SahihMuttefekun aleyh
Kim Allah’tan başka (hak) ilah olmadığına ve Muhammed’in, Allah’ın kulu ve rasûlü olduğuna içinden gelerek samimiyetle şehadet ederse, Allah onu Cehennem'e haram kılar
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-, (bir sefer esnasında) terkisine aldığı Muâz -radıyallahu anh-'a hitaben: «Ey Muâz b. Cebel!» diye üç defa seslenmiş, o da üç defa: Buyur, ey Allah’ın Rasûlü! Emrine âmâdeyim, diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Kim Allah’tan başka (hak) ilah olmadığına ve Muhammed’in, Allah’ın kulu ve rasûlü olduğuna içinden gelerek samimiyetle şehadet ederse, Allah onu Cehennem'e haram kılar.» buyurmuştur. Muâz: Bu müjdeyi Müslümanlara haber vereyim de sevinsinler mi, ey Allah’ın Rasûlü? diye izin istemiş; Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «O zaman onlar buna güvenirler de (hayırlı işler yapmakta) tembel davranırlar.» diye buyurmuştur. Muâz (İbn Cebel) böylesi bir bilgiyi gizleme sebebiyle günaha girmemek için onu vefatına yakın bir zamanda haber vermiştir.
SahihBuhârî rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
"Bir adam, susuzluktan soluyup toprak yiyen bir köpek gördü. Adam kendi kendine: 'Bu köpek de benim gibi çok susamış.' deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışından memnun kaldı ve günahlarını affetti."
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- merfu olarak rivayet ediyor: Bir adam, yolda giderken çok susadı. Sonunda bir kuyuya rastladı. İçine inip susuzluğunu giderdi. Çıkınca susuzluktan soluyup toprağı yemekte olan bir köpek gördü. Adam kendi kendine: 'Bu köpek de benim gibi çok susamış.' deyip hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurup ağzıyla tutarak dışarı çıktı ve köpeği suladı. Allah onun bu davranışını övdü ve günahlarını affetti." Rasûlullah'ın yanındakilerden bazıları:"Ey Allah'ın Rasûlü! Yani bize hayvanlara (yaptığımız iyilikler) için de ecir mi var?" dediler. Aleyhissalatu vesselam:"Evet! Her ciğer (sahibi) canlıya yapılan iyilikte bir ecir vardır." buyurdu. Başka bir rivayette: ’’Allah, o adamdan razı oldu ve onu bağışlayıp Cennete koydu.’’ Bir diğer rivayette şöyle denmiştir: İsrailoğullarından fahişe bir kadın, sıcak bir günde, bir kuyunun etrafında dönen bir köpek gördü, az kalsın susuzluktan ölecekti. Kadıncağız mestini çıkararak (onunla su çekip köpeği suladı). Bu sebeple kadın mağfiret olundu.
SahihMüslim rivayet etmiştir
"Şüphesiz ki, kâfir bir kimse bir iyilik yaptığında, dünyada bu iyiliğinin tadı ona tattırılır. Mü’mine gelince, Allah, onun iyiliklerini ahireti için saklar. Dünyada ise itaat etmesine rızık bahşeder."
Enes b. Malik -radıyallahu anhuma- merfu olarak rivayet ediyor: "Şüphesiz ki, kâfir bir kimse bir iyilik yaptığında, dünyada bu iyiliğinin tadı ona tattırılır. Mü’mine gelince, Allah, onun iyiliklerini ahireti için saklar. Dünyada ise itaat etmesine rızk bahşeder." Bir rivayette ise, "Şüphesiz ki Allah, mü’minin iyilikleri konusunda hiç bir zulüm etmez. İyiliğinin karşılığını dünyada verir, ahirette de onun sevabını verir. Kâfire gelince, Allah için yaptığı iyiliklerin tadını dünyada tadar. Ahirete vardığında ise karşılığını alabileceği hiç bir iyiliği kalmaz."
SahihMüslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
«Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der.»
