Kitap ve sünnette yeri olmayan, akıl ve ilim ile de açıklanamayan inançlara "hurafe" diyoruz. İslâmiyet doğduğu günden bugüne hurafelerle mücadele etmiştir; bu mücadelenin en kararlı kısmı, gaybden haber verme iddiasına yöneliktir. Bu vaaz, kehanet ve falcılığın ne olduğunu, neden dinde yerinin bulunmadığını, falcıya gitmenin hükmünü ve bunun yerine Peygamberimizin bizzat öğrettiği istihare yöntemini ele alıyor.
Kehanet ve Falcılık Nedir?
Kehanet, gaybden — yani duyu organlarıyla erişilemeyen şeylerden — haber verme işidir; bu işi yapana kâhin denir. İbnü'l-Esîr şöyle tanımlar: "Kâhin, gelecekte kâinatta meydana gelecek olaylardan haber veren ve gizli olan şeyleri bildiğini iddia eden kimsedir."
Falcılık da kehanetin bir koludur. Falcı, çeşitli araçlarla — fal okları, iskambil, kahve telvesi, el çizgileri, yıldız haritası, rüya yorumu, taş — gelecekten bilgi verdiğini iddia eden kimsedir. Arrâf ise özellikle çalınmış eşyanın veya yitiğin yerini bildiğini iddia ederek bundan kazanç sağlayan kişidir.
Bu üç meslek de tarih boyunca aynı boşluğu doldurmaya çalışmıştır: insanın geleceği önceden bilmek isteği. Bu istek doğaldır ve mü'min de bu isteği duyar; ama Kur'an, bu isteği gayba uzanan elle değil, Yaratan'a teslimiyetle karşılamayı öğretir.
Gaybı Yalnız Allah Bilir
Konuyu en açık şekilde belirleyen iki âyet vardır. Birincisi En'âm Sûresi'nde:
۞وَعِندَهُۥ مَفَاتِحُ ٱلۡغَيۡبِ لَا يَعۡلَمُهَآ إِلَّا هُوَ
— En'âm Sûresi 6:59Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir.
İkincisi Cin Sûresi'nde:
عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ فَلَا يُظۡهِرُ عَلَىٰ غَيۡبِهِۦٓ أَحَدًا إِلَّا مَنِ ٱرۡتَضَىٰ مِن رَّسُولࣲ
— Cin Sûresi 72:26-27Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz. Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır.
Bu istisna önemlidir. Peygamberler de gaybı kendiliklerinden bilmez; yalnız Allah'ın kendilerine bildirdiği kadarını bilirler. Allah Teâlâ, Peygamberimize bu noktayı kendi diliyle ilan etmesini emreder:
قُل لَّآ أَقُولُ لَكُمۡ عِندِي خَزَآئِنُ ٱللَّهِ وَلَآ أَعۡلَمُ ٱلۡغَيۡبَ وَلَآ أَقُولُ لَكُمۡ إِنِّي مَلَكٌۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ
— En'âm Sûresi 6:50De ki: Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım.
Bir başka âyette gaybı bilmediğini açıkça söyler: "Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı" (A'râf 7:188). Kıyametin ne zaman kopacağı bile gayb bilgisi olup yalnız Allah'a aittir (Lokmân 31:34). Peygamberimiz dahi bilmediğini açıkça söylüyorsa, hangi falcı bilir?
Hava raporları, ay ve güneş tutulmasının önceden hesaplanması, gebelikten önce cinsiyet bilmek — bunların hiçbiri "gayb"a değil insan bilgisinin kapsadığı ölçü, gözlem ve hesap alanına girer. Gayb, kişinin başına gelecek hayır ve şer, ölümünün vakti, kalbindeki gizli niyetler gibi mahza Allah'a ait olanları kapsar. Bunlar bir kâhin veya falcıya açılmaz.
Falcıya Gitmenin Hükmü
Bu mesele, mü'minin günlük hayatında en sık karşılaştığı şekliyle "falcıya gitmek" üzerinden ele alınmalı. Bir kimse fal baktırırsa — kahve telvesinden, iskambilden, yıldız haritasından, rüya satıcısından, "medyumdan" — Peygamberimizin koyduğu sınır net ve serttir:
— Sahih Muslim, Selâm, no.Kim bir kâhine veya arrâfa veya sihirbaza gider ve onun söylediğine inanırsa, o kimse Muhammed'e (s.a.v.) indirileni inkâr etmiş olur.
