20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebîülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi henüz tan ağarmadan, insanlığın hayat ufkunda ilâhî bir nur doğdu. O gün dünyaya gelen yetim çocuk büyüdüğünde "el-Emîn" unvanıyla anılacak, kırk yaşına geldiğinde Hira mağarasında Cebrâil'le buluşacak, yirmi üç yıl içinde dünyanın yüzünü değiştirecekti. Bu vaaz Peygamberimizin doğumu, ahlâkı ve âlemlere rahmet oluşunun ışığında, mü'minin sünnetine vefa borcunu yenilemesini ele alıyor.
Hz. İbrahim'in Duası, Hz. İsa'nın Müjdesi
Peygamberimizin dünyaya gelişi insanlığın asırlardır bekleyişiyle örtüşmüştür. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail'in Kâbe'yi inşa ederken nasıl bir Peygamber için dua ettikleri açıkça bildirilir:
رَبَّنَا وَٱبۡعَثۡ فِيهِمۡ رَسُولࣰا مِّنۡهُمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَيُزَكِّيهِمۡۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
— Bakara Sûresi 2:129Ey Rabbimiz, onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.
Hz. İsa (a.s.) da kendisinden sonra geleceği bildirdiği son Peygamberin adını açıkça vermiştir:
وَإِذۡ قَالَ عِيسَى ٱبۡنُ مَرۡيَمَ يَٰبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ إِنِّي رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيۡكُم مُّصَدِّقࣰا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيَّ مِنَ ٱلتَّوۡرَىٰةِ وَمُبَشِّرَۢا بِرَسُولࣲ يَأۡتِي مِنۢ بَعۡدِي ٱسۡمُهُۥٓ أَحۡمَدُۖ
— Saff Sûresi 61:6Meryem oğlu İsa: "Ey İsrailoğulları, doğrusu ben benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, adı Ahmed olacak bir Peygamberi müjdeleyen Allah'ın size gönderilmiş bir Peygamberiyim" demişti.
Resûlullah, sahabe-i kirâmın hayatının ilk günlerini sorması üzerine kendisi şöyle buyurmuştur: "Ben atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem Âmine'nin rüyasıyım. Annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü: İçinden bir nur çıkmış ve bu nur Suriye'deki sarayları aydınlatmıştı." Onun doğumu rastlantıyla değil, asırlardır beklenen bir takvîmle gerçekleşti.
Bir Karanlığın Sonu, Bir Aydınlığın Başı
Allah Teâlâ Peygamberimizin gönderilişini nasıl bir ilâhî lütuf olarak tanımladığını şöyle bildirir:
لَقَدۡ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ بَعَثَ فِيهِمۡ رَسُولࣰا مِّنۡ أَنفُسِهِمۡ يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمۡ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡحِكۡمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلُ لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ
— Âl-i İmrân Sûresi 3:164And olsun ki Allah, mü'minlere âyetlerini okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki onlar önceleri apaçık bir sapıklıkta idiler.
Habeşistan'a hicret eden ilk müslümanlar, Habeş kralı Necâşî huzurunda kendi toplumlarını şu sözlerle anlatmıştır: "Ey hükümdar, biz cehâlet içinde yaşayan bir millet idik; putlara tapıyor, lâşe yiyor, fuhuş yapıyorduk. Akraba ile münasebeti kesiyor, komşularımıza kötülük yapıyorduk. Kuvvetli olanımız zayıfımızı eziyordu. Biz bu hâldeyken Allah Teâlâ bize acıdı, içimizden birini Peygamber gönderdi. Soyu, iffeti ve dürüstlüğü hepimizce bilinen birisi. O bizi yalnız Allah'a ibadete çağırdı; akrabalık bağlarına riâyet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, kan dökmekten ve haramdan sakınmayı öğütledi. Biz de ona inandık ve getirdiği dini kabul ettik."
Bu sözler Peygamberimizin gelmesiyle ne türlü bir cehâletten ne türlü bir aydınlığa çıktığımızı haber verir. O, sıradan bir reformcu değil, *"Allah'ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden biri"*dir.
Âlemlere Rahmet Oluşu
Peygamberimizin gönderiliş gayesi Kur'an-ı Kerim'de iki kelimeyle özetlenir:
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا رَحۡمَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
— Enbiyâ Sûresi 21:107Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Bu rahmet "insanlar"a değil, "âlemler"e idi: müslim ve gayrimüslime, kadın ve erkeğe, büyük ve küçüğe, zengin ve fakire, hatta canlılara. Bir savaşta çocukların öldüğünü duyduğunda büyük üzüntü duymuş; askerler "Bunlar nihayet müşrik çocukları değil mi?" dediğinde şöyle buyurmuştur: "Bu çocuklar müşrik çocukları da olsa bunlar insandır. Çocuk oldukları için günahları da yoktur. Dikkat ediniz, kesinlikle çocuk öldürmeyiniz."
