Ana icerige atla
Bugünün namaz vakitleri
VAAZ

Dâvet ve Hisbe konulu hadisler

HadeethEnc'in Dâvet ve Hisbe başlığı altında toplanan 90 hadis. Her hadisin Arapça metni, anlamı ve kaynağı kendi sayfasında.

Bu konudaki hadis
90
Bu sayfada listelenen
30
En çok hadis içeren koleksiyon
Buhârî & Müslim (28)

Hadisler

İlk 30 hadis aşağıda. Konunun tamamı hadis arşivinde.

SahihMuttefekun Aleyh

«Ey Abdurrahmân b. Semura! Emirliğe talip olma! Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir.»

Abdurrahmân b. Semura -radıyallahu anh- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ey Abdurrahmân b. Semura! Emirliğe talip olma! Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer talibi olmadan sana emirlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir şeye yemin edip de o işten daha hayırlı olanı gördüğünde, yemininin kefaretini verip daha hayırlı olan o işi yap.»

SahihEbû Dâvûd rivayet etmiştir

«Allah Teâlâ bir devlet başkanı hakkında hayır dilediği zaman, ona unuttuğunu hatırlatan, hatırladığını yapmaya yardım eden doğru sözlü bir yardımcı verir. Şayet Allah Teâlâ o devlet başkanı için hayır dilemezse, ona unuttuğunu hatırlatmayan ve hatırladığını yapmaya da yardım etmeyen kötü bir yardımcı verir.»

Âişe -radıyallahu anha-’dan merfû olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah Teâlâ bir devlet başkanı hakkında hayır dilediği zaman, ona unuttuğunu hatırlatan, hatırladığını yapmaya yardım eden doğru sözlü bir yardımcı verir. Şayet Allah Teâlâ o devlet başkanı için hayır dilemezse, ona unuttuğunu hatırlatmayan ve hatırladığını yapmaya da yardım etmeyen kötü bir yardımcı verir.»

SahihBuhârî rivayet etmiştir

«Allah, bir peygamber gönderdiği ve bir kimseyi halife yaptığı zaman, muhakkak onun iki türden sırdaşı olmuştur. Bunun biri ona marûfu, hayır yolunu emreder ve onu o yola teşvik eder durur. Diğeri de ona şerri emreder ve onu şer üzerine teşvik eder durur.»

Ebu Saîd El-Hudrî ve Ebu Hureyre -radıyallahu anhumâ-'dan merfû olarak rivayet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah, bir peygamber gönderdiği ve bir kimseyi halife yaptığı zaman, muhakkak onun iki türden sırdaşı olmuştur. Bunun biri ona marûfu, hayır yolunu emreder ve onu o yola teşvik eder durur. Diğeri de ona şerri emreder ve onu şer üzerine teşvik eder durur. Masûm (korunmuş) olan ise Yüce Allah'ın fenalıklardan koruduğu kimsedir.»

HasenEbû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir

En faziletli cihat, zalim sultanın yanında adaleti söylemektir

Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «En faziletli cihat, zalim sultanın yanında adaleti söylemektir.»

SahihMuttefekun aleyh

Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ e zorlukta ve kolaylıkta, sevinçli ve kederli anlarda, başkaları bize tercih edildiği zamanlarda

Ubâde b. Sâmit -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Biz, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ e zorlukta ve kolaylıkta, sevinçli ve kederli anlarda, başkaları bize tercih edildiği zamanlarda devleti yönetenleri dinleyip itaat etmeye, onların işlerine karışmamaya, nerede olursak olalım hakkı söyleyeceğimize ve Allah için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmayacağımıza dair biat ettik."

SahihMuttefekun Aleyh

Şakîk b. Seleme -rahimehullah- dedi ki:İbn Mesud -radıyallahu anh- bize perşembe günleri vaaz ederdi. Adamın biri ona:Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.İbni Mes`ûd ona şunları söyledi:Sizi usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de, bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri kollardı.

