Kur'an-ı Kerim'in ilk nâzil olan emri "Oku!" idi. İlim, dinimizde sadece bir vesile değil, başlı başına bir gâyedir; insanı melekler üzerine yükselten, Peygamberlerin vârisi kılan, ölümden sonra bile amel defterini kapatmayan büyük bir kazançtır. Bu vaaz, ilmin Kur'an ve sünnetteki yerini, alimin abide üstünlüğünü, ilim talebinin sınırsızlığını ve Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın eğitim siyasetini ele alıyor.
"Oku!" — Vahyin İlk Emri
Peygamberimiz (s.a.v.) Nûr dağındaki Hira mağarasında uzlete çekilmiş, kendi varlığı ve içinde bulunduğu cemiyetin durumu üzerine düşünüyordu. Bir gün Cebrâil (a.s.) ona ilk vahyi getirdi:
ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِي خَلَقَ. خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِنۡ عَلَقٍ. ٱقۡرَأۡ وَرَبُّكَ ٱلۡأَكۡرَمُ. ٱلَّذِي عَلَّمَ بِٱلۡقَلَمِ. عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡ
— Alâk Sûresi 96:1-5Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku, insana bilmediklerini belleten, kalemle yazmayı öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
İbn Kesir tefsirinde şöyle der: "Bunlar, Allah'ın biz kullarına ilk rahmeti ve ihsan ettiği ilk nimetidir." Okuma emredilirken neyin okunacağı belirtilmemiştir; kişinin kendisi, içinde yaşadığı toplum, hatta bütün insanlık için yararlı olacak her ilim bu emrin kapsamı içindedir. Okur-yazar olmayan bir Peygambere inen ilk âyetlerde okumaktan ve kalemle yazmaktan söz edilmesi, dinimizin ilme verdiği değerin yegâne işâretidir.
İlim, Adem'i Meleklere Tercih Sebebi Oldu
Allah Teâlâ Âdem aleyhi's-selâm'ı yeryüzünde halife tayin ettiğinde, melekler hikmetini sorduklarında, Allah onlara Âdem'in ilmini gösterdi: "Bana şu eşyanın isimlerini haber verin" buyurdu, melekler bilemedi; Âdem'e dönerek aynı şeyi sordu, Âdem her şeyi isimleri ile haber verdi (Bakara 2:30-33). Halifelik, ilim sebebiyle Âdem'e verilmişti. Kur'an, bilenle bilmeyeni eşitliyenleri açıkça uyarır:
أَمَّنۡ هُوَ قَٰنِتٌ ءَانَآءَ ٱلَّيۡلِ سَاجِدٗا وَقَآئِمٗا يَحۡذَرُ ٱلۡأٓخِرَةَ وَيَرۡجُواْ رَحۡمَةَ رَبِّهِۦۗ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلَّذِينَ يَعۡلَمُونَ وَٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَۗ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
— Zümer Sûresi 39:9Geceleyin secde ederek ve ayakta durarak boyun büken, âhiretten çekinen, Rabbinin rahmetini dileyen kimse inkâr eden kimse gibi olur mu? De ki: 'Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.'
Mücâdele Sûresi de ilmi derecenin müstakil sebebi yapar:
يَرۡفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ دَرَجَٰتٖۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرٞ
— Mücâdele Sûresi 58:11Allah, içinizden inanmış olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah işlediklerinizden haberdardır.
İlim sahiplerinin neden bu kadar üstün kılındığının cevabı Fâtır Sûresinde verilir: hakikati gereği gibi tanıyan, ancak alimdir.
إِنَّمَا يَخۡشَى ٱللَّهَ مِنۡ عِبَادِهِ ٱلۡعُلَمَٰٓؤُاْ
— Fâtır Sûresi 35:28Kulları içerisinde Allah'tan (gereğince) korkan, ancak alimlerdir.
Alim, Peygamberlerin Vârisidir
Kesîr İbn Kays anlatır: Bir adam Şam'a, Ebû'd-Derdâ'nın yanına sadece bir hadisi şerifi ondan dinlemek için gelmişti. Ne ticaret, ne başka bir iş için. Ebû'd-Derdâ, durumu öğrenince Peygamberimizden işittiği şu hadisi nakletti:
— Sünen Ebû Dâvûd, İlim, no. 3641"Her kim bir yola girer ve onda ilim isterse, Allah onun için cennete giden bir yolu kolaylaştırır. Melekler ilim öğrenenlere, yaptıklarından hoşlandıkları için kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde olanlar, hatta sudaki balıklar ilim öğrenen kimseye dua eder. İlim sahibinin âbidden üstünlüğü, ay'ın diğer yıldızlardan üstünlüğü gibidir. Alimler, Peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ne dînâr ne de dirhem mîrâs bırakmadılar; ancak ilim mîrâs bıraktılar. Şu hâlde o ilmi alan büyük bir pay almış demektir."
