Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.
Authentic hadith sources, categorized, with original Arabic text and Turkish translation.
عن أم سلمة رضي الله عنها قالت: «جاءت أمُّ سُلَيمٍ امرأةُ أَبِي طَلحة إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت: يا رسول الله، إنَّ الله لا يَسْتَحيِي من الحَقِّ، فهل على المرأة من غُسْلٍ إِذَا هِيَ احْتَلَمَت؟ فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم : نعم، إِذَا رَأَت المَاء».
“Ümmü Seleme -radıyallâhu anhâ- şöyle dedi: Ebû Talha'nın hanımı Ümmü Süleym, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Kuşkusuz Allah, hakkın söylenmesinden haya etmez. Bir hanım ihtilam olduğu zaman gusül abdesti alması gerekir mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Suyu (meniyi) gördüğü zaman evet (alması gerekir).» buyurdu.”
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah'ım! Kabrimi ibadet edilen bir vesen (ibadet ve tapınma yeri) kılma! Peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen topluluğa Allah lanet etmiştir.»
Ebû İdris el-Havlânî şöyle dedi: Şam Mescidi'ne girmiştim. Orada güler yüzlü bir delikanlı ve etrâfına toplanmış bir grup insan dikkatimi çekti. Bir konuda görüş ayrılığına düştüklerinde hemen o delikanlıya başvuruyor ve onun fikrini kabulleniyorlardı. Bu gencin kim olduğunu sordum: Muâz b. Cebel -radıyallahu anh-’dır. dediler. Ertesi gün erkenden mescide koştum. Baktım ki o genç benden evvel gelmiş namaz kılıyor. Namazını bitirinceye kadar bekledim, sonra önüne geçerek selâm verdim ve: "Allah’a yemin ederim ki ben seni Allah için seviyorum” dedim. “Gerçekten Allah için mi?” dedi. Ben; “Gerçekten, Allah için seviyorum.” dedim. “Gerçekten Allah için mi?” dedi. Ben “Gerçekten Allah için seviyorum”, deyince hırkamdan tuttu, beni kendine doğru çekti. Daha sonra; “Müjdeler olsun! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: «Benim için birbirini sevenlere, benim rızâmı kazanmak için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve infak edenlere muhabbetim vâcip oldu.»
Abdullah b. Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «İnsanların en şerlileri hayatta bulundukları sırada kıyametin koptuğu ve kabirleri mescit edinen kimselerdir.»
Mahmûd b. Lebîd'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin adınıza en çok korktuğum şey küçük şirktir.» Sahabeler: Ey Allah'ın Rasûlü küçük şirk nedir? diye sorduklarında, Rasûlullah: «O riyadır diye buyurmuştur. İnsanların yaptıklarının karşılığını alacağı kıyamet gününde Allah Teâlâ onlara: "Dünyada iken gösteriş yaptığınız kimselere gidin de onların yanında bir mükâfat bulacak mısınız bakın bakalım" diye buyuracaktır.»
Abdullah b. Amr b el-As –radıyallahu anhuma-’dan rivayet ettiği hadiste : “Tıyare (uğursuzluk) inancı kendisini işinden alıkoyan şirk koşmuş olur. Ashab bunun kefareti nedir? diye sorduklarında; Nebî –sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah’ım! Hayır ancak senin hayrındır. Uğursuzluk sanılan şeyler de senin katındandır. Senden başka hak ilah yoktur.» demendir.” buyurmuştur.
Mikdâm b. Ma’di Kerib -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim: «Âdemoğlu, midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna belini doğrultacağı kadar birkaç lokma yemesi yeterlidir. Şayet yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.»
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir Müslüman, içinde bir günah veya akrabalık ilişkilerini koparma olmayan bir dua ettiği zaman, Allah bu duasına karşılık ona şu üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını hemen kabul eder, ya onun için karşılığını ahirete saklar ya da aynı miktardaki bir kötülüğü ondan uzaklaştırır.» Dediler ki: Öyleyse daha çok dua edelim. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: «Allah, istediklerinizden daha çoğuna sahiptir.»
Abdullah b. Mesûd -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivâyet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.»
Cundub b. Süfyan el-Becelî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Sabah namazını kılan kimse Allah’ın himayesindedir. Dikkat et, ey Ademoğlu! Allah, bizzat himayesinde olan bir konuda seni sorguya çekmesin.”
Ukbe b. Âmir el-Cühenî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Bir grup insan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna geldi. Bunlardan dokuz kişinin biatini kabul etti, ancak birinin biatini kabul etmedi. Bunun üzerine onlar şöyle dediler: "Ey Allah'ın Rasûlü! Dokuz kişinin biatini kabul edip bunu bıraktın mı?" Rasûlullah şöyle buyurdu: «Onun boynunda takılı bir muska var.» Elini boyun kısmından elbisesinin içine soktu ve o muskayı kopardı sonra da onun biatini de kabul etti. Sonrasında şöyle buyurdu: «Kim, temîme (muska) takarsa, Allah'a şirk (ortak) koşmuştur.»