Şakîk b. Seleme -rahımehullah- dedi ki:İbn Mesud -radıyallahu anh- bize perşembe günleri vaaz ederdi. Adamın biri ona:Ebû Abdurrahman! Keşke bize her gün vaaz etsen, dedi.İbni Mes`ûd ona şunları söyledi:Sizi usandırmamak için her gün vaaz etmiyorum. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'de, bıkıp usanmayalım diye, dinlemeye istekli olduğumuz günleri kollardı.

SahihMuttefekun Aleyh

Herakliyus Ebû Süfyân’a Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kastederek: "O size ne emrediyor?" diye sordu. Ebû Süfyan dedi ki: "Ben de O'nun bize, sadece Allah’a ibadet ediniz; ona hiçbir şeyi ortak koşmayınız; dedelerinizin taptığı şeyleri bırakınız dediğini, bize namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabayı görüp gözetmeyi emrettiğini söyledim."

Ebû Süfyân Sahr b. Harb -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Herakliyus, Ebû Süfyân’a, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'i kastederek: "O size ne emrediyor?" diye sordu. Ebû Süfyan dedi ki: "Ben de O'nun bize, sadece Allah’a ibadet ediniz; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayınız; dedelerinizin taptığı şeyleri bırakınız dediğini, bize namaz kılmayı, doğru ve iffetli olmayı, akrabayı görüp gözetmeyi emrettiğini söyledim."

SahihBuhârî rivayet etmiştir

Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. Vallahi Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılı kaldı. Vallahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Ömer Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yânî onun hükmünü geçmezdi.)

Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhuma- şöyle demiştir: Bir ara Uyeyne b. Hısn Medîne'ye gelmiş ve kardeşinin oğlu Hurr b. Kays'ın evine inip ona konuk olmuştu. Hurr b. Kays ise Ömer'in yakınlarındandı. Meclisinde genç, ihtiyar birtakım kurrâlar bulunurdu. Halîfe onlara mühim genel işlerini da­nışır, onlarla istişare ederdi. Uyeyne, kardeşinin oğlu Hurr b. Kays'a: "Ey kardeşimin oğlu! Senin halîfenin yanında yüksek bir yerin vardır. Benim için yanına girmeye bir izin alsan da onu ziyaret et­sem!" dedi. Hurr, Uyeyne için izin istedi, Ömer'de izin verdi. Uyeyne huzura girdiğinde: "Ey Hattâb oğlu! Vallahi sen bize ne bol dünyalık verirsin, ne de aramızda adaletle hükmedersin!" dedi. Bu sözü üzerine Ömer öfkelendi, hattâ Uyeyne'yi dövmeye kastedip üzerine yürüdüğü sırada, kardeşinin oğlu Hurr b. Kays müdâha­le edip: "Ey Müminlerin Emîri! Şüphesiz yüce Allah, Peygamber'ine: "Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir." ( A'râf Suresi:199) diye buyurdu. Şüphesiz bu Uyeyne de o câhillerdendir, dedi. Vallahi Hurr b. Kays bu âyeti okuyunca, o haşmetli Ömer olduğu yerde çakılı kaldı. Vallahi bir adım ileri gitmedi. Esasen Ömer Allah'ın kitâbı yanında duran bir kimseydi. (Yânî onun hükmünü geçmezdi.)

SahihMuttefekun aleyh

Hiç şüphesiz, benden sonra adam kayırmalar ve yadırgayacağınız bazı işler olacaktır.» Ashâb-ı Kiram: "Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman nasıl davranmamızı tavsiye edersiniz?" dediler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Siz, üzerinize düşen görevleri yapar, kendi hakkınızı ise Allah’tan beklersiniz.» diye buyurdu

İbn Mesûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Hiç şüphesiz, benden sonra adam kayırmalar ve yadırgayacağınız bazı işler olacaktır.» Ashâb-ı Kiram: "Ey Allah'ın Rasûlü! O zaman nasıl davranmamızı tavsiye edersiniz?" dediler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Siz, üzerinize düşen görevleri yapar, kendi hakkınızı ise Allah’tan beklersiniz.» diye buyurdu.

SahihMuttefekun Aleyh

"İnsanlara (Mekke'den ayrılmadan önce) en son bulunacakları yerin Beytullah olması emri buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi."