Peygamberimiz başka bir hadisinde abide karşı alimin üstünlüğünün hikmetini açıklar: alim, ilmi ile yalnız kendisini değil çevresini de aydınlatır; âbid ise her ne kadar nâfilesi övgüye değer olsa da nuru yalnız kendisini sınırlar. "Senin yüzünden Allah Teâlâ'nın bir kimseyi hidâyete erdirmesi, senin için dünyâdan ve dünyâda olan her şeyden hayırlıdır" hadisi (Buhârî, Cihâd) bu üstünlüğün dile getirilmiş hâlidir.
İlim, Müminin Yitik Malıdır
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:
الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ، فَحَيْثُ وَجَدَهَا فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا
— Sünen İbn Mâce, Zühd, no. 4169Hikmet ve ilim müminin yitik malıdır; onu nerede bulursa alır.
Bu hadis, ilim için ne mekânın ne zamanın ne yaşın ne de cinsiyetin bir engel olduğunu bildirir. Aynı düşünceyi şu rivayet de pekiştirir: "İlim, Çin'de (uzakta) bile olsa alınız." Bedir Savaşı sonrasında Peygamberimizin bir uygulaması da ilmin değerini açıkça gösterir: fidye veremeyen Mekke'li esirlerden her birinin on Müslüman çocuğa okuma-yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakılmasına hükmetti. Zeyd b. Sâbit (ra.) bu şekilde okuma-yazma öğrenenlerdendir. Cephede zafer kazanan bir Peygamberin esirlerden fidye olarak istediği şey, altın değil — okuma-yazma.
Anlatılan Kıssalar
Ebû Hüreyre ve "Peygamberin Mîrâsı Bölüşülüyor!"
Peygamberimizin yakın sahabilerinden Ebû Hüreyre (ra.) bir gün Medine sokağında halkı dolaşırken gördü ve onlara seslendi: "Peygamberimizin mîrâsı bölüşülüyor, siz ise burada vakit geçiriyorsunuz! Gidip o mîrâstan payınızı alın!" Halk hayretle: "Nerede bölüşülüyor?" diye sordu. "Mescidde" cevabını alınca koşarak mescide gittiler. Bir süre sonra geri döndüler. Ebû Hüreyre sordu: "Ne oldu?" Cevap verdiler: "Mescide gittik, ama orada paylaşılan bir şey görmedik. Sadece namaz kılanlar, Kur'an okuyanlar ve helâl-haram konularını tartışanlar vardı." Ebû Hüreyre o anda söylenecek tek kelimeyi söyledi: "Yazıklar olsun size, işte o, Peygamberin mîrâsıdır."
— el-Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, no. 1696Hz. Ali'nin İlim Sevgisi
Hz. Ali (ra.), kendisinin ilim sevgisini şu sözlerle tarif etmiştir: "İlim maldan hayırlıdır. Çünkü mal harcamakla azalır, ilim ise harcamakla çoğalır. Mal seni korumayı gerektirir; ilim ise seni korur." Bir başka rivâyette ona "İlim mi hayırlıdır, mal mı?" diye soran kişiye, "İlim Peygamberlerin mîrâsıdır, mal ise Karûn ve Fir'avun'un mîrâsıdır" cevabını verdiği nakledilir. Hz. Ali'nin bu sözleri, dinimizin maldan çok ilme yatırım yapmamızı emreden ruhunu özetler.
İmam Buhârî'nin Hıfzı ve Sebatı
Sahîh-i Buhârî müellifi İmam Muhammed b. İsmâ'îl el-Buhârî, küçük yaşta hadis ezberlemeye başlamış ve hadis ilmi için Buhârâ'dan Hicaz'a, oradan Mısır'a, Şâm'a, Basra'ya, Kûfe'ye seyahat etmiştir. Rivâyete göre bir defa Bağdâd'ın muhaddisleri, onu sınamak için yüz hadisin senet ve metinlerini bilerek karıştırıp ona arz ettiler. İmam Buhârî her birinin "bunu sen şöyle söyledin, doğrusu şudur" diye düzelterek hepsinin doğru hâlini sıralayınca, alimler onun "Emîrü'l-Mü'minîn fi'l-Hadîs" (hadiste mü'minlerin emîri) ünvanını hak ettiğini kabul ettiler. Sahîh'i 16 yıllık titiz bir çalışma ile, çoğu zaman gusledip iki rek'at namaz kıldıktan sonra hadisleri yazmak suretiyle telif etmiştir.
