Kibir, kalbe gizlice yerleşen ve sahibini bizzat küçülten bir hastalıktır. İblis çamurdan yaratılana ateşten yaratıldığı için secde etmediğinde bir tek mahlûk büyüklenmedi — bütün bir varoluş kategorisinin trajedisi başladı. Bu vaaz, kibrin Kur'an'daki teşhisini, Peygamberimizin (s.a.v.) hayatından canlı tevazu örneklerini ve mü'minin bu hastalığı nasıl tanıyıp tedavi edeceğini ele alır.
Kibrin Tarifi — Hakkı Reddetmek, İnsanları Hakir Görmek
Kibir kelimenin lafzıyla "kendini büyük görme" demektir. Ancak Peygamberimizin (s.a.v.) verdiği tanım hem daha keskin hem de hayata daha uygundur. Bir adam: "Yâ Resûlallah, ben elbisemin ve ayakkabımın güzel olmasını severim, bu kibir midir?" diye sordu. Peygamberimiz şöyle buyurdu:
— Sahih Muslim, Kitâbu'l-Îmân, no. 91Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, hakkı kabul etmemek ve insanları hakir görmektir.
Bu iki maddelik tarif, kibri klasik anlamından çıkarıp gündelik bir teşhise dönüştürür:
- Hakkı reddetmek: Bir mesele üzerinde tartışırken karşı taraf haklı olduğunda — özellikle bu kişi kendinden daha genç, daha az tanınmış veya daha alt bir konumdaysa — hakikati kabul etmemek kibirdir.
- İnsanları küçük görmek: Sosyal konuma, eğitime, servete, kavme veya başka bir farka dayanarak başkalarını hor görmek kibirdir.
Bu tariften sonra mesele şu olur: dış görünüş değil, iç tepki. Lüks bir kıyafet kibir değildir; ama o kıyafeti giyenin sokakta bir hizmetlilerle muhatap olurken takındığı tavır kibir olabilir.
Kibir Allah'ın En Sevmediği Huydur
Kur'an-ı Kerim çok az huyu Allah'ın hiç sevmediği olarak listeler. Kibir bunların başında gelir. Lokman Sûresi'nde, oğluna nasihat eden babanın diliyle açıkça söylenir:
وَلَا تُصَعِّرۡ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخۡتَالࣲ فَخُورࣲ
— Lokman Sûresi 31:18İnsanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.
İsrâ Sûresi aynı mesajı bir adım daha ileri taşır ve kibri kozmik bir gülünçlük olarak çerçeveler:
وَلَا تَمۡشِ فِي ٱلۡأَرۡضِ مَرَحًاۖ إِنَّكَ لَن تَخۡرِقَ ٱلۡأَرۡضَ وَلَن تَبۡلُغَ ٱلۡجِبَالَ طُولࣰ ا
— İsrâ Sûresi 17:37Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri delebilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.
Yaratılışın ölçeği karşısında insanın büyüklenmesi — boyca dağa erişemeyenin, ayağıyla yeri delemeyenin böbürlenmesi — komik kalır. Allah Teâlâ bu çelişkiyi çok kere Kur'an'da hatırlatır. Hadîs-i kudsîde ise meselenin dinî zeminini bizzat Allah koyar:
— Sünen Ebû Dâvûd, Libâs, no. 4090Büyüklük ridâm, azamet de izârımdır. Kim bunlardan birinde Bana ortak olmaya kalkarsa, onu cehenneme atarım.
Ridâ ve izâr peştamal ve örtü demektir — Allah, büyüklüğü kendi "örtüsü" olarak tarif etmiş, kulun bu örtüye dokunmasını yasaklamıştır.
Kibrin Akıbeti — Cennetin Eşiğinden Çevrilmek
Peygamberimiz kibirli kulun durumunu açık bir ölçüyle bildirir:
— Sahih Muslim, Kitâbu'l-Îmân, no. 91Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.
Bu cümle başta sert görünür; ama tariften hareketle anlamı açıktır. Zerre kadar kibir — yani zerre kadar hakkı reddetme veya insanı küçümseme — kalbi cennete uygun olmaktan çıkarır. Cennet selâm yurdudur; içeride hor görme yoktur. Kibirli kalp, oraya yapısal olarak uymaz.
Kur'an aynı sonu, kibri ısrarla taşıyanların ahiretteki tablosuyla tasvir eder:
ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
— Mü'min Sûresi 40:76Girin cehennemin kapılarından, orada ebedî kalacaksınız. Büyüklenenlerin yeri ne kötüdür!