Abdullah b. Abbâs -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: "İnsanlara (Mekke'den ayrılmadan önce) en son bulunacakları yerin Beytullah olması emri buyuruldu. Ancak hayızlı kadına ruhsat verildi."

SahihMüslim rivayet etmiştir

Sizden önceki milletlerden birinde bir hükümdar ve onun bir sihirbazı vardı

Suheyb -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizden önceki milletlerden birinde bir hükümdar ve onun bir sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara: "Ben yaşlandım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim" dedi. Hükümdar ona sihir öğreteceği delikanlıyı gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip vardı. Yola çıktığında onun yanında oturup sözlerini dinlerdi. Rahibin sözleri hoşuna giderdi. Sihirbaza giderken rahibe uğrar, onunla bir süre otururdu. Sonra sihirbaza varınca da adam delikanlıyı döverdi. Bu durumdan rahibe şikâyet edince rahip: "Sihirbazdan korktuğunda, beni ailem alıkoydu; ailenden korktuğun zaman da beni sihirbaz bırakmadı dersin" dedi. O hal üzere gidip gelirken bir gün geçenlerin yolunu kesen büyük bir vahşi hayvanla karşılaştı. Kendi kendine "Büyücü mü yoksa rahip mi daha faziletli bugün öğreneceğim " dedi. Bir taş aldı ve "Allahım! Eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimli ise şu hayvanı öldürüver ki halk yoluna devam etsin" diyerek elindeki kaya parçasını attı ve canavarı öldürdü. Halk da geçip gitti. Bunun üzerine delikanlı rahibe gelerek olup bitenleri haber verdi. Rahip de ona, "Oğlum bugün sen benden daha üstünsün. Senin durumun kemale ulaştı. Fakat yakında imtihandan geçeceksin. Bir belaya uğrarsan benim adımı verme" dedi. Bu çocuk anadan doğma körleri, alaca (baras) denilen cilt hastalıklarını iyileştiriyor ve daha birçok hastalıklara yakalananları tedavi ediyordu. Bu durumu kralın yakın dostlarından olan kör biri duydu. Çeşitli hediyelerle delikanlının yanına gelerek, "Eğer beni iyileştirirsen bunların hepsi senin" dedi. Delikanlı adama; "Ben hiçbir kimseyi iyileştiremem. Şifayı ancak Allah verir. Eğer sen Allah'a iman edersen O'na dua ederim. O da sana şifa verir" dedi. Adam hemen Allah'a iman etti. Allah da ona şifa verdi. Sonra bu adam hükümdarın yanına gitti. Önceden olduğu gibi onun yanı başına oturdu. Hükümdar ona, "Sana gözlerini kim iade etti?" dedi. Adam "Rabbim" dedi. Kral "Senin benden başka bir rabbin mi var?" dedi. Adam "Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır" dedi. Bunun üzerine hükümdar o adamı tutuklattı. Çocuğun yerini söyleyinceye kadar kendisine işkence yaptırdı. Bunun üzerine delikanlı hükümdarın huzuruna getirildi. Kral delikanlıya, "Oğlum! Senin sihrin, anadan doğma körleri, abraşları (baras hastalığına tutulanları) iyi edecek dereceye ulaşmış, şöyle şöyle yapıyormuşsun öyle mi?" dedi. Delikanlı: "Ben hiçbir kimseye şifa vermiyorum. Şifayı