Ana icerige atla
Mekkî · 44 ayet

سورة المعارج

Mearic

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Mearic Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 70. suresidir; kırk dört âyetten oluşur ve azabı alaycı bir tavırla isteyen inkârcılara verilen cevap, kıyamet gününün dehşeti ve insanın yaratılıştan gelen sabırsızlığını ibadetle terbiye etmesi konularını işler. Sure, adını üçüncü âyette Allah'ın sıfatı olarak geçen ve yükselme dereceleri anlamındaki mearic kelimesinden alır. İnsanın tatminsiz ve telaşlı yaratıldığını, ancak namaz kılanların bu zaaftan korunduğunu bildiren sure, ahlaklı kişiliğin somut bir portresini çizer. Bugünün okuru için sure, kaygı çağında ibadetin ruhsal denge işlevini gösterir; malında yoksulun bilinen hakkını gözeten, emanete ve ahde sadık bir mümin profilini hedef olarak koyar.

Nüzul ve arka plan

Mearic Suresi Mekkî'dir; Mekke döneminde, müşriklerin yeniden dirilişi inkâr edip alay edercesine azabın hemen gelmesini istedikleri bir ortamda nazil olmuştur. Surenin ilk âyetleri böyle bir isteğe cevap niteliği taşır; Hz. Peygamber'e ise güzel bir sabırla sabretmesi tavsiye edilir. Sure bu yönüyle, Mekke toplumundaki inkâr psikolojisini ve alaycı meydan okumayı yansıtan örneklerdendir.

Ana temalar

Surenin ana temaları kıyametin yakınlığı, insanın psikolojik zaafları ve namazın koruyucu gücüdür. Meleklerin ve Ruh'un, miktarı elli bin yıl olan bir günde Allah'a yükseldiği bildirilir (70:4). İnsanın sabırsız ve tatminsiz yaratıldığı, başına kötülük gelince sızlandığı, nimete kavuşunca cimrileştiği tespit edilir (70:19-21); bundan yalnızca namazlarında devamlı olanlar istisna tutulur. 70:22-35 arasında müminin portresi çizilir: Namazda süreklilik, malda dilenenin ve yoksulun belirli hakkı (70:24-25), hesap gününe iman, iffet, emanete ve şahitliğe sadakat. Sure, inkârcıları bekleyen akıbetin uyarısıyla son bulur.

170:1

سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ‏

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor

270:2

لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ‏

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor

370:3

مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ

Birisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor

470:4

تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ‏

Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler

570:5

فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا

Güzel güzel sabret

670:6

إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا

Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar

770:7

وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا

Ama biz onu yakın görmekteyiz

870:8

يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ

Gök, o gün, erimiş maden gibi olur

970:9

وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ

Dağlar da atılmış pamuğa döner

1070:10

وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا

Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz

1170:11

يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister

1270:12

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister

1370:13

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister

1470:14

وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ

Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister

1570:15

كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır

1670:16

نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır

1770:17

تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır

1870:18

وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ

Hayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır

1970:19

۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır

2070:20

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا

Başına bir fenalık gelince feryat eder

2170:21

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder

2270:22

إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2370:23

ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2470:24

وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ‏

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2570:25

لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2670:26

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2770:27

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ

Ancak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

2870:28

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ‏

Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir

2970:29

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ

Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler

3070:30

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ

Eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler

3170:31

فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ

Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir

3270:32

وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ

Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler

3370:33

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ

Şahidliklerini gereği gibi yapanlar

3470:34

وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ

Namazlarına riayet edenler

3570:35

أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ

İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir

3670:36

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ

İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar

3770:37

عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

İnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar

3870:38

أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ‏

Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor

3970:39

كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ

Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır

4070:40

فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez

4170:41

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez

4270:42

فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar

4370:43

يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ

Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür

4470:44

خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ

Kabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür

VAAZ
VAAZ UYGULAMASI

VAAZ'ı cebinize indirin

Ezan bildirimi, Kur'an-ı Kerim, kıble pusulası ve günlük içerikler — hepsi tek uygulamada, ücretsiz.

  • Ezan bildirimi
  • Kur'an & meal
  • Kıble pusulası
  • Günün ayeti ve hadisi