Mugîre b. Şu‘be -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Mûsâ -sallallahu aleyhi ve sellem- Rabbine: – Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu: – O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine: – Cennete gir! denir. – Yâ Rabbi! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona: – Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da: – Razıyım ya Rabbi! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona: – İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam: – Razı oldum ya Rabbi! der. Allah Teâlâ ona: – İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam: – Razı oldum ya Rabbi! diyecek. Daha sonra Mûsâ -aleyhisselam-: – Ya Rabbi! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: – Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.» İbn Mes’ûd -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ben cehennemden en son çıkacak (veya cennete en son girecek) kimseyi biliyorum. O adam cehennemden emekleye emekleye çıkar. Allah Teâlâ ona: – Haydi git, cennete gir, buyurur. Adam cennete gider, fakat ona cennet doluymuş gibi gelir. Geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Ya Rabbi! Cennet ağzına kadar dolmuş! der. Allah Teâlâ ona: – Git, cennete gir, buyurur. Tekrar oraya gider, yine cennetin dolu olduğunu zanneder. Bir daha geri dönüp Allah Teâlâ’ya: – Yâ Rabbi! Orası dopdolu! der. Allah Teâlâ ona yine: – Git, cennete gir, orada senin dünya kadar ve dünyanın on misli (veya dünyanın on misli büyüklüğünde) yerin var, buyurur. O Adam: – Yâ Rabbi! Sen kainatın hükümdarı olduğun halde benimle alay mı ediyorsun? (veya benim halime mi gülüyorsun?) der.» Hadisin ravisi İbn Mes’ûd şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in gerideki dişleri belirinceye kadar tebessüm ettiğini gördüm. Sonra şöyle buyurdu: «İşte cennetliklerin en aşağı seviyesinde bulunan adamın derecesi budur.»
SahihTirmizî rivayet etmiştir
«Hz. Adem'in ömrü tamam olunca ona ölüm meleği geldi. Adem -aleyhisselam- (Meleğe): "Benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek O'na: "Sen onu, oğlun Davud'a vermedin mi?" dedi. Adem inkar etti, zürriyeti de inkar etti. Adem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Adem hata işledi, zürriyeti de hata işledi.»
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'tan şöyle rivayet edilmiştir: Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Allah -Azze ve Celle- Adem -aleyhissalatu ve's-selam-'ı yarattığı zaman sırtını meshetti. Bunun uzerine kıyamete kadar onun neslinden yaratacagi insanlardan herbirinin iki gözü arasına nurdan bir parlaklık koydu. Sonra hepsini Adem -aleyhisselam-'a arzetti. Adem -aleyhisselam-: "Ey Rabbim! Bunlar da kim?" diye sordu. Allah: "Bunlar senin zürriyetindir" dedi. Onlardan bir tanesi dikkatini çekti, gözlerinin arasındaki parlaklık çok hoşuna gitmişti. "Ey Rabbim şu da kim?" diye sordu. "Davud!" deyince; "Pekala ne kadar ömür verdin?" diye sordu. "Altmış yıl!" dedi. Adem: "Ey Rabbim! Ona benim ömrümden kırk yıl ilave et!" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: Adem'in -aleyhisselam- ömrü tamam olunca ölüm meleği ona geldi. Adem -aleyhisselam- meleğe: "Benim ömrümden kırk yıl daha geride kalmadı mı?" dedi. Melek: "Sen onu oğlun Davud'a vermedin mi?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Adem inkar etti, zürriyeti de inkar etti, Adem unuttu ve meyveden yedi. Zürriyeti de unuttu. Adem hata işledi, zürriyeti de hata işledi.»
SahihMüslim rivayet etmiştir
«Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip, (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.»