Talebesi Adına Çarşıya Çıkmayan Bir Alim
Tâbiî alimi Bişr el-Hâfî'nin meclisindeki bir genç, alimden ders alabilmek için yıllarca tahsiline devam etmiş ama bir gün rızkını temin etmek üzere meclisten ayrılmak zorunda kalmıştı. Bişr el-Hâfî ona şöyle dedi: "Sen mi gideceksin? Hayır — sen kal, ben çarşıya çıkayım." İlim ehlinin bu fedâkârlığı, "yapan değil, yaptıran kazanır" hakikatinin yaşayan örneğidir; mü'minin ilim sahibi yetiştirmek için neye katlanabileceğini gösterir.
Hz. İbrahim'in Tefekkürü
Hz. İbrahim (a.s.), kavminin putperestliğine karşı kendi aklı ile hakikati arama yoluna girmişti. Gece olunca bir yıldız gördü ve "İşte bu Rabbim!" dedi. Yıldız batınca "Ben batanları sevmem" dedi. Ay'ı doğarken gördü, sonra battı. Güneşi doğarken gördü, "Bu daha büyük" dedi; o da battı. Sonunda fıtratının çağrısına dönerek: "Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana yönelttim; ben müşriklerden değilim" buyurdu (En'âm 6:75-79). Bu kıssa, ilmin yalnız nakil değil, tefekkür yoluyla da geliştiğini gösterir. Allah Teâlâ Hz. İbrahim'i meleklere "âlim ve halîm" (Hûd 11:75) olarak takdîm eder — onun ilmi gözlem, soru ve hayretten doğmuş bir ilimdir; körü körüne nakil değil.
İlim ile Amel Arasındaki Bağ
Peygamberimiz (s.a.v.) ilim talebinin gâyesini şöyle bildirir: "Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma — helâk olursun." İlim öğrenen kişi onu hayata geçirmek, başkalarına öğretmek ve faydalı olmak için öğrenmelidir. Aksi takdirde ilim sahibi olduğu hâlde onunla amel etmeyenleri Kur'an açıkça yerer: "İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?" (Bakara 2:44).
Bu ilim talebi sırasında ölen kişiye Peygamberimiz büyük bir müjde verir: "İlim tahsil ederken eceli gelip ölen kimse, kendisi ile Peygamberler arasında ancak bir derece — Peygamberlik derecesi — olduğu hâlde Allah'a kavuşur." (ed-Dârimî, Mukaddime)
VAAZ ile İlmi Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu Allah Teâlâ'nın el-Alîm (her şeyi bilen), el-Habîr (her şeyden haberdar) ve el-Hakîm (hikmet sahibi) isimlerini örnekleriyle açıklar — ilim sahibi olmanın ilâhî kaynağı bu isimlerdir. Günlük zikir tâlîmin için dua arşivindeki "Rabbi zidnî ilmâ" duasını (Tâhâ 20:114) sabah-akşam okumak, Peygamberimizin sünnetidir. İlmin pratik bir uzantısı olarak İslâm'da iman ve etkileri ile Allah korkusu vaazı yazılarına da bakabilirsin.
Hz. Ali'nin sözüyle özetleyelim: "İlim, mîrâstır; çocuklarına mal değil, ilim bırak." Allah Teâlâ'dan ilmimizi artırmasını ve bu ilmin bizim için bir hüccet değil, bir kurtuluş sebebi olmasını niyâz ediyoruz.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Alâk Sûresi 96:1-5, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi 39:9, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Mücâdele Sûresi 58:11, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Fâtır Sûresi 35:28, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Tâhâ Sûresi 20:114, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Bakara Sûresi 2:30-33 ve 2:44, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sünen Ebû Dâvûd, Kitâbu'l-İlim, Hadis No. 3641 (İlim talebi cennet yolu).
- Sünen İbn Mâce, Kitâbü'z-Zühd, Hadis No. 4169 (İlim müminin yitik malıdır).
- el-Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, Hadis No. 1696 (Peygamberin mîrâsı).
- ed-Dârimî, Mukaddime, "İlim tahsil ederken ölen kimse" hadisi.