ancak Allah veriyor" dedi. Bunun üzerine kral onu da tutuklattı ve devamlı işkence ettirdi. Sonunda rahibin adını söyledi. Hemen rahip getirildi. Kendisine "Dininden dön" denildi. O reddetti. Bunun üzerine hükümdar testere istedi. Testereyi başının ortasına gelecek şekilde rahibin tepesine koydular. Testere başını ikiye ayırdı. Arkasından hükümdarın yakin dostunu getirdiler. Ona da "Dininden dön" dediler. Reddedince onun da tepesine testereyi yerleştirip, başını ortasından ikiye ayırdılar. Sonra da delikanlıyı getirdiler. Kendisine "Dininden dön" dediler. Reddedince, kral onu adamlarından bir gruba teslim etti. Onlara "Bunu falan dağın tepesine çıkarın, dağın tepesine varınca dininden dönmezse onu aşağıya atın" diye emir verdi. Onlar da onu götürdüler, dağa çıkardılar. Çocuk, "Allah’ım! Dilediğin şekilde beni onlara karşı koru" dedi. Bunun üzerine dağ sarsıldı. Onlar da dağdan aşağı yuvarlandılar. Çocuk yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar ona "Yanındakilere ne oldu?" diye sordu. Delikanlı hükümdara "Allah beni onlara karşı korudu" diye cevap verdi. Hükümdar yine onu kendi adamlarından bir gruba teslim etti. "Bunu büyük bir gemiye bindirin, denizin ortasına götürün. Dininden dönmezse onu denize atın" dedi. Onu götürdüler. Delikanlı dua ederek "Allah’ım! Nasıl dilersen beni onlara karşı koru" dedi. Bunun üzerine gemi onlarla beraber alabora oldu, hepsi boğuldular. O yürüyerek hükümdara geldi. Hükümdar "Yanındakilere ne oldu" diye sordu. Delikanlı hükümdara "Allah onlara karşı beni korudu" dedi ve krala, "Sana emredeceğimi yerine getirmedikçe beni öldüremeyeceksin" dedi. Kral, "Nedir o?" dedi. Delikanlı şu cevabı verdi, "Halkı bir alana topla, beni de bir hurma dalına as, sonra ok torbamdan bir ok alarak, yayın tam ortasına yerleştir. Daha sonra, "Delikanlının Rabbi olan Allah’ın adıyla" de. Sonra da at. Böyle yaparsan beni öldürürsün. “Bunun üzerine hükümdar halkı bir meydanda topladı. Onu hurma dalından astı. Sonra ok torbasından bir ok aldı. Oku yayın ortasına koydu. Sonra "Çocuğun Rabbi olan Allah’ın adıyla" diyerek oku üzerine attı. Ok delikanlının şakağına saplandı. Çocuk elini şakağına koyup öldü. (Bu durumu gören) halk; "Delikanlının Rabbi'ne iman ettik" dedi. Kralın adamları yanına vararak ona, "Gördün mü korktuğun şeyi? Vallahi korktuğun şey başına geldi, halk iman etti" dediler. Bunun üzerine kral derhal sokak başlarında hendekler kazılmasını emretti. Hendekler açıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Hükümdar, "Her kim dininden dönmezse onu zorla hendeğe atın. Ya da kendilerine; "Haydi hendeklere atlayın denilsin" diye emir verdi. Adamları da dediği gibi yaptılar. Nihayet kucağında bebeği ile bir kadın ateşin önüne geldi. Kadın duraklayıp ateşe düşmekten çekindi. Kucağındaki; "Ey anneciğim! Sabret; çünkü sen hak din üzeresin" dedi.