Bir adam kendisinden bir düşmanını lânetlemesini istediğinde, Peygamberimiz şu meşhur cevabı verdi: "Ben lânet okumak için değil, âleme rahmet olmak için gönderildim."
Allah Teâlâ bu rahmetin mü'minlere yönelen yüzünü ayrıca tanıtır:
لَقَدۡ جَآءَكُمۡ رَسُولࣱ مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ عَزِيزٌ عَلَيۡهِ مَا عَنِتُّمۡ حَرِيصٌ عَلَيۡكُم بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ رَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ
— Tevbe Sûresi 9:128And olsun, size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
En Güzel Örnek: Onun Ahlâkı Kur'an'dı
Hz. Âişe validemize Peygamberimizin ahlâkı sorulduğunda, "Onun ahlâkı Kur'an idi" demiştir. Allah Teâlâ Peygamberimizin Kur'an'ın canlı bir tefsiri olduğunu şöyle bildirir:
لَّقَدۡ كَانَ لَكُمۡ فِي رَسُولِ ٱللَّهِ أُسۡوَةٌ حَسَنَةࣱ لِّمَن كَانَ يَرۡجُواْ ٱللَّهَ وَٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَ وَذَكَرَ ٱللَّهَ كَثِيرࣰا
— Ahzâb Sûresi 33:21And olsun ki, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için Resûlullah'ta size güzel bir örnek vardır.
Onun ahlâkı sözle değil, hayatla anlatılır. Düşmanları bile kendisini "el-Emîn" olarak tanıyor, kıymetli eşyalarını Mekke'den hicret etmeden önceki son gün ona emanet ediyorlardı. Mahzûmî kabilesinden bir kadın hırsızlık ettiğinde, Mekke ileri gelenleri kadının cezadan kurtarılması için Hz. Üsâme'yi (r.a.) şefâatçı olarak gönderdiklerinde Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Sizden öncekiler bu gibi farklı uygulamaları sebebiyle helâk olmuştur. Onlar, yoksullara en ağır cezayı uygular, zenginlere ise ceza vermezlerdi. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in kızı Fâtıma hırsızlık etse mutlaka onu cezalandırırdım."
Yine bir savaşın ardından ganimet dağıtırken sıkışan adamın biri Peygamberimizin neredeyse sırtına binmişti. Peygamberimiz elindeki çubukla onu uzaklaştırmak isterken çubuk adamın yüzüne dokunmuştu. Peygamberimiz hemen çubuğu adamın eline verdi: "Hadi intikâmını al" buyurdu. Adam: "Ya Resûlallah, ben şikâyetçi değilim" dedi.
Anlatılan Kıssalar
Hacerü'l-Esved'in Yerine Konması — Genç "El-Emîn"in Hakemliği
Kâbe Kureyş tarafından yenileniyordu. Her kabile kendisine düşen bölümü yapmış, sıra Hacerü'l-Esved'i yerine koymaya gelmişti. Bu şerefi kim kazanacaktı? Tartışma dört beş gün sürdü, neredeyse savaşa dönüşecekti. Sonunda Kureyş'in en yaşlısı Ebû Ümeyye Beni Muğîre'nin teklifiyle karar verildi: Mescide Safa kapısından önce kim girerse o hakem olacaktı.
Belirlenen vakitte kapıdan içeri ilk Peygamberimiz girdi. Kureyş ileri gelenleri bir ağızdan: "İşte bu giren zat emîndir, bunun hakemliğine râzıyız. Bu güvenilir zat Muhammed'tir" dediler. Peygamberimiz onları dinledi ve "Bana bir yaygı getirin" buyurdu. Yaygının içine kendi eliyle Hacerü'l-Esved'i koydu, kabile başkanlarının yaygının birer ucundan tutup birlikte kaldırmalarını söyledi. Böyle yaptılar, taş konacağı yere yaklaştırıldı; Peygamberimiz son adımda taşı kendi eliyle yerine yerleştirdi.
