Skip to content
Mekkî · 52 verse

سورة القلم

Kalem

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Surah Al-Qalam is the sixty-eighth surah of the Quran, consisting of fifty-two verses. It treats the exalted character of the Prophet, patience in the face of the deniers' slanders, and the fate of those who grow insolent amid blessings. The surah takes its name from the pen, by which Allah swears in its opening verse, an oath pointing to the civilization-founding worth of revelation and writing. Against those who called him mad, it proclaims that the Prophet stands upon a great moral character (68:4), one of the Quran's most powerful defenses of prophethood. For readers today, the surah models dignified steadfastness under attacks on one's character, and through the parable of the garden owners it shows where refusing to share one's blessings with the poor finally leads.

Revelation & background

Surah Al-Qalam is Meccan and is counted among the earliest surahs in the order of revelation, generally placed soon after Surah Al-Alaq. It came in the first years of the Prophet's mission, when the Meccan polytheists accused him of madness, and it answers that slander by setting out the moral foundation of prophethood.

Major themes

Its major themes are the vindication of prophethood, exalted character, and blessing as a test. The verse declaring that the Prophet is of a great moral character (68:4) is the Quran's most concise statement about his person. The surah counsels him not to yield to the deniers and not to follow the habitual swearer and tale-bearer. The parable of the garden owners (68:17-33), who vowed to harvest their orchard without setting aside any share for the poor, paints a vivid picture of the end of miserliness and ingratitude. The reference to Yunus, remembered as the companion of the fish (68:48-50), recalls the place of patience in the history of the prophets.

168:1

نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin

268:2

مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ‏

Nun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin

368:3

وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ‏

Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır

468:4

وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ‏

Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir

568:5

فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler

668:6

بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ

Hanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler

768:7

إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ

Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir

868:8

فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ

Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme

968:9

وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ

(Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar

1068:10

وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

1168:11

هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ‏

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

1268:12

مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

1368:13

عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

1468:14

أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ

Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

1568:15

إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der

1668:16

سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ

Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz

1768:17

إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi

1868:18

وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ

Biz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi

1968:19

فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti

2068:20

فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ

Ama onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti

2168:21

فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler

2268:22

أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ

Sabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler

2368:23

فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ

Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı

2468:24

أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ‏

Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı

2568:25

وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ

Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler

2668:26

فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler

2768:27

بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Bahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler

2868:28

قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ

Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi

2968:29

قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler

3068:30

فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ

Birbirlerini yermeye başladılar

3168:31

قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik

3268:32

عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz

3368:33

كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ

İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler

3468:34

إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır

3568:35

أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ

Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız

3668:36

مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz

3768:37

أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ

Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var

3868:38

إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır

3968:39

أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ

Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır

4068:40

سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır

4168:41

أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler

4268:42

يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı

4368:43

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ

O gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı

4468:44

فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ

Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız

4568:45

وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ

Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır

4668:46

أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır

4768:47

أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar

4868:48

فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ‏

Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti

4968:49

لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ‏

Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı

5068:50

فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı

5168:51

وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ‏

Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı

5268:52

وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ

Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir

VAAZ
THE VAAZ APP

Take VAAZ with you

Adhan notifications, the Holy Quran, a qibla compass, and daily content — all in one free app.

  • Adhan alerts
  • Quran & translation
  • Qibla compass
  • Daily verse & hadith