SahihMüslim rivayet etmiştir

«Ey Ebu Zer, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine âmir olma ve yetim malına da velilik yapma!»

Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana şöyle dedi: «Ey Ebû Zer, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine âmir olma ve yetim malına da velilik yapma!»

SahihBuhârî rivayet etmiştir

Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlal edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi

Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlal edenler, bir gemiye binmek üzere kura çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar: "Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz" dediler. Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar, helak olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.»

SahihBuhârî rivayet etmiştir

«İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Rasûlü'nün yalanlanmasını ister misiniz?»

Ali -radıyallahu anh- şöyle demiştir: «İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Rasulü'nün yalanlanmasını ister misiniz?»

SahihMuttefekun aleyh

Ey amcacım! Lâ ilahe illallah de ki, Allah katında bu kelime ile seni müdafaa edeyim

Saîd b. Müseyyeb'in, babasından naklettiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Tâlib, ölüm döşeğindeyken, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- yanına gitti. Yanında Ebû Cehil ve Abdullah b. Ebi Ümeyye b. Muğira da vardı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- amcasına şöyle dedi: «Ey amcacım! Lâ ilahe illallah de ki, Allah katında bu kelime ile seni müdafaa edeyim.» . Ebû Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye dediler ki: Ey Ebû Talib, Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçiyorsun? Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- (sözünü) tekrarladı. O ikisi de sözlerini o kadar ısrarla tekrarladılar ki, Ebû Tâlib'in en son söylediği söz: "Abdülmuttalib'in dini üzere." oldu. Lâ ilâhe illallâh demeyi reddetti. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle dedi: «Yasaklanmadığım müddetçe senin için istiğfarda bulunacağım.» Böyle demesi üzerine Allah şu ayetleri indirdi: {Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, Peygamber'e ve Müminlere yaraşmaz.} [Tevbe Suresi: 113] Allah Teâlâ, Ebû Tâlib hakkında şu ayeti indirerek Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle buyurmuştur: {(Rasûlüm!) Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.} [Kasas Suresi: 56]

SahihMüslim rivayet etmiştir

«Ey Ebu Zer! Görüyorum ki sen zayıfsın. O (yönetim sorumluluğu) ise, bir emanettir. O, onu hakkıyla alan ve o hususta üzerinde olanı yerine getiren kimse dışında, kıyamet günü utanç ve pişmanlıktır.»

Ebû Zer -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: “Ey Allah'ın Rasûlü! Beni memur tayin etmez misin?" dedim. Bu sözüm üzerine, elini omzuma vurdu ve sonra da: «Ey Ebu Zer, görüyorum ki sen zayıfsın. O (yönetim sorumluluğu) ise, bir emanettir. O, onu (yönetimi) hakkıyla alan ve o hususta üzerinde olanı yerine getiren kimse dışında, kıyamet günü utanç ve pişmanlıktır.»

SahihEbû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî (Sünen-i) el-Kübrâ'da, İbn Mâce ve Ahmed rivayet etmiştir

Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır

Ebû Bekir es-Sıddîk -radıyallahu anh- şöyle demiştir: Ey insanlar! Şüphesiz siz şu ayeti okuyorsunuz: {Ey iman edenler! Siz kendinize bakın! Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez.} Oysa ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i şöyle buyururken işittim: «Şüphesiz ki insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine umumileştirmesi yakındır.»

SahihMüslim rivayet etmiştir

Sizin üzerinize bir takım emirler, yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa isyan etmiş olur

Müminlerin annesi Ümmü Seleme -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Sizin üzerinize bir takım emirler, yöneticiler tayin olunacaktır. Onların dine uygun olan işlerini iyi bulur, uygun olmayanlarını ise hoş karşılamaz, tenkit edersiniz. Kim hoş karşılamaz, kerih görürse günahtan korunmuş olur. Kim de tenkit eder, onların kötülüklerine engel olmaya çalışırsa, kurtuluşa erer. Fakat kim de razı ve hoşnut olur, onlara uyarsa isyan etmiş olur.» Bunun üzerine Sahâbe-i Kirâm: Ya Rasûlallah! Onlarla savaşmayalım mı? dediler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aranızda namaz kıldıkları sürece hayır.» buyurdu.

SahihBuhârî rivayet etmiştir

«Odamızda birazcık altın -veya gümüş- olduğunu hatırladım da beni hayırda acele etmekten alıkoymasını istemedim ve derhal dağıtılmasını emrettim.»

Ukbe b. Hâris -radıyallahu anh- şöyle dedi: Bir keresinde Medine’de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in arkasında ikindi namazı kılmıştım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, selâm verip namazı bitirdi ve hızlıca yerinden kalktı, safları yararak hanımlarından birinin odasına gitti. Cemaat, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in bu telaşından endişe ettiler. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kısa sürede döndü. Kendisinin bu acele davranışından dolayı (sahabelerin) meraklanmış olduklarını gördü ve şöyle buyurdu: «Odamızda birazcık altın -veya gümüş- olduğunu hatırladım da beni hayırda acele etmekten alıkoymasını istemedim ve derhal dağıtılmasını emrettim.» Bir başka rivayette şu şekildedir: «Odada, sadaka (olarak dağıtılacak) bir miktar altın -veya gümüş- bırakmıştım. Onun gece evde kalmasını uygun görmedim.»