İyad b. Hımâr -radıyallahu anh-'dan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir gün hutbesinde buyurdular ki: «Rabbim, bugün bana öğrettiği şeylerden bilmediklerinizi size öğretmemi emretti.» (Ve buyurdu ki): «Benim bir kula verdiğim bir mal helaldir. Ben, bütün kullarımı hanif (Müslüman, hakka taraftar) olarak yarattım. Ancak şeytanlar onlara gelip (fıtri) dinlerinden alıp götürdüler, kendilerine helal kıldığım şeyleri haram kıldılar. Haklarında bir delil indirmediğim şeyi bana şirk koşmalarını emrettiler.» Allah Teâlâ, yeryüzü ehline baktı ve Ehl-i Kitap'tan bir kısmı hariç onların Arap, Acem hepsine öfkelendi ve dedi ki: «Ben seni imtihan etmek ve seninle de (başkasını) imtihan etmek üzere gönderdim. Sana, suyun yıkayıp (yok edemeyeceği) bir kitap gönderdim. Ta ki sen onu uyurken de uyanıkken de okuyasın! Allah Teala hazretleri bana, Kureyş'i ateşe vermemi (onlarla savaşmamı) emretti» Ben: «Ey Rabbim, bu durumda onlar başımı yararlar ve bir ekmek parçısına çevirirler!» dedim. «Öyleyse, seni çıkardıkları gibi sen de onları (Mekke'den) çıkar! Onlara karşı gazada bulun da biz de sana yardım edelim. İnfakta bulun, biz de sana infak edelim. Sen bir ordu gönder, biz de sana onun beş misli (yardımcı melek ordusu) gönderelim. Sana itaat edenlerle birlik ol, asilere karşı savaş!» buyurdu. «Cennetlikler üç kısımdır: -Kuvvet sahibi, adaletli, sadaka veren ve muvaffak olanlar. -Bütün yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yumuşak kalpli olanlar. -İffetli, namuslu ve çoluk çocuk sahibi olanlar.» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- devamla dedi ki: «Cehennem ehli de beş kısımdır: -Aklı olmayan zayıflar. Bunlar, aranızda tabi olarak bulunurlar, hiç bir ehle ve mala tabi değildirler. -Tamahkârlığını izhar etmeyen hain kişiler. Böylesi, bir kapıyı çalsa mutlaka ihanet eder. -Akşam, sabah her fırsatta malın ve ehlin hususunda seni aldatan adamlar. -Cimrilik ve yalanı da zikretti. -Bir de kötü huylu kaba sözlü insan.»
Sahihİbn Mâce rivayet etmiştir - Tirmizî rivayet etmiştir - Ebû Dâvûd rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
«Rabbi e'innî ve lâ tuin aleyye, ve'nsurnî ve lâ tensur aleyye, ve'mkur lî ve lâ temkur aleyye, vehdinî ve yessir hudâ ileyye, ve'nsurnî alâ men beğâ aleyye» (Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde (düşmanıma) yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et.)
İbn Abbas -radıyallahu anh-'dan rivâyet edildiğine göre; Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- duasında şöyle derdi: «Rabbi e'innî ve lâ tuin aleyye, ve'nsurnî ve lâ tensur aleyye, ve'mkur lî ve lâ temkur aleyye ve'hdinî ve yessir hudâ ileyye, ve'nsurnî alâ men beğâ aleyye. Allahumme'calnî leke şâkiran, leke zâkiran, leke râhiben, leke mıtvâan, ileyke muhbiten, ev munîben, rabbi tekabbel tevbetî, va'ğsil havbetî, ve ecib da'vetî, ve sebbit huccetî, ve'hdi kalbî, ve seddid lisânî veslul sahîmete kalbî.» (Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde (düşmanıma) yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde (düşmanımı) destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et. Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden, çok zikreden, senden çok korkan, sana çok itaat eden, sana çok boyun eğip tevazu eden, sana çok yakarıp ağlayan ve tevbe dileyen eyle. Ey Rabbim! Benim tövbemi kabul eyle, günahımı gider, duamı kabul et, kalbimi hidâyet üzerine daim kıl, dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma, hüccetimi (yani senin düşmanlarına karşı susturucu ve mağlup edici delilimi) sabit kıl ve kalbimi fenalıktan arındır.)
SahihMuttefekun aleyh
Her gece, Rabbimiz -Tebâreke ve Teâlâ- gecenin son üçte biri kaldığı zaman dünya semasına inerek
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her gece, Rabbimiz -Tebâreke ve Teâlâ- gecenin son üçte biri kaldığı zaman dünya semasına inerek şöyle buyurur: "Bana kim dua eder, onun duasına icabet edeyim! Benden kim bir şey ister, ona dilediğini vereyim! Benden kim mağfiret diler, ona mağfiret edeyim!"»