Bir başka hadis-i şerifte hüküm daha geniş tutulur:
— Sahih Muslim, Selâm, no.Kuş uçuran ve kendisi için kuş uçurulan, fala bakan veya baktıran, büyü yapan veya yaptıran bizden değildir. Kim bir falcıya gider de söylediğine inanırsa, Muhammed'e indirileni inkâr etmiş olur.
Hadis, "fala bakan" ile "baktıran"ı aynı çizgide tutar. Bir kişinin kendisi falcı olmaması, gidip baktırmasını mübah kılmaz. Hatta bir başka rivayette daha hafif bir ceza bildirilmiştir:
— Sahih Muslim, Selâm, no.Her kim bir arrâfa gider, ondan bir şey sorar ve onun söylediğine inanırsa, o kimsenin kırk gün namazı kabul olmaz — yani bu süre içinde kıldığı namazın sevabına eremez.
Bu uyarı, "gittin ama inanmadın" diyene mühlet verir; sevap kaybı vardır ama imandan çıkmaya götüren tasdik yoktur. Mü'minin kapısı, hem inanmak hem de inanmamış görünüp gitmek için kapalıdır.
Kıssa-i Kerime — Hz. Mûsâ'nın Sihirbazları
Firavun, Mûsâ aleyhi's-selâm'ın getirdiği hakikati bastırmak için memleketin en mahir sihirbazlarını topladı. Sihirbazlar değneklerini ve iplerini meydana attıklarında — içlerine doldurdukları cıvanın güneşte ısınmasıyla — yerde sürünen yılanlar gibi görünüyordu. Bu manzara bir an için Hz. Mûsâ'yı bile dehşete düşürdü. Sonra Allah Teâlâ vahyetti: "Sen de asanı bırakıver." Asa, sihirbazların bütün uydurduklarını bir hamlede yutuverdi.
فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَ فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
— Şuarâ Sûresi 26:45-47Mûsâ değneğini attı; onların uydurduklarını yutmaya başlayıverdi. Sihirbazlar secdeye kapanarak: "Âlemlerin Rabbine inandık," dediler.
Bu kıssanın bizim için iki büyük dersi vardır. Birincisi: sihir ve falcılık, çoğu zaman gerçek olmayanın gerçek gibi sunulmasıdır. Görüntüsü güçlü olur; bilenler için fiziksel veya psikolojik bir mekanik vardır. İkincisi: sihirbazların kendisi, kendi işlerinin iç yüzünü bilenlerdir. Mûsâ'nın asası göreve girince onlar — hile yapanlar — anında secdeye kapandılar. Çünkü onlar kendi yaptıklarının "hiçten ibaret bir gözbağı" olduğunu en iyi biliyorlardı. Falcının ve kâhinin müşterisi, bu mekanik çoğu kez gizlendiği için onu mucize zanneder.
Cahiliye Hurafeleri ve Bizim Hayatımızdaki Karşılıkları
Cahiliye Arapları arasında yaygın olan batıl inançların bir kısmı bugün hâlâ — yeni isimler ve modern kılıflarla — yaşamaktadır.
Tıyere: Yolda önünden kuş geçmesini uğursuzluk sayıp yolculuktan vazgeçmek. Bugün kara kediyle, "uğursuz sayı" olarak görülen 13'le, "bir şeyi bozar diye söylenmeyen niyetle" devam eder. Peygamberimiz bu konuda Muâviye İbnü'l-Hakem'e: "Bu sizden birinizin içine sızan bir endişedir; sakın onun sizi işinizden geri bırakmasına izin vermeyin," buyurmuştur (Sahih Muslim, Selâm).
Hâme: Baykuşun bir evin üzerine konup ötmesinin uğursuzluk getireceği. Bugün halk arasında baykuş öttüğünde "felâket geliyor" söylenir. Peygamberimiz bu inancın aslı olmadığını açıkça bildirmiştir.