SahihMuttefekun Aleyh

«Vallahi biz isteyeni veya görev almada gözü olanı yönetici yapmıyoruz.»

Ebû Mûsâ el-Eş'arî -radıyallahu anh- şöyle dedi: Amcamın oğullarından ikisiyle Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in huzuruna girmiştim. Onlardan biri: Yâ Rasulallah! İdaresini Allah -Azze ve Celle-'nin sana verdiği görevlerden birine bizi yönetici tayin et, dedi. Öteki amcaoğlu da bunun benzeri bir şey söyledi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Vallahi biz isteyeni veya görev almada gözü olanı yönetici yapmıyoruz.»

HasenTirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir

«Nefsim (canım) elinde olan Allah'a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah yakında sizin üzerinize öyle bir bela gönderir de sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.»

Huzeyfe b. Yemân -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Nefsim (canım) elinde olan Allah'a yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah yakında sizin üzerinize öyle bir bela gönderir de sonra Allah'a dua edersiniz de duanız kabul edilmez.»

SahihMüslim rivayet etmiştir

Oğlum! Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i; «Yöneticilerin en kötüsü insafsız ve katı kalpli olanlardır.» diye buyururken dinledim. Sakın sen, o yöneticilerden olma!

Âiz b. Amr -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre, kendisi Ubeydullah b. Ziyâd’ın yanına girmiş ve ona şunları söylemiştir: Oğlum! Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i; «Yöneticilerin en kötüsü insafsız ve katı kalpli olanlardır.» diye buyururken dinledim. Sakın sen o yöneticilerden olma! Ona dedi ki sen Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in ashabının değersiz/düşük seviyede olanlarındansın. (Bunun üzerine Âiz -radıyallahu anh- ona şu cevabı verdi:) Onların içinde değersiz kimseler yoktu. Ancak değersiz olanlar, onlardan (yani sahabelerden) sonra gelenler ve diğerleridir.

SahihBuhârî rivayet etmiştir

Bir kimse hastalanır veya yolculuğa çıktığından dolayı sürekli yaptığı ibadetleri yapamazsa, sağlıklı ve mukim iken yaptığı amellerin sevabı gibi kendisine sevap yazılır

Ebû Musa el-Eşarî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir kimse hastalanır veya yolculuğa çıktığından dolayı sürekli yaptığı ibadetleri yapamazsa, sağlıklı ve mukim iken yaptığı amellerin sevabı gibi kendisine sevap yazılır.»

SahihMüslim rivayet etmiştir

Ensar'dan bir adam vardı. Evi mescide ondan daha uzak olan bir kimse bilmiyorum. Buna rağmen hiçbir namazı kaçırmıyordu

Ubey b. Ka'b -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ensar'dan bir adam vardı. Evi mescide ondan daha uzak olan bir kimse bilmiyorum. Buna rağmen hiçbir namazı kaçırmıyordu. Dedi ki: Kendisine: "Keşke bir merkep satın alsan! Karanlık ve sıcak günlerde ona binerdin." denildi. Adam: "Evimin mescide yakın olması beni sevindirmez. Ben mescide her gidişimde ve ailemin yanına döndüğüm her dönüşümde attığım her adıma sevap yazılmasını istiyorum." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Allah Teâlâ bunların hepsinin sevabını senin için bir araya topladı.» buyurdu.

SahihMüslim rivayet etmiştir

«(Benden) bir şeyi ısrarla istemeyin. Allah'a yemin olsun ki, biriniz benden bir şey ister de o istediğini benden ben hoşnut olmasam da alır ve böylece kendisine verdiğimde bereket olmaz.»

Ebu Abdurrahman Muaviye b. Ebî Sufyan -radiyallahu anh-'den rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «(Benden) bir şeyi ısrarla istemeyin. Allah'a yemin olsun ki, biriniz benden bir şey ister de o istediğini benden ben hoşnut olmasam da alır ve böylece kendisine verdiğimde bereket olmaz.»