SahihMüslim rivayet etmiştir
Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” buyurdu. “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Bazı insanlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e: “Ey Allah'ın rasûlü! Biz kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Rasulullah:“ Hiç göğün bulutsuz / berrak olduğu bir günde güneşe bakmakta / görmekte bir sıkıntı çekiyor musunuz?” buyurdu. “Hayır, dediler. “Peki bulutsuz Ayın ön dördüncü gecesinde aya bakmakta / görmekte hiç zorlanıyor musunuz?” Onlar: “Hayır, dediler. Rasûlullah: Nefsimi elinde tutana yemin olsun ki o ikisinden birini görmekte ne kadar sıkıntı çekiyorsanız Rabbinizi görmekte o kadar sıkıntı çekeceksiniz. Böylece kul, Rabbiyle karşı karşıya gelecek. Rabb Teâlâ: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra ikinci kul Allah'ın karşısına çıkar. Rab Teâlâ ona da: 'Ey filan! Ben sana ikram etmedim mi? Seni efendi yapmadım mı? Sana zevce vermedim mi? Atı, deveyi sana musahhar (hizmetçi) kılmadım mı? Reislik yapmana, ganimet malından dörtte bir almana müsaade etmedim mi?' diye soracak. Kul: 'Evet ey Rabbim!' diyecek. Rab Teâlâ: 'Benimle karşılaşacağını hiç düşünmedin mi?' diyecek. Kul bu soruya: 'Hayır!' karşılığını verecek. Rab Teâlâ da: Tıpkı (dünyada) senin Beni unuttuğun gibi!' şimdi bende seni unutuyorum diyecek. Sonra üçüncüye de aynısını söyleyecek. Kul: 'Ey Rabbim, sana, kitaplarına ve peygamberlerine inandım. Namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim!" der ve elinden geldiğince (Allah hakkında) hayır senâda bulunur. Rab Teâlâ: 'Bu hususta lehine şehâdet edecek biri var mı?' diye soracak. Kul: 'Hayır, yok!" diyecek. Rab Teâlâ: 'Şimdi senin aleyhine bir şâhit gönderilecek!' der. Kul kendi kendine: 'Benim aleyhime şâhitlik yapacak da kim?' diye içinden düşünür. Kulun ağzı mühürlenir. Uyluğuna: 'Haydi konuş!' denir. Uyluğu, eti, kemiği konuşup, onun amelini haber verirler. Bu, onun kendisi için bir özür aramaması içindir. Bu kimse, Allah'ın gadabına uğrayan münâfıktır."
SahihAhmed rivayet etmiştir
«Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
İbn Mes'ûd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, bu ayet hakkında şöyle demiştir: {Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] Rasûlullah -sallalalhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Cebrail'i Sidretu'l Müntehada gördüm. Altı yüz kanadı vardı, her bir kanadından renk renk inci ve yakutlar dökülüyordu»
SahihMuttefekun Aleyh
Ey Ebû Âişe: Üç şey vardır ki bunlardan birini söyleyen Allah’a en büyük iftirayı yapmış olur.
Mesrûk’dan rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Âişe’nin yanında oturmuş durumdaydım. Bana künyemle hitab ederek Ey Ebû Âişe dedi ve şöyle devam etti: Üç şey vardır ki bunlardan birini söyleyen Allah’a en büyük iftirayı yapmış olur. Kim, Muhammed, Rabbini gördü derse Allah’a karşı en büyük iftirayı atmış olur. Mesrûk şöyle dedi: Yaslandığım yerden doğrulup oturdum ve şöyle dedim: Ey Müminlerin annesi benim konuşmama müsaade eder misin? İşi aceleye getirme dedim. Allah -azze ve celle-: {Andulsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü} [Tekvîr Suresi: 23], {Andolsun ki o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü} [Necm Suresi: 13] buyur muyor mu? dedim. Bunun üzerine Âişe -radıyallahu anha- şöyle dedi: Vallahi bu konuyu Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e ilk soran benim Rasûlullah şöyle buyurmuştu: “O görülen Cebraildir, o Cebraili kendi yaratıldığı şekilde iki defa gördüm. Onu gökten inerken ve yaratılışının büyüklüğü gök ile yer arasını kaplamış olarak görmüştüm. Allah Teâlâ'nın şu buyruğunu işitmedin mi? “Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu anlayamaz, halbuki O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Zira yalnız O’dur, hikmetine tam nüfûz edilemeyen ve herşeyden haberdar olan.” [En'am Suresi: 103], “Allah bir insanla karşılıklı konuşmaz. Ancak vahiy vasıtasıyla, yahut perde arkasından konuşur, ya da bir elçi gönderip, kendi izniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, yücelerin yücesidir ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapar” {Şura süresi 51}. Âişe radıyallahu anh- sözüne şöyle devam etti: Her kim; Muhammed’in, Allah tarafından indirilenlerden bir şeyler gizlediğini iddia ederse Allah’a karşı büyük bir iftira atmış olur. Çünkü; Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni insanlara tamamen bildir. Sen onu tam yapmadığın sürece, Rabbinin mesajını hiç yaymamış olursun. Allah seni inanmayan insanların şerlerinden koruyacaktır. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas eden insan guruplarını asla doğru yola iletmez.} [Maide Suresi: 67]. Her kimde peygamberin; yarın olacak hadiseleri bildiğini iddia ederse yine Allah’a büyük bir iftira yapmış olur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {De ki: “Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse, görünmeyeni, Allah’ın gizli ilmini bilmez. Ve onlar ne vakit diriltileceklerini de bilmezler.} [Neml Suresi: 65].