İbn Abbas –radıyallahu anhuma- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’den şöyle aktarmıştır: «Burası akrabalık münasebetlerini kesmekten sana sığınanların makamıdır. Kim akrabalık bağını devam ettirirse Allah da onunla bağını kesmez. Her kim de akrabalık bağlarını keserse Allah da onunla bağını keser.»
Ebu Said el-Hudrî -radıyallahu anh- Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle söylerken işittim dedi: "Şeytan: Ya Rabbi! Senin izzetine yemin ederim ki ruhları bedenlerinde oldukları sürece kullarını saptırmaya devam edeceğim." Rabbimiz de şöyle buyurdu: "İzzetime ve celalime yemin ederim ki onlar benden bağışlanmayı talep ettikleri sürece ben de onları affetmeye devam edeceğim."
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-: “Bana bir adamın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu bir hadis ulaştı. Bir binek satın aldım. Sonra üzerine yolculuk yapacağım yüklerimi koydum. (O hadisi duymak için) bir aylık yola çıktım. Nihayet Şam’da yanına vardım. Bir de baktım ki Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh- orada duruyor. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. "İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine elbisesini topladı ve benimle musafaha etti, sarıldı ben de sarıldım. Ben de ona: “Senden bana ulaşan bir hadis var da, o hadisi sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuşsun, kısas konusu ile ilgili. Ben de onu senden almaya geldim. Çünkü senden duymadan önce ölürsün diye ya da senden önce ölürüm diye korktum.” O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre, şöyle buyurdu: «İnsanlar -yahut- kullar, kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşir olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da:«Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (hükümranım), Deyyân'ım (Hakim'im, hüküm verenim) diye nida eder. Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cennet'e girmez.» diye buyurdu. Biz de: “Bizler Allah Teâlâ’ya çıplak, sünnetsiz ve yanımızda hiçbir şey bulunmadığı halde gideceğimize göre bu nasıl olur? diye sorduk." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Hasenâtlarla (iyiliklerle) ve kötülüklerle.» buyurdu.
Muâviye b. Ebî Sufyân -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Göz makatın bağıdır. Göz uyuyunca bağ çözülmüş demektir.»
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Benden önce hiçbir peygambere verilmeyenler bana verildi.» Bizler Ya Rasûlallah onlar nedir? dedik. Şöyle buyurdu: «(Bir aylık zamanda kat edilecek uzaklıkta bulunan düşmanlarımın kalbine) korku salmakla desteklendim. Yeryüzü (hazinelerinin) anahtarları bana verildi.» "Ahmed" olarak isimlendirildim.Toprak, bana tertemiz kılındı ve benim ümmetim ümmetlerin en hayırlısı kılındı."
Abdullah b. Mes´ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre.Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- O şöyle diyor:'' Cebrail -aleyhisselam-'ı Sidretu'l-Müntehâda altı yüz kanadı ile gördüm.''Buyurdu.Âsıma kanatlardan sordum?Bana haber vermeyi istemedi.Dedi ki bana arkadaşlarından bazıları haber verdi ki:''Kanat doğu ile batı arasındadır.''
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bu ayet hakkında şöyle demiştir: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin tükenişi ta'n ve taunla olacaktır." Denildi ki: " Ya Rasûlallah! Taun'u (vebayı) biliyoruz, peki ta'n nedir?".Şöyle cevap verdi: "Ta'n, cinlerden olan düşmanlarınızın çarpmasıdır. Bununla birlikte her ikisinde de şehidlik vardır."
Sebra b. Ma'bed el-Cühenî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Sizden biri namaz kılarken namazını (korumak) için bir ok bile olsa (secde mekânına) sütre diksin!''
Câbir -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bedir ve Hudeybiye Savaşları'na şahit olan hiçbir kimse Cehennem ateşine girmeyecektir.»
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anh-'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhive sellem- şöyle buyurmuştur: «Zübeyr halamın oğludur ve ümmetimin havarisidir.»
Ömer el-Cumaî -radıyallahu anh-'tan merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah bir kulu için hayrı dilerse, o kulunu ölümünden önce kullanır.» (Sahabeler): ''Onu nasıl kullanır ya Rasûlallah?" diye sordular. Buyurdu ki: «Allah -Azze ve Celle-, ölümünden önce onu salih amele muvaffak kılar ve onun canını o, bu amel üzerinde iken alır.»
Temîm ed-Dârî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu işittim: «Gece ve gündüzün ulaştığı her yere bu tebliğ ulaşacak, ister kerpiçten yapılsın isterse deve kılından. Allah her eve İslâm'ı hâkim kılacaktır. Bu da ya Allah'ın aziz kıldığı İslam'ın kabul edilmesi veya Allah'ın hor gördüğü küfrün boyun eğmesi ile gerçekleşecektir.» Temîm ed-Dârî şunu ilâve etti: "Ben bunu kendi yakınlarımda bizzat gördüm, Müslüman olanlara hep hayır, şeref ve izzet; kâfir olanlara da hep zillet, aşağılık ve cizye ulaştı.''
