Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
Authentic hadith sources, categorized, with original Arabic text and Turkish translation.
عن أم سلمة رضي الله عنها قالت: «جاءت أمُّ سُلَيمٍ امرأةُ أَبِي طَلحة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، إنَّ الله لا يَسْتَحيِي من الحَقِّ، فهل على المرأة من غُسْلٍ إِذَا هِيَ احْتَلَمَت؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : نعم، إِذَا رَأَت المَاء».
“Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- şöyle dedi: Ebû Talha'nın hanımı Ümmü Süleym, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kuşkusuz Allah, hakkın söylenmesinden haya etmez. Bir hanım ihtilam olduğu zaman gusül abdesti alması gerekir mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Suyu (meniyi) gördüğü zaman evet (alması gerekir).» buyurdu.”
"Allah yolunda, bir gün nöbet/ribât beklemek, bir ay oruç tutmak ve gece namazı kılmaktan daha hayırlıdır. Ölürse dünyada yaptığı ameli(nin sevabı) ve (cennette) kendisine rızık verilmeye devam eder. Kabir sorgusundan da emin olur."
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Muâviye -radıyallahu anh- mescitte halka halinde oturan bir cemaatin yanına geldi ve şöyle dedi: "Burada niçin böyle toplandınız?" dediler ki: "Biz, Allah'ı zikretmek için oturduk." Muâviye -radıyallahu anh- "Allah için doğru söyleyin, siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?" diye sordu? Onlar: "Allah'a yemin olsun ki, yalnızca bunun için oturduk." dediler. Muâviye -radıyallahu anh-: "Ben sizin sözünüze inanmadığım için size yemin ettirmedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e benim kadar yakın olup da benden daha az hadis rivayet eden yoktur." dedi. Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, bir ilim halkasında oturan sahabelerin yanına geldi de onlara: «Burada niçin oturuyorsunuz?» diye sordu. Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lütufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve O'na hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?» diye sordu. Onlar: "Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk", dediler. Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben size inanmadığım için yem etmenizi istemedim. Fakat bana Cebrâil gelerek, Allah Teâlâ’nın meleklere karşı sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim.» diye buyurdu.
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh- şöyle dedi: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- gecelediği zaman şöyle derdi: «Emseynâ ve emse’l-mulku li’llâh, ve’l-hamdu li’llâh, lâ ilâhe illâ’llâhu vahdehû lâ şerîke leh. (Biz, Allah'ın (kulu) olarak geceledik, bütün mülk de Allah'ın olarak geceledi. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'dan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilâh yoktur, yalnız O vardır; O'nun ortağı yoktur.)» Ravi şöyle dedi: Bu duasında şöyle dediğini de gördüm: «Lehu’l-mulku ve lehu’l-hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr, rabbi es’eluke hayra mâ fî hâze’l-yevmi ve hayra mâ ba‘deh, ve e‘ûzu bike min şerri mâ fî hâze’l-yevmi ve şerri mâ ba‘deh, rabbi eûzu bike mine’l-kesli ve sûi’l-kiber, rabbi eûzu bike min azâbin fî’n-nâri ve azâbin fî’l-kabr. (Mülk O'na mahsustur; hamd O'na mahsustur. O, her şeye kadirdir. Rabbim! Bu gecede bulunanın hayırlısını ve bundan sonra olanın da hayırlısını senden isterim. Bu gecede olanın şerrinden ve bundan sonra olanın şerrinden sana sığınırım. Rabbim! Tembellikten, kocamaktan ve bunamaktan sana sığınırım. Cehennem'deki azaptan ve kabirdeki azaptan sana sığınırım.» Sabahladığı zaman yine bu duayı söylerdi. Yalnız başında; «Asbahnâ ve asbaha’l-mulku li’llâhi, (Biz Allah'ın (kulu) olarak sabahladık, bütün mülk de Allah'ın olarak sabahladı.)» derdi.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in vefâtından sonra Ebû Bekir, Ömer -radıyallahu anhuma-'ya: Kalk! Allah Rasûlü’nün yakını olan Ümmü Eymen -radıyalahu anha-'ya gidelim, Rasûlullâh -sallallahu aleyhi ve selllem-'in yaptığı gibi, biz de onu ziyâret edelim.” dedi. Yanına vardıklarında Ümmü Eymen-radıyallahu anhâ- ağlamaya başladı. Niçin ağlıyorsun? Allah katındaki nîmetlerin efendimiz için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen -radıyallahu anhâ-: Ben onun için ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- için daha hayırlı olduğunu elbette biliyorum. Ben asıl, vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, dedi. Bu sözleri duyduktan sonra, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma- duygulandılar. Onlar da Ümmü Eymen’le birlikte ağladılar.