Safer: Kamerî ayların ikincisi olan Safer ayının "uğursuz ay" olduğu inancı; özellikle bu ayda nikâh kıymaktan kaçınma. Halbuki bütün aylar zamanın bir dilimidir. İslâm âlimleri bu hurafeyi yıkmak için özellikle Safer ayında nikâh kıymışlardır.
Tabiat olaylarının yorumlanması: Cahiliye Arapları güneş tutulmasını bir kişinin ölüm haberi sayardı. Peygamberimizin oğlu İbrahim vefat ettiği gün tesadüfen güneş tutulduğunda halk "İbrahim'in ölümünden tutuldu" demişti. Peygamberimiz şöyle düzeltti: "Güneş ve ay Allah'ın âyetlerinden iki âyettir; bunlar hiçbir kimsenin ne ölümünden ne de yaşamasından dolayı tutulmazlar" (Sahih al-Bukhari, Küsûf). Doğum tarihinden çıkartılan burç yorumları, bu cehaletin başka bir adıdır.
İstihare — Falcının Yerine Konulan Sünnet
Peygamberimiz, mü'minin karar veremediği bir iş hakkında danışacağı yeri Kur'an okur gibi öğretmiştir. Câbir b. Abdillah (ra.) anlatıyor: "Peygamberimiz Kur'an'dan bir sûre öğretir gibi, işlerimizin hepsinde bize istihâre duasını öğretir, şöyle buyururdu: 'Sizden biriniz haram ve günah olmayan bir iş yapmaya karar verdiğinde iki rek'at namaz kılsın, sonra şu duayı okusun:'"
— Sahih al-Bukhari, Teheccüd 25, no.Allah'ım! Sen bildiğin için Senden hakkımda hayırlısını bildirmeni, kudretinle bana güç vermeni ve hayrın açıklanmasını Senin büyük fazl-u kereminden isterim. Çünkü Senin her şeye kudretin yeter; benim ise yetmez. Sen her şeyi bilirsin; ben bilmem. Sen bütün gizli şeyleri en iyi bilensin. Allah'ım, eğer bu iş benim dinim, yaşayışım, işimin sonucu, dünyam ve âhiretim için hayırlı ise bunu bana takdir eyle, kolaylaştır ve mübarek eyle. Eğer kötü ise, beni ondan, onu benden uzaklaştır; hayır nerede ise onu bana takdir et ve onunla beni hoşnut eyle.
İstihare, "Allah'ım, şu giriştiğim işi yapmak veya yapmamaktan hangisi hakkımda yararlı ve hayırlı ise onu bana kolaylaştır" demektir. Kararsızlık içinde bocalayan bir kimsenin, Allah'ın huzurunda el bağlayıp iki rek'at nafile namaz kıldıktan sonra Cenâb-ı Hakk'tan kendisini hayra ve mutluluğa sevk etmesini istemesi, falcının vereceği "uğurlu/uğursuz" hükümlerinden çok daha sahih bir manevî yöneliştir. Sonucu hayır olduğu bilinen — ilim öğrenmek, sünnetleri yerine getirmek — şeylerde istihare yapılmaz; yalnızca tereddütlü kararlar için yapılır.
Bir başka önemli nokta: istihare bir "rüya yorum sistemi" değildir. Bazı sonuçlar rüyayla gelir, bazıları gönülde bir genişlik veya darlık olarak. Önemli olan dış işaret değil, Allah'a teslim olunarak verilen kararın iç sükûneti hissetmesidir. Gönülde bir genişlik oluşmazsa istiharenin yediye kadar tekrar edilebileceği de Enes b. Mâlik rivayetinden öğrenilir.
Anlatılan Kıssalar — Gayba Uzanan Elin Akıbeti
Kıssa 1 — Mekke Müşriklerinin Soruları
Mekke müşrikleri zaman zaman Peygamberimize, peygamberliğini "kanıtlasın" diye gayba ilişkin sorular yöneltirlerdi. Allah Teâlâ Peygamberimize bu konuda nasıl cevap vereceğini öğretti — "De ki: Ben size Allah'ın hazinelerinin yanımda olduğunu söylemiyorum; gaybı da bilmiyorum; size 'Ben meleğim' de demiyorum. Ben yalnız bana vahyolunana uyarım" (En'âm 6:50). Peygamber bile gaybı bilmediğini açıkça söylüyorsa, bir başkasının "gaybı bilirim" iddiası kendi haddini aşmış demektir.