Bu hâdise daha Peygamberlik gelmeden Mekke'de hak ile bâtılı ayırma sezgisinin onda saklı olduğunu gösterir. Otuz beş yaşındaki Muhammed (s.a.v.) henüz Resûl değildi ama Kureyş'in mahkemesinde "el-Emîn"di.
Cebrâil'in İlk Buluşması — Hira Mağarası
Peygamberimiz kırk yaşında Mekke yakınındaki Hira Mağarası'na çekiliyor, günlerce ibadet ediyordu. Milâdî 610 yılının Ramazan ayında mağarada bulunduğu bir gece kendisine Cebrâil (a.s.) geldi. Peygamberimiz o anı şöyle anlatır: "Melek bana 'Oku' dedi. Ben 'Okumak bilmem' dedim. Bunun üzerine beni alıp gücüm tükeninceye kadar sıkıştırdı. Sonra beni bırakıp yine 'Oku' dedi. Bu, üç defa tekrarlandıktan sonra şöyle dedi: 'Yaratan Rabbinin adıyla oku, O insanı alak'tan yarattı.'"
Peygamberimiz titreyerek eve döndü, eşi Hz. Hatice'ye (r.a.) "Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz" dedi. Hz. Hatice ona şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, Allah Teâlâ seni hiçbir vakit utandırmaz. Çünkü sen akrabalık bağlarına hürmet ediyor, borçluların borcunu ödüyor, yoksullara yardım ediyor, misafirlere ikrâm ediyor, doğruları destekliyorsun." Hz. Hatice'nin bu sözleri ahlâkın îmandan önce de bir teselli olduğunu gösterir.
— Sahih al-Bukhari, Bad' al-Wahy, no. 3Itbân b. Mâlik'in Evindeki Namaz
Bedir gâzisi Ensâr'dan Itbân b. Mâlik (r.a.) görme yetisini kaybetmişti. Peygamberimize gelerek dedi ki: "Yâ Resûlallah, ben mahallemin imamıyım. Yağmur yağdığında aramızdaki dere akıyor ve mescide gidemiyorum. Gönlüm ister ki gelip evimde namaz kıldırasın da senin namaz kıldığın yeri namazgâh edineyim." Peygamberimiz: "İnşâallah bunu yaparım" buyurdu. Ertesi sabah Hz. Ebû Bekir ile birlikte evine geldi, "Evinin neresinde namaz kılmamı istersin?" diye sordu ve Itbân'ın gösterdiği yerde iki rekât kıldırdı.
Bu kıssa, Resûlullah'ın imkânını âciz olanın talebine "evet" derken nasıl somut ve mütevazı bir biçimde sergilediğini gösterir.
— Sahih al-Bukhari, al-Salah, no. 425VAAZ ile Sünnete Vefâyı Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde er-Rahmân, er-Raûf ve el-Vedûd isimleri Peygamberimizin Allah'tan aldığı şefkat tonunu öğretir. Dua arşivinde salavât-ı şerife formları, sabah ve akşam zikirleri ile birlikte yer alır.
Onu sevmek dinin bir parçasıdır; nitekim Peygamberimiz buyurmuştur: "Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, hiç biriniz, ben ona babasından ve çocuğundan daha sevgili olmadıkça îmân etmiş olmaz." Onu sevmenin tek ölçüsü ise sünnetini ihyâ etmektir: "Sünnetimi ihyâ eden beni sevmiş demektir. Beni seven ise cennette benimle beraberdir."
Peygamberimizin doğumunu kandil simidi dağıtmakla anmak elbette güzel bir gelenektir; fakat asıl anma, onun ahlâkını anmak ve sünnetine uyma azmini tazelemektir. Salavât için Salavat Vaazı'na, onun hayatından örnekler için Peygamber Kıssaları Vaazı'na bakabilirsin. Allah Teâlâ buyurur: "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" (Âl-i İmrân 3:31).
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:129, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Saff Sûresi 61:6, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi 3:31 ve 3:164, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Enbiyâ Sûresi 21:107, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Tevbe Sûresi 9:128, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Ahzâb Sûresi 33:21, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Bedi'l-Vahy, Hadis No. 3 (Hira'da ilk vahiy).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu's-Salât, Hadis No. 425 (Itbân b. Mâlik'in evinde namaz).
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu'l-Îmân (Mü'minin Peygamberi her şeyden çok sevmesi).
- İbn İshâk - İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye, Necâşî huzurundaki konuşma.
- Kâdı Iyaz, eş-Şifâ bi-Ta'rîfi Hukûki'l-Mustafâ.
- Diyanet İşleri Başkanlığı, Hz. Muhammed'in Hayatı.