Bir Pazartesi sabahı, hicret yurdunda, Hz. Aişe'nin küçücük odasında, âlemlerin yaratıldığı en yüce şahsiyet bu dünyaya veda etti. O an, ümmetin en derin yarasıdır. Ne var ki aynı an, ümmetin tevhid imanı için verilen ilk büyük imtihanın da başlangıcıdır: Peygamber gitti — Allah daim ve bâkidir. Bu vaaz, Veda Haccı'nın işaretlerinden başlayıp Refik-i A'lâ'ya yapılan son selamlamaya kadar, Resûlullah'ın vefatını solgun bir hürmetle ele alıyor.
Her Canlı Ölümü Tadacaktır
Hz. Peygamberin vefatı bizi en başta tek bir hakikate getirir: Allah Teâlâ canlıların en üstünü olan Resûlü'ne dahi dünyada ebedî hayat vermedi. Allah Teâlâ Kur'an'da şöyle buyurur:
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۗ وَنَبۡلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلۡخَيۡرِ فِتۡنَةࣰۖ وَإِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ
— Enbiyâ Sûresi 21:35Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize döndürülürsünüz.
Mekkeli müşrikler bir dönem Peygamberimizin ölümünü beklerken kendilerini şu sözlerle teselli etmeye çalışıyorlardı: "Hz. Muhammed yakında ölecek ve davası bitecektir." Bunun üzerine Allah Teâlâ şu âyeti indirdi:
وَمَا جَعَلۡنَا لِبَشَرࣲ مِّن قَبۡلِكَ ٱلۡخُلۡدَۖ أَفَإِيْن مِّتَّ فَهُمُ ٱلۡخَٰلِدُونَ
— Enbiyâ Sûresi 21:34Senden önce hiçbir insana ebedi hayat vermedik. Sen ölürsün de onlar baki mi kalacaklardır?
إِنَّكَ مَيِّتࣱ وَإِنَّهُم مَّيِّتُونَ
— Zümer Sûresi 39:30Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir.
Âyetin söylediği açıktır: Eğer dünyada bir kimse için ölümsüzlük olsaydı, bu kimse şüphesiz Peygamberimiz olurdu. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk'ın değişmez kuralı O'na da uygulanmıştır. Bu kural mü'mine bir hakikat öğretir — dünyada hiç kimse kalıcı değildir; kalıcı olan tek varlık Allah'tır.
Veda Haccı — Bir Veda Olduğunu Bilmek
Peygamberimiz hicretin 10. yılında, ilk ve son haccı olan Veda Haccı'nı eda etti. Arafat'ta yaptığı meşhur konuşmasının sonunda topluluğa sordu: "Ey insanlar, size ben sorulacağım, ne diyeceksiniz?" Sahâbe bir ağızdan cevap verdi: "Peygamberliğini tebliğ ettin, görevini yaptın, diyeceğiz." Bunun üzerine Peygamberimiz şehadet parmağını yukarıya kaldırarak insanlara işaret etti ve üç defa: "Şâhit ol, ya Rab!" buyurdu.
Tam o sırada Allah Teâlâ son inen âyetlerden birini indirdi:
ٱلۡيَوۡمَ أَكۡمَلۡتُ لَكُمۡ دِينَكُمۡ وَأَتۡمَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ نِعۡمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلۡإِسۡلَٰمَ دِينࣰا
— Mâide Sûresi 5:3Bugün size dininizi tamamladım, üzerinize olan nimetimi ikmâl ettim ve size din olarak İslâm'ı beğendim.
Peygamberimiz bu âyeti tebliğ edince Hz. Ebû Bekir ağlamaya başladı. Çevresindekiler bu ağlayışa hayret ettiler. Fakat sadık dostu O'nun bu sözlerle neyi anlatmak istediğini herkesten önce anlamıştı: Görev bitti — ayrılık yaklaştı. Gerçekten bundan sonra Peygamberimiz seksen-seksen iki gün kadar yaşadı.
Veda Haccı sırasında Peygamberimiz hac menasikinin nasıl ifâ edileceğini ümmete bizzat öğretirken şunu söyledi: "Haccın menasikini benden öğreniniz; bilmiyorum, belki bundan sonra bir daha hac yapamam." Bu cümle, Veda Haccı'nın bir veda olduğunu açıkça ilan ediyordu.