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işitmiştir: «Kişi evine girdiği zaman ve yemek yediği zaman Allah Teâlâ’yı anarsa, Şeytan (arkadaşlarına), “Size burada gece yiyecek bir yemek ve yatacak bir yer yok” der. Eğer kişi eve girerken Allah’ı anmazsa, Şeytan (arkadaşlarına), “Gece kalacağınız bir yer var” der. O kişi yemek vaktinde Allah’ı anmazsa Şeytan arkadaşlarına, “Gece kalacak yer ve yiyecek yemek buldunuz." der.»
Ebû Saîd el- Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Dünya göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah, onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrailoğulları'ndaki ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.»
Ebû Tarîf Adî b. Hâtim -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim bir şeye yemin edip, sonra o yemin ettiği şeyin dışında olan bir şeyi Allah için daha takvalı bir iş görürse o takvalı olan şeyi yapsın.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse karısına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.» Ya da «Bir diğer huyunu» buyurmuştur.
Yezid b. Hayyân'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Husayn b. Sebrâ ve Amr b. Müslim ile Zeyd b. Erkam -radıyallahu anh-'ın yanına gittik. Yanına oturduğumuz vakit Husayn ona : Gerçekten ey Zeyd sen çok hayırla karşılaştın. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i gördün, hadîsini dinledin, onunla beraber gaza ettin ve arkasında namaz kıldın. Gerçekten ey Zeyd, sen çok hayırla karşılaştın. Bize ey Zeyd! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- 'den işittiklerini rivayet et! dedi. Zeyd : Ey kardeşim oğlu! Vallahi yaşım geçti; vaktim ilerledi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den bellediklerimin bazısını unuttum. Binâenaleyh size ne rivayet etmişsem kabul edin, neyi rivayet etmemişsem onu bana teklif etmeyin! dedi. Sonra şunu söyledi: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir suyun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve Allah'a hamdu sena etti. Öğüt verdi ve hatırlatmalarda bulundu. Sonra şöyle buyurdu : «Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin rasulü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır yük bırakıyorum. Bunların birincisi içinde doğru yol ve nur bulunan Allah'ın kitabıdır. Ona sımsıkı sarılın!» Akabinde Allah'ın kitabına teşvik ve rağbet edilmesi için konuştu. Sonra : «Bir de ehl-i beytimi (bırakıyorum) Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!. Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatırım!» buyurdu. Husayn ona: Onun ehl-i beyti kimlerdir yâ Zeyd? Kadınları ehl-i beytinden değil midir? diye sordu. Zeyd : Kadınları ehl-i beytindendir. Lâkin onun ehl-i beyti ondan sonra sadakadan mahrum olanlardır, cevâbını verdi. Husayn : Kimdir onlar? diye sordu. Onlar Ali'nin,Akil'in, Cafer'in, Abbâs'ın soyundan gelenlerdir dedi. Husayn: Bunların hepsi sadakadan mahrum mudurlar? dedi. Zeyd: Evet! cevâbını verdi. Başka bir rivayette: Ben size iki ağır yük bırakıyorum: Bunların ilki Allah'ın kitabıdır ve o Allah'ın ipidir. Kim ona ittiba ederse dosdoğru yol üzere olur. Kimde onu terke ederse dalalet üzere olur.
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Yemek hazırken ve tuvalet ihtiyacı varken namaz yoktur.»
Ebû Saîd el–Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre: «Dünyanın son günlerinde, halifelerinizden biri, malı saymaya bile gerek duymadan avuç avuç dağıtacaktır.»