Anlatılan Kıssalar — Kibrin ve Tevazunun Tablosu
İblis'in Düşüşü — Çamur ve Ateş Mukayesesi
Allah Teâlâ Hz. Âdem'i yaratıp meleklere ona secde etmelerini emrettiğinde, hepsi secde etti — yalnız İblis büyüklenip emre uymadı:
وَإِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ ٱسۡجُدُواْ لِأٓدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰ وَٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
— Bakara Sûresi 2:34Meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik. İblis dışında hepsi secde etti; o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
İblis'in sözü, kibrin ilk teorisi gibidir:
قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ
— A'râf Sûresi 7:12"Ben ondan üstünüm; beni ateşten, onu çamurdan yarattın," dedi.
İblis'in hatası secdede oturmamak değildir; içindeki muhasebenin Allah'ın hükmünü mantıkla geçmeye kalkışmasıdır. "Ateş çamurdan üstündür" diye düşündü, hâlbuki Allah'ın emri tartışılmaz. Uzun yıllar süren ibadet, tek bir kibir ânında silindi.
İblis'in tek günahı şirk değildi — emre itaatsizliğin altındaki kibirdi. Bu yüzden mü'min, ne kadar ibadet etmiş olursa olsun, başkasını hor görme eğiliminden bir gün bile emniyette değildir. Kibir, hayatın her döneminde ortaya çıkabilir.
Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Hendek'te Kazma Çekmesi
Câbir (ra.) anlatır: Hendek savaşı günü kazma kazarken çok sert bir kaya damarına rastladık. Peygamberimize gittik:
— Yâ Resûlallah, sert bir yere geldik.
Peygamberimiz açlıktan karnına taş bağlamış olarak kalktı. Üç gündür Müslümanlar bir şey yememişti. Hendeğe indi, balyozu eline aldı ve vurdu — kaya ince kum gibi dağıldı. Câbir bu manzarayı gördükten sonra evine gitmek için izin istedi. Eşine "Peygamberimizde bir açlık hâli gördüm ki çekilir gibi değildir," dedi. Eşi: "Bir oğlak ve biraz arpa var," cevabını verdi. Câbir, sadece Peygamberimizle bir veya iki kişi gelsin diye sessizce davet etmek istedi.
Ama Peygamberimiz Hendek halkına: "Câbir'in ziyafetine gideceğiz," diye genel davet yaptı. Câbir telaşa kapıldı. Eşi sakinleştirdi: "Mademki Peygamberimize bildirdik, gerisini Allah ve Resûlü bilir." Peygamberimiz geldi, ekmeği fırından, eti tandırdan kendi eliyle çıkardı; davetlilere dağıttı. Yemek artana kadar herkes doydu.
— Sahih al-Bukhari, Kitâbu'l-Megâzî, no. 4101Bu kıssada üç ayrı tevazu vardır: (1) ümmetin başkanının kazma sallaması, (2) açlığını saklaması, (3) küçük bir hane sahibinin imkânlarını insanlardan utanılacak bir şey saymaması — bizzat Peygamberimizin onu büyütmesi. Liderlik, hizmet etmenin başka bir hâlidir.
"Bana 'Efendimiz' Demeyin"
Abdullah b. Şıhhîr (ra.) anlatır: Beni Âmir heyetiyle Peygamberimizi ziyarete gittik:
— Sen bizim efendimizsin, dedik.
Peygamberimiz: "Efendi Allah Teâlâ'dır," buyurdu.
Biz devam ettik: — En hayırlımız, en üstünümüzsün.
Peygamberimiz: "Söyleyeceğinizi söyleyin, ama şeytanın sizi yönlendirmesine fırsat vermeyin," dedi ve bu tür hitaplardan hoşlanmadığını bildirdi.
— Sünen Ebû Dâvûd, Edeb, no. 4806Aynı çizgide: Hristiyanlar Hz. Îsâ'yı Allah'ın oğlu seviyesine çıkararak hata ettiler diye Peygamberimiz uyarmıştır: "Hristiyanların Meryem oğlu Îsâ'yı abarttıkları gibi beni abartmayın. Ben Allah'ın kuluyum. Bana 'Allah'ın kulu ve Resûlü' deyiniz, bu yeter."
— Sahih al-Bukhari, no. 3445Bedevînin Cübbeyi Çekmesi — Tevazunun Gülen Yüzü
Enes b. Mâlik (ra.) anlatır: Peygamberimizle yürüyorduk. Üzerinde Necran kumaşından sert yakalı kalın bir cübbe vardı. Bir bedevî arkadan yetişip cübbesinden sertçe çekti. Enes diyor: "Peygamberimizin boynuna baktım, cübbenin kalınlığı oraya iz bırakmıştı."
Bedevî bağırdı: "Yâ Muhammed, sendeki Allah malından bana verilmesini emret!"
Peygamberimiz bedevîye döndü, güldü ve ona bir şey verilmesini emretti.