Kıssa 2 — Düğündeki Genç Kız
Rübeyyi binti Muavviz (r. anhâ) gelin olduğu sabahı anlatıyor: "Peygamberimiz düğünüme gelmişti. Kızlardan biri def çalarak şarkı söylerken 'İçimizde bir Peygamber vardır ki, o, yarın ne olacağını bilir' dedi. Peygamberimiz: 'Kızım, öyle söyleme; bundan önce söylediğin gibi söyle,' buyurdu" (Sahih al-Bukhari, Nikâh). Peygamber, kendisine yakıştırılan ve sadece Allah'a ait olan sıfatı en küçük bir lafızda bile düzeltti. Bir mü'minin günlük dilde "kahin gibi bildi", "geleceği gördü", "rüyamla geleceği keşfettim" gibi ifadelere alıştığında, bu konunun ciddiyeti zayıflar.
Kıssa 3 — Hz. Mûsâ'nın Sihirbazları (yukarıda anlatıldı)
Kıssa 4 — Muâviye İbnü'l-Hakem'in Sorusu
Muâviye İbnü'l-Hakem es-Sülemî (ra.) anlatıyor: "Peygamberimize, 'Yâ Resûlallah, biz bir takım şeyleri cahiliye devrinde yapıyorduk: kâhinlere gidiyorduk,' dedim. Peygamberimiz: 'Artık kâhinlere gitmeyin,' buyurdu. Ben: 'Teşe'ümde de bulunuyorduk' (uğursuzluk arıyorduk) dedim. Peygamberimiz: 'Bu sizden birinizin içine sızan bir endişedir. Sakın size mâni olmasın; sizi işinizden geri bırakmasın,' buyurdu" (Sahih Muslim, Selâm). Hadis iki katlı bir derstir: birincisi kâhine gitme yasağı, ikincisi içine düşen uğursuzluk hissinin de bir teslimiyet meselesi olduğunu öğrenmek. Endişe sezgisi mü'mini durdurmaz; onu yalnız Allah'ın takdirine teslimiyet durdurur.
VAAZ ile Tevhid ve Tevekkülü Pratiğe Dökmek
Bilinmeyen geleceğe karşı sığınılacak yer, falcı değil, gaybı yalnız bilenin Kendisidir. VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Alîm (her şeyi bilen), el-Hakîm (her hükmü hikmetli), el-Vekîl (en güvenilir koruyucu) isimleri açıklamalarıyla yer alır; bu üçü, kararsız anlarda kalbi yöneltecek en sağlam yöndür. Dua arşivinde istihare duasının tam metni ve günlük zikir önerileri bulunur. Tevekkül üzerine Tevekkül Vaazı ve genel iç eğitim için Takva Vaazı tamamlayıcıdır.
Allah'ın izni dışında hiçbir şey gerçekleşmez. Tedbirini al — bilgi topla, akıl yürüt, danış — istihare et, sonra kararını verince sonucu Allah'a bırak. Bu, falcıya gitmeden de mü'minin elinde bulunan bütün araçtır.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, En'âm Sûresi 6:50 ve 6:59, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, A'râf Sûresi 7:188, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Cin Sûresi 72:26-27, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Lokmân Sûresi 31:34, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Şuarâ Sûresi 26:45-47, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Müslim, Kitâbü's-Selâm (Falcıya gitme, uğursuzluk).
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbü't-Teheccüd (İstihare duası); Kitâbü'n-Nikâh (Rübeyyi'in düğünü); Kitâbü'l-Küsûf (Güneş tutulması).
- İbnü'l-Esîr, en-Nihâye fî Garîbi'l-Hadîs, "Kâhin" maddesi.
- Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Sihir bahsi.
- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, Sihir, falcılık ve gayb âyetleri tefsiri.