Semure b. Cündüb -radıyallanu anh- şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatta iken ben çocuk denecek yaştaydım. Bu sebeple kendisinden (duyduklarımı) ezberliyordum. Ne var ki, burada hazır bulunan yaşlı kimselere duyduğum saygı, onları söylemekten beni alıkoyuyor.
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Sırtına iki kız çocuğunu almış yoksul bir kadın çıkageldi. Ona üç hurma verdim. O da kızlarına birer hurma verdi. Kadın, kalan diğer hurmayı yemek için ağzına götürmüştü ki, kızları onu da istediler. Kadıncağız yemek istediği hurmayı bu iki kızı arasında bölüştürdü. Kadının bu tutumuna hayran kaldım ve yaptığını Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e anlattım. Şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ, iki kızı sebebiyle o kadına Cennet'i farz kılmıştır veya iki kızı sebebiyle onu Cehennem ateşinden azat etmiştir.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Adamın biri, bir başka köydeki (din) kardeşini ziyâret etmek için yola çıktı. Allah Teâlâ, adamı gözetlemek için onun yolu üzerinde bir meleği görevlendirdi. Adam, meleğin yanına gelince, melek: "Nereye gidiyorsun?" dedi. Adam: "Şu (ileriki) köyde bir din kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum" cevabını verdi. Melek: "O adamdan elde etmek isteğidin bir menfaatin mi var?" dedi. Adam: "Yok hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyâretine gidiyorum" dedi. Bunun üzerine melek: "Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öylece seviyor. Ben, bu müjdeyi vermek için Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği elçisiyim." dedi.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Başınıza karanlık gecenin, etrafı örten, kapkara karartan gecenin parçaları gibi fitneler gelecek. Bir adam Mümin olarak sabahlar, akşamladığı zaman, kâfir olarak akşamlar. Ya da Mümin olarak akşama girer kâfir olarak sabahlar. Az bir dünya menfaati karşılığında, az bir dünya malı, serveti karşılığında dinini satar.»
Sehl b. Huneyf -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kim, şehit olmayı içtenlikle dilerse; Allah, onu şehitlerin menziline ulaştırır. Bu kişi, isterse yatağında ölmüş olsun.»
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab: Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: "Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biten, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir." buyurdular.
Ümmü’d-Derdâ Ebü’d-Derdâ -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle diyordu: «Bir kimsenin din kardeşine gıyabında gizli yaptığı dua kabul olunan bir duadır. Bu duayı yapanın başı ucunda bir melek onun duasına: "Âmîn! Allah Teâlâ sana kardeşin için istediğinin bir mislini versin." der.»
Cabir -radıyallahu anh-'den rivayet olunan bir hadiste Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: "Kendi üzerinize beddua etmeyin. Çocuklarınızın aleyhine de beddua etmeyin. Mallarınızın aleyhine de beddua etmeyin. Ola ki, Allah'ın duaları kabul ettiği saate rastgelir de, istediğiniz kabul ediliverir."
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet olunan bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Cennetle cehennem aralarında münakaşa ettiler. Cehennem dedi ki; bana zorbalar ve kibirlenenler giriyor. Cennet de; bana zayıf ve miskinler giriyor, dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, aralarında şöyle hükmetti. “Sen ey cennet! Benim rahmetimsin. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime rahmet ederim." buyurdu. Cehenneme de; "Sen benim azabımsın. Seninle ben (kullarımdan) dilediğime azap ederim. Ben her ikinizi de mutlaka dolduracağım."
Sevbân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimsenin harcadığı paraların en değerlisi ailesinin ihtiyaçlarına harcadığı para, Allah yolunda cihat etmek için beslediği atına harcadığı para ve bir de beraberce Allah yolunda cihat ettiği arkadaşlarına sarf ettiği paradır.» Ebû Kılâbe: "Kişi harcamaya önce çocuklarla başlar, demiştir." Sonra Ebû Kılâbe: Küçük çocuklarına iffetli olmaları ya da Allah'ın kendilerine fayda sağladığı ve onları başkalarına muhtaç kılmaması için infakta bulunan kişiden daha büyük ecir sahibi kim olabilir demiştir.