SahihBuhârî rivayet etmiştir

Benden bir ayet bile olsa insanlara ulaştırınız. İsrailoğulları(nın ibretli kıssaları)ndan da haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur. Kim bile bile bana yalan isnat ederse, Cehennem'deki yerine hazırlansın

Abdullah b. Amr -radıyallahu anhumâ-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Benden bir ayet bile olsa insanlara ulaştırınız. İsrailoğulları(nın ibretli kıssaları)ndan da haber verebilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur. Kim bile bile bana yalan isnat ederse, Cehennem'deki yerine hazırlansın.»

SahihMüslim rivayet etmiştir

«Biriniz geceleyin namaz kılmak üzere kalkıp da Kur’an’dan ne okuduğunu bilmeyecek derecede dili dolaşırsa, yatıp uyusun.»

Ebu Hureyre -radıyallahu anh-’den merfû olarak rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Biriniz geceleyin namaz kılmak üzere kalkıp da Kur’an’dan ne okuduğunu bilmeyecek derecede dili dolaşırsa, yatıp uyusun.»

SahihMüslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh

«Bir müslüman, bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenilen ürün, onun için bir sadaka olur. O ağaçtan çalınan meyve onun için bir sadaka olur. Kim ondan yiyip eksiltirse, onun için bir sadaka olur.»

Câbir -radıyallahu anh-’dan rivayet olunduğuna göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Bir müslüman, bir ağaç dikerse, o ağaçtan yenilen (ürün), onun için bir sadaka olur. O ağaçtan çalınan meyve onun için bir sadaka olur. Kim ondan yiyip eksiltirse, onun için bir sadaka olur.» Diğer bir rivayette şöyle buyurmuştur: «Bir müslüman, bir ağaç dikerse, o ağaçtan bir insan, vahşi hayvan ve kuş ondan yerse bu, onun için kıyamete kadar bir sadaka olur.» Bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: «Bir müslüman, bir ağaç diker yahut bir şey ekerse ve ondan insan, hayvan ve bir şey yerse bu onun için sadaka olur.» Bu iki rivayet, Enes -radıyallahu anh-’ın rivayetindendir.

SahihBuhârî rivayet etmiştir

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Allah katından gelen vahiy sebebiyle insanlar, gizli hallerinden de sorumlu tutuluyorlardı. Hiç kuşkusuz vahyin arkası kesilmiştir. Biz ise şu anda sizleri, bize apaçık belli olan davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi davranışlar gösteren kimseyi, güvenilir kimse bilir ve ona yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize düşmez. O kişinin gizli halleriyle ilgili hesabını Allah görür. Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de güvenilir bulmayız. O kişi, gayesinin iyi olduğunu söylese bile yine de ona güvenmeyiz ve onun sözlerini tasdik etmeyiz.

Abdullah İbn Utbe İbn Mes’ûd der ki: Ömer İbn Hattâb -radıyallahu anh-’ı şöyle derken işittim: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- zamanında Allah katından gelen vahiy sebebiyle insanlar gizli hallerinden de sorumlu tutuluyorlardı. Hiç kuşkusuz vahyin arkası kesilmiştir. Biz ise şu anda sizleri, bize apaçık belli olan davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi davranışlar gösteren kimseyi, güvenilir kimse bilir ve ona yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize düşmez. O kişinin gizli halleriyle ilgili hesabını Allah görür. Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de güvenilir bulmayız. O kişi, gayesinin iyi olduğunu söylese bile yine de ona güvenmeyiz ve onun sözlerini tasdik etmeyiz.

SahihMüslim rivayet etmiştir

Din samimiyettir

Temîm ed-Dârî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Din samimiyettir.» Biz kendisine: Kime karşı? diye sorduk. Peygamber Efendimiz: «Allah'a, kitabına, Rasûlüne, Müminlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlara.» diye buyurdu.

Bu konudaki 90 hadisin tamamı

Kaynak

  1. HadeethEnc.comHadis metinleri ve konu başlıkları HadeethEnc'ten alınmıştır.

Ezanı kaçırma: VAAZ uygulaması

Ezan bildirimi, kıble pusulası, Kur'an, dua ve Ramazan takibi cebinde.