Skip to content
Mekkî · 50 verse

سورة المرسلات

Mürselat

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Surah Al-Mursalat is the seventy-seventh surah of the Quran, comprising fifty verses on the certainty of the Day of Decision and the grievous end of those who deny the truth. It takes its name from the beings "sent forth" invoked in its opening oath, most often interpreted as the winds or the angels. Its most distinctive feature is the refrain "Woe that Day to the deniers!", repeated ten times like a tolling bell; the repetition engraves upon the mind how grave a responsibility it is to give the lie to the divine message. For readers today the surah is a rhythmic, jolting reminder that indifference to truth is itself a choice, and that every choice will meet its answer on the Day of Judgment.

Revelation & background

Al-Mursalat is a Meccan surah, generally assigned to the early Meccan years, when belief in the Hereafter was being most intensively argued. In sound sources Ibn Mas'ud relates that the surah was revealed while the companions were with the Prophet in a cave at Mina, and that they learned it fresh from his lips. It proclaims the inevitability of the Day of Decision to a society that thought the resurrection remote.

Major themes

The surah's governing theme is the Day of Decision: with the stars extinguished and the sky rent, the term appointed for the messengers will be fulfilled (77:8-13). The destruction of past deniers, man's creation from a humble fluid, and the earth made a vessel gathering both the living and the dead are marshalled as proofs of God's power (77:20-27). The image of a three-branched shadow that neither shades the deniers nor avails them against the flame is set against the welcome of the God-conscious among shades and springs. The closing question, "In what word, then, after this will they believe?" (77:50), stands as a permanent challenge to those unmoved by the Quran.

177:1

وَٱلۡمُرۡسَلَٰتِ عُرۡفࣰ ا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

277:2

فَٱلۡعَٰصِفَٰتِ عَصۡفࣰ ا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

377:3

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشۡرࣰ ا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

477:4

فَٱلۡفَٰرِقَٰتِ فَرۡقࣰ ا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

577:5

فَٱلۡمُلۡقِيَٰتِ ذِكۡرًا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

677:6

عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

777:7

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعࣱ‏

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

877:8

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ

Yıldızların ışığı giderildiği zaman

977:9

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتۡ

Gök yarıldığı zaman

1077:10

وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ

Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman

1177:11

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ

Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman

1277:12

لِأَيِّ يَوۡمٍ أُجِّلَتۡ

Bu, hangi güne bırakılmıştı

1377:13

لِيَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ

Hüküm gününe bırakılmıştı

1477:14

وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ

Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin

1577:15

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün yalanlamış olanların vay haline

1677:16

أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız

1777:17

ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡأٓخِرِينَ

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız

1877:18

كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ

Suçlulara böyle yaparız

1977:19

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün, yalanlamış olanların vay haline

2077:20

أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

2177:21

فَجَعَلۡنَٰهُ فِي قَرَارࣲ مَّكِينٍ

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

2277:22

إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

2377:23

فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَٰدِرُونَ

Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz

2477:24

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün yalanlamış olanların vay haline

2577:25

أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı

2677:26

أَحۡيَآءࣰ وَأَمۡوَٰتࣰ ا

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı

2777:27

وَجَعَلۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ شَٰمِخَٰتࣲ وَأَسۡقَيۡنَٰكُم مَّآءࣰ فُرَاتࣰ ا

Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi

2877:28

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Yalanlamış olanların vay o gün haline

2977:29

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin

3077:30

ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِي ثَلَٰثِ شُعَبࣲ‏

gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin

3177:31

لَّا ظَلِيلࣲ وَلَا يُغۡنِي مِنَ ٱللَّهَبِ

gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin

3277:32

إِنَّهَا تَرۡمِي بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür

3377:33

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتࣱ صُفۡرࣱ‏

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür

3477:34

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Yalanlamış olanların o gün vay haline

3577:35

هَٰذَا يَوۡمُ لَا يَنطِقُونَ

Bu, onların konuşamayacakları gündür

3677:36

وَلَا يُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَيَعۡتَذِرُونَ

Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler

3777:37

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Yalanlamış olanların o gün vay haline

3877:38

هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِينَ

Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür

3977:39

فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَيۡدࣱ فَكِيدُونِ

Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun

4077:40

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Yalanlamış olanların o gün vay haline

4177:41

إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي ظِلَٰلࣲ وَعُيُونࣲ‏

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar

4277:42

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشۡتَهُونَ

Canlarının istediği meyveler arasındadırlar

4377:43

كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz

4477:44

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz

4577:45

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün yalanlamış olanların vay haline

4677:46

كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ

Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız

4777:47

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün yalanlamış olanların vay haline

4877:48

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُواْ لَا يَرۡكَعُونَ

Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar

4977:49

وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

O gün yalanlamış olanların vay haline

5077:50

فَبِأَيِّ حَدِيثِۭ بَعۡدَهُۥ يُؤۡمِنُونَ

Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar

VAAZ
THE VAAZ APP

Take VAAZ with you

Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.

  • Adhan alerts
  • Quran & translation
  • Qibla compass
  • Daily verse & hadith