— Sahih al-Bukhari, Kitâbu'l-Humus, no. 3149Tevazunun en yüksek tezahürü budur: gücün olduğu yerde kullanmamak, hakaret karşısında gülümseyebilmek.
Hz. Peygamber Kendini de Tezkiye Etmedi
Ümmü Alâ adındaki Ensarlı kadın anlatır: Hicret sonrası muhâcirlerden Osman b. Maz'ûn (ra.) bizim evimize düşmüştü. Bir süre sonra hastalanıp vefat etti. Yıkandı, kefenlendi. Peygamberimiz geldi. Ben cenazenin önünde:
— Ey Ebû Sâib, Allah sana rahmet etsin. Sen Allah'ın kerem ve mağfiretine ermiş birisin, dedim.
Peygamberimiz: "Ona Allah'ın ikram ettiğini nereden biliyorsun?"
— Yâ Resûlallah, babam-anam sana feda olsun, Allah bu kuluna ikram etmez de kime ikram eder?
Peygamberimiz: "Osman vefat etmiştir; ben de onun için hayır umarım. Ama Allah'a yemin ederim ki ben, Allah'ın gönderdiği bir Peygamber olduğum hâlde yarın bana ne muamele edileceğini bilemem."
— Sahih al-Bukhari, Kitâbu'l-Cenâiz, no. 1243Bu söz tevazunun teolojik temelidir: Peygamberlerin sonuncusu bile kendi mertebesini Allah'a bırakır. Kibrin tedavisi nihayetinde bilinen iyiliklerin yetkilisini Allah'a havale etmektir.
Kibrin İlacı — Tevazu, Hesap, Hizmet
Tevazu, kişiliği örtbas etmek değildir. Aksine, vakarı bozmadan kendini hakkıyla tanımak ve başkasını da hakkıyla tanımaktır. Üç pratik:
- Kendini sıfat değil eylemle tanı: "Ben şuyum" yerine "Şu eylemi yaptım." Allah'a yapılan iyiliği O'nun lütfu say.
- Hizmeti taşır say: Peygamberimizin kazma sallaması veya yemek dağıtması, makam değil hizmettir. Lider olmak hizmete giriş anahtarıdır.
- Hakkı küçükten kabul et: Karşındaki kimsenin yaşı, eğitimi, konumu ne olursa olsun — eğer haklıysa, kabul et. Bu, kibri öldüren tek pratiktir.
Peygamberimizin müjdesini hatırlayalım:
— Sahih Muslim, el-Birr ve's-Sıla, no. 2588Sadaka malı eksiltmez. Af sebebiyle Allah bir kulun ancak şerefini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir.
Yani büyüklenmenin yolu Allah'a aittir; insanın yolu küçülmektir. Allah'ın yüceltmesi, bizim küçülmemize bağlıdır.
VAAZ ile Tevazuyu Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Kibriyâ, el-Mütekebbir ve el-Azîm isimleri üzerinde tefekkür edildiğinde, "büyük" sıfatının kime ait olduğu kalbe açıkça yerleşir. Dua arşivindeki "Yâ Mütekebbir" duası ve istiğfar zikirleri, gün içinde kibir kıvılcımı hissedildiğinde başvurulacak hızlı tedaviler içerir.
Kibrin karşıt zinciri olan hased ile mücadele için Hased Vaazı yazısına, ahlâkın bütüncül çerçevesi için Güzel Ahlak pillar yazısına bakabilirsin.
Kibir, dışarıdan bakanın hor gördüğü ama içeriden hisseden için fark edilmesi en zor hastalıktır. Bir gün "ben şu konuda haklıydım" diye savunma içine girdiğinizi yakaladığınızda — özellikle deliller karşı tarafı haklı çıkarmaya başladığında — durup soracaksınız: bu hak için mi, kendim için mi? Bu sorunun dürüst cevabı tedavinin başlangıcıdır.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Lokman Sûresi 31:18, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, İsrâ Sûresi 17:37, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:34, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, A'râf Sûresi 7:12, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Mü'min Sûresi 40:76, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Nahl Sûresi 16:23, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Hadîd Sûresi 57:23, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Cenâiz, Hadis No. 1243 (Ümmü Alâ ve Osman b. Maz'ûn).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Humus, Hadis No. 3149 (Cübbeyi çeken bedevî).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Megâzî, Hadis No. 4101 (Hendek'te kazma).
- Sahîh-i Buhârî, Hadis No. 3445 (Beni Hz. Îsâ gibi abartmayın).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Îmân, Hadis No. 91 (Kibrin tarifi; cennete girememe).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Birr, Hadis No. 2588 (Af malı eksiltmez).
- Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Edeb, Hadis No. 4806 ("Efendi Allah'tır").
- Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-Libâs, Hadis No. 4090 (Büyüklük ridâmdır).