Abdurrahman b. Avf -radıyallahu anh- anlatıyor: Bir gün Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- toplanan sadakalara doğru çıkarak, yürüdü. İçeri girip, kıbleye doğru yönelerek, secdeye kapandı. Secdeyi o kadar uzun yaptı ki, "Acaba Allah -Azze ve Celle- Allah Rasûlü'nün ruhunu mu kabzetti?" diye düşündüm. Bu şekilde yanına yaklaştım ve oturdum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- secdeden başını kaldırıp sordu: «Sen kimsin?» dedi. Ben Abdurrahman'ım. Bir şey mi oldu? Ey Allah'ın Rasûlü! Secdeniz o kadar uzadı ki, Allah -Azze ve Celle-'nin ruhunuzu kabzettiğini zannederek, endişe ettim." dedim. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Abdurrahman! Cebrâil -aleyhisselam- bana gelerek, şunu müjdeledi: Allah -Azze ve Celle- sana salat selam getirene, salat selam edeceğini haber verdi. Ben de bu müjde sebebiyle Allah -Azze ve Celle-'ye şükür secdesinde bulundum.» diyerek karşılık verdi.
Ebu Temim el-Ceyşanî şöyle demiştir: Amr b. el-As şöyle derken işittim: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından birisi bana Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu haber verdi: «Şüphesiz ki Allah size bir namaz ziyade etmiştir. O namaz vitirdir. Onu yatsı namazı ile sabah namazı arasında kılınız!» buyurdu. Bana aktaran Ebu Busra el-Gıfarî'dir dedi. Ravilerden Ebu Temim şöyle dedi: Ben ve Ebu Zer mescitte oturuyorduk. Ebu Zer -radıyallahu anh- mescitte elimi tuttu ve beni Ebu Busre’nin yanına götürdü. Onu Amr İbn el-As’ın evinin kapısından sonraki kapının orada bulduk. Ebu Zer ona Ey Ebu Busra, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den: «Şüphesiz ki Allah size bir namaz ziyade etmiştir. O namaz vitirdir. Onu yatsı namazı ile sabah namazı arasında kılınız!» İşittin mi? dedi. Ebu Busre: Evet, dedi. Sen onu işittin mi? dedi. Evet dedi. Sen onu işittin mi? dedi. Evet dedi.
Amir b. Abdullah b. Zübeyr'in babasından rivayet ettiği hadiste Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmutur: Nikâhı ilan ediniz”
Hureym b. Fâtik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ameller altı türlü, insanlar ise dört çeşittir. Gerekli kıldığı iki husus vardır. Bazı iyilikler vardır misline karşılık misli vardır. Başka bir iyilik vardır, karşılığında on katı verilir. Başka bir amel vardır, karşılığında yedi yüz katı verilir. Gerekli olan iki husus; Yüce Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölen kimse Cennet'e girer. Kim de Allah'a şirk koşup ölürse Cehennem'e girer. Bazı iyilikler vardır misline karşılık misli vardır. Bir kimse bir iyilik yapmayı ister ve kalbinden buna niyet eder, Yüce Allah bunu bilir ve ona bir iyilik yazılır. Bir kimse de bir kötülük işler, karşılığında bir kötülük yazılır. Bir kimse bir iyilik yaptığında kendisine on iyilik yazılır. Kul, Allah yolunda bir infakta bulunursa karşılığında yedi yüz iyilik yazılır. İnsanların dört kısım olmasına gelince; kimisine dünyada genişlik verilir ahirette darlık verilir, kimisine de dünyada darlık verilir ahirette de genişlik verilir. Kimisine hem dünya da hem de ahirette darlık verilir, kimisine de hem dünya da hem de ahirette genişlik verilir.»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz! Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de hurma yaprağının tutuşup hemen sönmesi gibi (kısa) olur.»
Abdurrahman es-Sülemî -rahimehullah-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashabından bize Kur'an okumayı öğretenler, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den on ayet öğrenirlerdi. Bu on ayetteki ilim ve ameli hayatlarına geçirmeden başka bir on ayete geçmezlerdi. Bu sayede ilim ve ameli öğrendik derlerdi.
İbn Ebî Müleyke'den rivayet edildiğine göre: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in eşlerinden birinin rivayetine göre, Ebû Âmir şöyle dedi: Nafi' dedi ki: Sanırım Hafsa'ydı- ona Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Kur'an okuması soruldu ve o, "Bunu yapamazsınız" dedi. Bunun üzerine ona, "Bize anlat" denildi. O da ölçülü bir tempoyla okudu. Ebû Âmir dedi ki: Nâfi' dedi ki: İbn Ebî Müleyke bize şöyle anlattı: (Elhamdü lillahi Rabbi'l Âlemîn) {Hamt âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur} [Fâtiha: 2], sonra durakladı {er-Rahmân ve er-Rahîm} (Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla) [Fâtiha: 1], sonra durakladı (Mâliki yevmiddîn) {Din gününün sahibi}.