes -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah yolunda sabah ya da akşam cihâd için bir yürüyüş; dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır.»
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre:dedi ki:''Ben,Hâlid İbnu'l-Velîd -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile beraber Meymûne'nin evine girdik. Akabinde kızartılmış keler getirildi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini ona doğru uzattı. Tam bu sırada kadınlarından biri: Rasûllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yemek istediği şeyin ne olduğunu haber verin, dedi. Oradakiler bu kelerdir yâ Rasûlallah! Dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- elini kelerden kaldırdı. (Hâlid b. Velîd -radıyallahu anh- dedi ki:) Ben: Bu haram mıdır yâ Rasûlallah? diye sordum. Rasûlullah: "Hayır, lâkin bu benim kavmimin arazîsinde yoktur. Onun için ben kendim için bunu yemeyi hoş bulmam (kendimi tiksiniyor hissederim)" buyurdu. Bunun üzerine ben o keleri kendime doğru çektim de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bakarken onu yedim, demiştir.
Zehdem b. Mudarrib el-Cermî şöyle demiştir: Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'ın yanındaydık. Bir sofra getirilmesi istedi ve üzerinde tavuk eti bulunan bir sofra geldi. Teymoğullarından kızıl tenli bir adam meclise geldi. Azatlı kölelere benziyordu. Ebû Musa adama: Sofraya yaklaş dedi. Adam ağırdan aldı. Ebû Musa bir kez daha : Sofraya yaklaş, şüphesiz ki ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem'i bundan (tavuk etinden) yerken gördüm dedi.
Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer -radıyallahu anh-'a falanca kimsenin şarâb sattığı haberi ulaştı. Bunun üzerine Ömer -radıyallahu anh-: Allah o falancayı öldürsün! O, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in "Allah Yahûdîler'in canlarını alsın; onlara iç yağları haram kılındı da onlar bu yağları erittiler ve sattılar" buyurduğunu bilmez mi? dedi.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: Süleyman b. Davûd -aleyhisselam- şöyle demiştir: "Bu gece yetmiş hanımımı dolaşacağım. Her biri, Allah yolunda cihad edecek bir mücahit doğuracaktır. Ona inşallah de denildi ama demedi. Bütün hanımlarını dolaştı. Hanımlarından birisi dışında hiç biri hamile kalıp doğum yapmadı. O da eksik bir çocuk dünyaya getirdi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- : Şayet Süleyman inşallah demiş olsaydı yemininde yalancı çıkmayacaktı ve İhtiyacına ulaşacaktı.
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ganimet mallarını dağıtırken at için iki hisse, asker için bir hisse ayırdı.”
Kâ'b b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Tövbemin kabul edilmesine şükran olarak bütün malımı Allah ve Rasûlu uğrunda fakirlere dağıtmak istiyorum, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: “Malının bir kısmını dağıtmayıp elinde tutman senin için daha hayırlı olur” buyurdu.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Yalan yere yemin ederek malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasp etmiş olduğu için kendisine gazap edilmiş olarak Allah'a kavuşur.» Dedi ki: Eş'as şöyle söyledi: Allah'a yemin ederim ki, bu benim başıma geldi. Benimle bir Yahudi arasında bir toprak parçası vardı ve o bana bunu vermedi. Ben de onu Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna getirdim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana, «Bir delilin var mı?» diye sordu. Ben de, "Hayır" dedim. Nebî -aleyhisselam- Yahudi'ye, «Yemin et» dedi. Eş'as dedi ki "Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman yemin eder ve malımı alır. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {Şüphesiz ki, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle satanlara gelince, işte onların ahirette hiç nasipleri yoktur.}. Ayetin sonuna kadar.
Hasan'ın rivayetine göre şöyle demiştir: Cündüb b. Abdullah -radıyallahu anh- bize bu mescitte anlattı ve o anlattıktan sonra unutmadık. Cündüb'ün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında yalan söyleyeceğinden korkmuyoruz (yani yalan söylemez). Şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sizden önceki insanlar arasında, vücudunda yarası bulunan bir adam vardı. Yaranın ağrısına dayanamadı, sızlandı, bir bıçak alıp elini kesti. Akan kan durmadı ve adam öldü. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "Kulum, kendi canını ben onun canını almadan önce aldı, ona Cennet'i haram kıldım.»
Abdullah b. Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- gönderdiği seriyyelerin bazılarına ordunun geneline yapılan taksimden ayrı olarak nefel (ganimetten mal) verirdi."