Hac dönüşünde Peygamberimiz Uhud şehitlerini ziyaret etti ve onlara duâ etti. Bir gece yarısı da Medine'deki Cennetü'l-Bakî mezarlığına gitti, orada yatanları hatırlayarak duâ etti. Bütün bunlar, sevgili Peygamberimizin herkesle bir bir vedalaştığını gösteriyordu.
Son Hastalık — Pazartesi Gününe Doğru
Peygamberimiz Medine mezarlığını ziyaretten döndüğü Çarşamba gecesi hastalandı. O geceyi muhterem eşi Hz. Meymûne'nin yanında geçirdi; çünkü sıra ondaydı. Rahatsızlığına rağmen eşlerine eşit davranma adâletini hatırından çıkarmadı. İlk beş günü onların yanında geçirdi.
Pazartesi günü hastalığı iyice ağırlaşınca Hz. Aişe'nin yanında kalmak için diğer eşlerinden izin istedi. Hz. Aişe'nin kalbini incitmemek için bunu açıkça söylememiş, sadece "yarın nerede kalacağım?" demişti. Hatırını kıracakları endişesinden duydukları, ona "istediğiniz yerde kalabilirsiniz" cevabını verdiler. Peygamberimizin hastalığı humma idi. O kadar zayıflamıştı ki yalnız başına yürüyemiyordu. Hz. Ali ile Hz. Abbas koluna girerek O'nu Hz. Aişe'nin odasına götürdüler. Hastalığının son sekiz günü burada geçti.
Peygamberimiz sağlığı el verdiği sürece imamlık görevini sürdürdü. Son kıldırdığı namaz akşam namazıdır. Yatsı namazının vakti girdiğinde, namazın kılınıp kılınmadığını sordu, cemaatın kendisini beklediğini öğrendi. Yıkanmak için ayağa kalkmaya çalıştı ama bayılarak düştü. Ayıldığında yine sordu, aynı cevabı aldı, tekrar yıkandı, tekrar bayıldı. Bu üç kez tekrarlandı. Dördüncü ayılışta:
— Ebû Bekir'e söyleyin, namazı kıldırsın, buyurdu.
Hz. Aişe: "Babam yumuşak kalplidir, Kur'an okurken ağlar, sizin makamınıza geçip kıldıramaz, bir başkası kıldırsın" deyince Peygamberimiz aynı emri tekrarladı: "Ebû Bekir cemaate namaz kıldırsın." Hz. Ebû Bekir bunun üzerine birkaç gün namazı kıldırdı. Bu, ümmete sessiz bir işaretti: Peygamberden sonra ümmete liderlik edecek kişiyi Peygamberimiz işaret etmişti.
Son Konuşma — Dünya İle Âhiret Arasında Bir Seçim
Vefatından beş gün önce, Perşembe günü öğleye doğru hastalığı biraz hafifledi. Peygamberimiz yedi tulum suyun vücuduna dökülmesini emretti. Sonra Hz. Ali ile Hz. Abbas'ın yardımıyla mescide geldi. Hz. Ebû Bekir namazı kıldırıyordu. Peygamberimizin geldiğini fark edince geri çekilmek istedi, ancak Peygamberimiz yerinde kalması için işaret etti ve yanına oturdu. Cemaat, Hz. Ebû Bekir'in yüksek sesle tekrarladığı tekbirlere uyarak namazı kıldı.
Namazın sonunda Peygamberimiz cemaate bir konuşma yaptı. Bu, O'nun cemaate yaptığı son konuşmaydı. Allah'a hamd ve senâdan sonra şöyle buyurdu:
— Sahih al-Bukhari, Fadâil al-Sahâbah, no.Allah Teâlâ bir kulunu dünya hayatı ile âhiret nimetleri arasında serbest bıraktı; bunlardan birini seçmesini istedi. O kul da Allah'ın katında olanı tercih etti.
Hz. Ebû Bekir bu sözleri işitince ağlamaya başladı. Etrafındakiler bu ağlayışa hayret etti. Fakat mağara arkadaşı, Peygamberimizin kendinden bahsettiğini herkesten önce anlamıştı.