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhammed’in canı elinde olan zata yemin olsun ki; bu ümmetten Yahudi veya Hristiyan herhangi bir kimse beni duyar da, sonra benimle gönderilen dine iman etmeden ölürse, mutlaka Cehennem ashabından olur!»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman bir kul ya da -Mümin- bir kul abdest aldığında yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- yüzünden çıkar. İki elini yıkadığında, elleriyle tutarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkadığı zaman, ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ayaklarından çıkar. Neticede o Mümin kul günahlardan temizlenmiş olur.»
Suheyb -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müminin hayranlık verici bir hali vardır ki, onun her işi hayırdır. Bu hal, Müminden başka hiç kimsede bulunmaz. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.»
Suheyb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden önceki milletlerden birinde bir hükümdar ve onun bir sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara: "Ben yaşlandım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim" dedi. Hükümdar ona sihir öğreteceği delikanlıyı gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip vardı. Yola çıktığında onun yanında oturup sözlerini dinlerdi. Rahibin sözleri hoşuna giderdi. Sihirbaza giderken rahibe uğrar, onunla bir süre otururdu. Sonra sihirbaza varınca da adam delikanlıyı döverdi. Bu durumdan rahibe şikâyet edince rahip: "Sihirbazdan korktuğunda, beni ailem alıkoydu; ailenden korktuğun zaman da beni sihirbaz bırakmadı dersin" dedi. O hal üzere gidip gelirken bir gün geçenlerin yolunu kesen büyük bir vahşi hayvanla karşılaştı. Kendi kendine "Büyücü mü yoksa rahip mi daha faziletli bugün öğreneceğim " dedi. Bir taş aldı ve "Allahım! Eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimli ise şu hayvanı öldürüver ki halk yoluna devam etsin" diyerek elindeki kaya parçasını attı ve canavarı öldürdü. Halk da geçip gitti. Bunun üzerine delikanlı rahibe gelerek olup bitenleri haber verdi. Rahip de ona, "Oğlum bugün sen benden daha üstünsün. Senin durumun kemale ulaştı. Fakat yakında imtihandan geçeceksin. Bir belaya uğrarsan benim adımı verme" dedi. Bu çocuk anadan doğma körleri, alaca (baras) denilen cilt hastalıklarını iyileştiriyor ve daha birçok hastalıklara yakalananları tedavi ediyordu. Bu durumu kralın yakın dostlarından olan kör biri duydu. Çeşitli hediyelerle delikanlının yanına gelerek, "Eğer beni iyileştirirsen bunların hepsi senin" dedi. Delikanlı adama; "Ben hiçbir kimseyi iyileştiremem. Şifayı ancak Allah verir. Eğer sen Allah'a iman edersen O'na dua ederim. O da sana şifa verir" dedi. Adam hemen Allah'a iman etti. Allah da ona şifa verdi. Sonra bu adam hükümdarın yanına gitti. Önceden olduğu gibi onun yanı başına oturdu. Hükümdar ona, "Sana gözlerini kim iade etti?" dedi. Adam "Rabbim" dedi. Kral "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam "Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır" dedi. Bunun üzerine hükümdar o adamı tutuklattı. Çocuğun yerini söyleyinceye kadar kendisine işkence yaptırdı. Bunun üzerine delikanlı hükümdarın huzuruna getirildi. Kral delikanlıya, "Oğlum! Senin sihrin, anadan doğma körleri, abraşları (baras hastalığına tutulanları) iyi edecek dereceye ulaşmış, şöyle şöyle yapıyormuşsun öyle mi?" dedi. Delikanlı: "Ben hiçbir kimseye şifa vermiyorum. Şifayı ancak Allah veriyor" dedi. Bunun üzerine kral onu da tutuklattı ve devamlı işkence ettirdi. Sonunda rahibin adını söyledi. Hemen rahip getirildi. Kendisine "Dininden dön" denildi. O reddetti. Bunun üzerine hükümdar testere istedi. Testereyi başının ortasına gelecek şekilde rahibin tepesine koydular. Testere başını ikiye ayırdı. Arkasından hükümdarın yakin dostunu getirdiler. Ona da "Dininden