Peygamberimiz sözlerine devam etti:
Arkadaşlığına ve malına en çok minnet duyduğum insan Ebû Bekir'dir. Ümmetimden bir kimseyi dost edinmem gerekse, şüphesiz bu dost Ebû Bekir olurdu. Fakat İslâm bağı hepimizi kardeş yapmıştır. Mescide bakan tüm pencereler kapansın; yalnız Ebû Bekir'in penceresi açık kalsın.
Aynı konuşmada Peygamberimiz mezarının namazgâh edinilmemesi konusunda da ümmeti uyardı:
— Sahih al-Bukhari, Cenâiz, no.Allah, mezarlarını mescit edinen Yahudi ve Hıristiyanlara lânet etsin.
Bu uyarı bir tedbirdi. Geçmiş ümmetler peygamberlerinin mezarlarına aşırı hürmet göstermiş ve putperestliğe düşmüşlerdi. Hâlbuki İslâm, birinci hedefi olarak putperestliği yıkmıştı.
Refik-i A'lâ'ya Vuslat
Pazartesi günü ilerlerken Peygamberimiz peşpeşe birkaç baygınlık geçirdi. Sevgili kızı Hz. Fâtıma babasının çektiği sıkıntıyı görüp ağladı: "Vay babamın sıkıntısına!" diye yas tuttu. Peygamberimiz son nefesinde bile kızını teselli etti:
— Kızım, bugünden sonra baban hiç sıkıntı çekmeyecek.
Sonra Peygamberimiz elini kaldırdı, parmağı ile yukarıya işaret etti ve mübarek dudaklarından şu kelimeler döküldü:
— Refîk-i A'lâ — En Yüce Dosta!
Bu son kelimelerle aziz ruhu Rabbine kavuştu. Hz. Aişe Validemiz O'nun 63 yaşında vefat ettiğini söylemiştir.
"Refîk-i A'lâ" — "En Yüce Dost" Allah'tır. Peygamberimizin son nefesinde dilinde Rabbinin adı vardı. Bütün bir hayat boyu "İhdinâs-sırâta'l-müstakîm" diye duâ eden ağız, son anda da o yola — En Yüce Dost'a — kavuşma duâsıyla kapandı.
Ümmetin İlk Şoku ve Hz. Ebû Bekir'in Tarihi Konuşması
Peygamberimizin vefat haberi Medine'ye dalga dalga yayıldı. Bunu duyan herkes şaşırdı kaldı; şehrin üzerine derin bir matem havası çöktü. O'nun biricik kızı Hz. Fâtıma'nın bu münasebetle söylediği rivayet edilen sözler bir dağı yıkacak güçtedir: "O gün gökyüzünün ufukları bozardı, günün ortasında güneşin aydınlığı köreldi, ikindi vaktinde kâinatı karanlık kapladı. Peygamberin vefatından sonra yeryüzü, üzüntüsünden bir kum yığını hâline geldi."
Bazıları bu habere inanmak istemiyordu. Bunların başında Hz. Ömer vardı. Peygambere olan aşırı sevgisi sebebiyle O'nun öldüğüne inanmıyor, yalın kılıçla mescidin önünde dolaşıyordu:
— Kim "Muhammed öldü" derse boynunu vururum!
İşte bu en kritik anda Hz. Ebû Bekir Sünh Mahallesindeki evinden hızla mescide geldi. Önce Hz. Aişe'nin odasına girdi, Peygamberimizin mübarek yüzünü açtı, iki gözü arasını öptü ve şöyle ağladı: "Ey Allah'ın Peygamberi, anam babam sana feda olsun! Allah Teâlâ sana bu ölüm şiddetinden başka ikinci bir keder vermeyecektir. Muhakkak olan bu ölüm geçidini atlatmış bulunuyorsun."
Sonra mescide çıktı ve ümmetin tevhid imanını koruyan o tarihi konuşmayı yaptı:
— Ey insanlar! Kim Muhammed'e tapıyorsa bilsin ki Muhammed öldü. Kim Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah daim ve bâkidir.
Ardından şu âyet-i kerîme'yi okudu:
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولࣱ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِ ٱلرُّسُلُۚ أَفَإِيْن مَّاتَ أَوۡ قُتِلَ ٱنقَلَبۡتُمۡ عَلَىٰٓ أَعۡقَٰبِكُمۡۚ وَمَن يَنقَلِبۡ عَلَىٰ عَقِبَيۡهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔا
— Âl-i İmrân Sûresi 3:144Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçti. O ölür yahut öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen Allah'a hiçbir zarar veremez.
Hz. Ömer der ki: "Vallahi, Ebû Bekir o âyeti okuyana kadar âdeta inmemiş gibiydim! Onu duyduğum an dizlerim çözüldü, yere düştüm. O an anladım: Peygamberimiz gerçekten vefat etmiştir."
Bu, ümmetin tevhid imanı için verilen ilk büyük imtihandı. Şahsa değil, Allah'a kulluk; ölüye değil, dirilere âit dine sahip çıkma — İslâm, Peygamberinin vefatıyla birlikte bu temel ilkeyi sağlam bir biçimde tahkim etti.
Cenaze ve Defin
Peygamberimiz Pazartesi günü vefat etmiş, vefatının ikinci günü olan Salı günü yıkanmış ve namazı kılınmıştır.
Peygamberimizi Hz. Ali yıkadı; amcası Hz. Abbas (r.a.) ile oğulları Abdullah, Fazl ve Kusem yardımcı oldular. Mübarek cesedi vefat ettiği odanın bir sediri üzerine kondu. Cemaatle değil, herkes teker teker odaya girip cenaze namazını kıldı; bu sebeple namaz akşama kadar sürdü. Sonunda Peygamberimiz vefat ettiği bu odaya — yani Hz. Aişe Validemizin odasına — defnedildi. Bugün Ravza-i Mutahhara olarak ziyaret ettiğimiz yer, işte bu mübarek mekândır.
Anlatılan Kıssalar — Vefatın İki Tanığı
Hz. Aişe Validemizin Kucağında Son Anlar
Hz. Aişe Validemiz vefat olayının en yakın şahididir. Şöyle anlatır: "Peygamberimizin son hastalığında başucunda oturuyordum. Onun başı göğsüme dayalıydı. O kadar yakın bir vaziyetteydi ki, ağzına sürmek için elimde bir misvak parçası ile birlikte odadaydım. Misvakı ıslattım, dişlerine sürdüm. O da büyük bir gayretle misvağı dişlerinde gezdirdi."
Hz. Aişe sözlerine devam eder: "O anda gözleri tavana dikildi, Peygamberimiz: 'Allahım, Refîk-i A'lâ ile beraber olmayı isterim' diyordu. Sonra yavaş yavaş eli düştü ve ruhu Rabbine kavuştu. Vallahi, ölmeden önce ölümün bir kuluna bu kadar kolay olduğunu bilseydim, Peygamberimizin de ölüm acısı çektiğine ben dünyaya gelmezdim."
Bu naklin manası derindir: Peygamberimiz mükâfâtını dünyada görmüş bir kuldur; vefatı dahi, Refîk-i A'lâ ile beraberliğin kapısıdır.
Hz. Ömer'in İnkârı, Hz. Ebû Bekir'in Sebatı
Peygamberimiz vefat ettiği gün Hz. Ömer mescidin önünde elinde kılıçla dolaşıyordu. Sevdiğine olan aşırı bağlılığı onu inkâra sürüklemişti. Mescide gelenleri tehdit ediyor, "Münafıklar Muhammed öldü diyorlar — kim böyle derse boynunu vururum! O yalnız Musa'nın Rabbine kavuşmaya gitti, dönecek!" diyordu.
Hz. Ebû Bekir mescide girdiğinde Hz. Ömer'i bu hâlde gördü. Önce Hz. Ömer'i susturmaya çalıştı; başaramayınca cemaate döndü ve Âl-i İmrân 3:144'ü okudu. Hz. Ömer'in dizleri çözüldü. Sonradan şöyle dedi: "Vallahi sanki o âyet o güne kadar hiç inmemiş gibiydi. Ebû Bekir okuyana kadar duymamıştım. Anladım ki Peygamberimiz hakikaten vefat etti ve dizlerim çözüldü."