dön" dediler. Reddedince onun da tepesine testereyi yerleştirip, başını ortasından ikiye ayırdılar. Sonra da delikanlıyı getirdiler. Kendisine "Dininden dön" dediler. Reddedince, kral onu adamlarından bir gruba teslim etti. Onlara "Bunu falan dağın tepesine çıkarın, dağın tepesine varınca dininden dönmezse onu aşağıya atın" diye emir verdi. Onlar da onu götürdüler, dağa çıkardılar. Çocuk, "Allah’ım! Dilediğin şekilde beni onlara karşı koru" dedi. Bunun üzerine dağ sarsıldı. Onlar da dağdan aşağı yuvarlandılar. Çocuk yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona "Yanındakilere ne oldu?" diye sordu. Delikanlı hükümdara "Allah beni onlara karşı korudu" diye cevap verdi. Hükümdar yine onu kendi adamlarından bir gruba teslim etti. "Bunu büyük bir gemiye bindirin, denizin ortasına götürün. Dininden dönmezse onu denize atın" dedi. Onu götürdüler. Delikanlı dua ederek "Allah’ım! Nasıl dilersen beni onlara karşı koru" dedi. Bunun üzerine gemi onlarla beraber alabora oldu, hepsi boğuldular. O yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar "Yanındakilere ne oldu" diye sordu. Delikanlı hükümdara "Allah onlara karşı beni korudu" dedi ve krala, "Sana emredeceğimi yerine getirmedikçe beni öldüremeyeceksin" dedi. Kral, "Nedir o?" dedi. Delikanlı şu cevabı verdi, "Halkı bir alana topla, beni de bir hurma dalına as, sonra ok torbamdan bir ok alarak, yayın tam ortasına yerleştir. Daha sonra, "Delikanlının Rabbi olan Allah’ın adıyla" de. Sonra da at. Böyle yaparsan beni öldürürsün. “Bunun üzerine hükümdar halkı bir meydanda topladı. Onu hurma dalından astı. Sonra ok torbasından bir ok aldı. Oku yayın ortasına koydu. Sonra "Çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla" diyerek oku üzerine attı. Ok delikanlının şakağına saplandı. Çocuk elini şakağına koyup öldü. (Bu durumu gören) halk; "Delikanlının Rabbi'ne iman ettik" dedi. Kralın adamları yanına vararak ona, "Gördün mü korktuğun şeyi? Vallahi korktuğun şey başına geldi, halk iman etti" dediler. Bunun üzerine kral derhal sokak başlarında hendekler kazılmasını emretti. Hendekler açıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Hükümdar, "Her kim dininden dönmezse onu zorla hendeğe atın. Ya da kendilerine; "Haydi hendeklere atlayın denilsin" diye emir verdi. Adamları da dediği gibi yaptılar. Nihayet kucağında bebeği ile bir kadın ateşin önüne geldi. Kadın duraklayıp ateşe düşmekten çekindi. Kucağındaki; "Ey anneciğim! Sabret; çünkü sen hak din üzeresin" dedi.
Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle dedi: «Ey Ebû Zer, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine âmir olma ve yetim malına da velilik yapma!»
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Kıyamet gününde Allah Teâlâ’ya göre en şerli insan, karısına yaklaştıktan sonra onun sırrını ifşâ eden kimsedir.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurdu: Ben şirk konusunda kendisine ortak koşulanların şirkten en uzak olanıyım. Her kim bir amel işler de benimle birlikte başkasını ona ortak ederse onu ve işlemiş olduğu şirkini terk ederim.»
Cündüp -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’i vefat etmeden beş gün önce şöyle buyurduğunu işittim: «Aranızda kardeşlerim ve arkadaşlarım vardı ve aranızdan benim için bir halil bulunmadığını Allah’ın huzurunda bildiriyorum. Çünkü yüce Allah İbrahim’i halil edindiği gibi, beni de halil edindi ve eğer ben ümmetimden bir halil edinecek olsaydım, hiç şüphesiz Ebu Bekir’i halil edinirdim. Şunu bilin ki sizden öncekiler nebilerinin ve aralarındaki salih kimselerin kabirlerini mescit edindiler. Dikkat edin sakın! Kabirleri mescit edinmeyin! Ben sizlere bunu yasaklıyorum!»
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp bakarsa, kıyamet günü o kimseyle ben böyle (bir arada) olacağız.» dedi ve parmaklarını birleştirdi.