Bu iki sahâbînin karakterleri, ümmete iki ayrı ders öğretir: Hz. Ömer'in inkârı, mü'minin Peygamberine duyabileceği sevginin derinliğini; Hz. Ebû Bekir'in sebatı ise, o sevginin akıl ve iman tarafından nasıl terbiye edilmesi gerektiğini gösterir. Sevgi de Allah'ın koyduğu sınırlara tâbidir.
Cennetü'l-Bakî'ye Yapılan Gece Ziyareti
Hz. Aişe Validemiz, vefatından kısa bir süre önce Peygamberimizin gece yarısı sessizce odadan çıktığını anlatır. Endişeyle peşinden gittiğinde, O'nu Medine'deki Cennetü'l-Bakî mezarlığında gördü. Peygamberimiz mezarlığın ortasında, ellerini açmış, orada yatan ashâbına yüksek sesle selâm veriyor ve duâ ediyordu: "Ey kabir ehli! Üzerinize selâm olsun. Allah bizi de sizi de affetsin. Siz bizden önce gittiniz, biz de inşaallah arkanızdan geleceğiz."
Sabah Hz. Aişe sorunca Peygamberimiz: "Cebrâil bana bu mezarlığa gidip dua etmemi emretti," buyurdu. Bu gece ziyareti, Peygamberimizin ümmete bir vedâya hazırlandığını gösteren işaretlerden biridir. Diriler kadar ölülerle de vedalaşmak — siyer'in bizlere öğrettiği ulvi bir terbiyedir.
Vefatın Bize Bıraktığı İki Hakikat
Peygamberimiz vefat etti; ama O'nun getirdiği din dünya durdukça yaşayacak ve O'nun bıraktığı Kur'an insanlığı aydınlatmaya devam edecektir. Bu vefat bize iki kalıcı hakikat bırakmıştır:
- Dünyada kalıcı olan tek varlık Allah'tır. Peygamberimizin vefatı bu hakikati ümmetin imanına yerleştirdi. Şahıslar gider, kurumlar yıkılır, dünyalar tükenir — Allah daim ve bâkidir.
- Sevginin sınırı tevhiddir. Hz. Ömer'in başlangıçta düştüğü hatayı Hz. Ebû Bekir bir âyetle düzeltti. Peygamberimize duyduğumuz sevgi, O'nun Rabbi'ne karşı sorumluluğumuzun önüne geçmediği zaman sahihtir.
VAAZ ile Peygamber Sevgisini Pratiğe Dökmek
VAAZ uygulamasındaki dua arşivi, Peygamberimize getirilen salât ve selâmları, salavât duâlarını bir araya getirir. Esmâ-ül Hüsnâ koleksiyonu içinde el-Hayy — "ezelî ve ebedî diri olan" — ismi, Hz. Ebû Bekir'in o günkü tarihi sözünü hatıramızda canlı tutar: kim Allah'a tapıyorsa bilsin ki Allah daim ve bâkidir.
Peygamberimizin hayatını daha bütünlüklü tanımak için Mevlid-i Nebî Vaazı; ashâbının O'nun vefatından sonra üstlendiği yükü görmek için Ashab-ı Kiram Vaazı okunabilir.
Kaynakça
- Kur'ân-ı Kerîm, Mâide Sûresi 5:3, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Âl-i İmrân Sûresi 3:144, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Enbiyâ Sûresi 21:34-35, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Kur'ân-ı Kerîm, Zümer Sûresi 39:30, Diyanet İşleri Başkanlığı Meali.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu Fadâili'l-Ashâb — son hastalık ve son konuşma.
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu'l-Cenâiz — mezarların mescit edinilmemesi.
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu Fadâili's-Sahâbe — Hz. Aişe'nin vefat rivayeti.
- İbn Hişâm, es-Sîretü'n-Nebeviyye — Veda Haccı ve son hastalık nakli.
- İbn Sa'd, Tabakâtü'l-Kübrâ — Hz. Ebû Bekir'in konuşması.
- İmam Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ — Cennetü'l-Bakî ziyareti.