SahihTirmizî rivayet etmiştir - Ahmed rivayet etmiştir
'Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?''
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh- diyor ki, Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular:''Boynuzun sahibi İsrafil elinde boynuz olduğu ve onu ağzına dayadığı halde, başını eğmiş, kulaklarını gelecek emri işitmeye hazır bir vaziyette dinleyip üfleme emrini beklerken ben nasıl mutlu olup sevinebilirim ki?''İşte bu ifade Peygamberin ashabının ağrına gitmiş olacak ki, sahabe, o halde bize ne yapmamızı veya ne söylememizi istersiniz, dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular: “Böyle bir durumda,Allah bize yeter, o ne güzel vekildir. Biz Allah’a dayanıp güvendik, deyin.''
SahihMüslim rivayet etmiştir
Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum
- Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?. Muslim rivayet etmiştir.
Aişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- benim evimde uzanmıştı baldırları yada kaval kemiği gözüküyordu. O sırada Ebû Bekir kapıya geldi, içeri girmek için izin istedi. Resûlullah tavrında bir değişiklik yapmadan içeri girmesine izin verdi. Sonra soracağını sorup gitti. Daha sonra Ömer geldi, ona da aynı şekilde hâlini değiştirmeden izin verdi. Ondan sonra Osman, huzura girmek için izin istedi. Bu defa Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- toparlanıp elbisesini düzeltti. -Muhammed şöyle demiştir: Bunların aynı gün olduğunu söylemiyorum
- Osman içeri girdi konuştu ve dışarı çıktığında Aişe: Ebû Bekir girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Ömer girdi toparlanmadınız, önemsemediniz, sonra Osman gelince oturup elbisenizi düzelttiniz. Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Kendisinden meleklerin bile hayâ ettiği bir kimseden ben hayâ etmeyeyim mi?
SahihMuttefekun Aleyh
Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü.Gökyüzünde göremeyeceğim kadar yükseldi.
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Üseyd b. Hudayr bir gece vakti atını yakınında bir yere bağlamış, Kur'an okuyordu. Bu sırada at birden ürküp şahlanmaya başladı. Üseyd okumayı kesti. O susunca at da sakinleşmişti. Üseyd tekrar okumaya koyuldu. At yine şahlanınca tekrar okumayı bıraktı. At yine sakinleşti. Üçüncü kez okumaya başladığında, at yine hırçınlaşınca, Üseyd okumayı kesti. Yakınında yatmakta olan oğlu Yahya'yı, atın zararı dokunmasın diye geriye çeken Üseyd, başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde, kandiller gibi bir takım cisimlerin parladığını gördü. Sabah olunca gelip durumu anlattığında,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu!" diyerek, okumaya devam etmesini bildirdi. Üseyd: Ey Allah'ın elçisi, atın Yahya'yı çiğnemesinden korktum. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. Bu sebeple okumayı kestim; o sırada başımı göğe doğru kaldırdığımda, gökyüzünde bulut gölgesine benzer bir beyazlık içinde kandiller gibi bir takım cisimlerin parlamakta olduğunu gördüm. Bu beyaz gölge tabakası, içindeki ışık manzumesi ile göğe doğru çekilip gitti. Nihayet onu göremez oldum." deyince,Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:O gördüğün şeylerin ne olduğunu biliyor musun?" buyurdu. Üseyd'in "Hayır!" diye cevap vermesi üzerine de:Ey Üseyd! Onlar meleklerdi; seni dinlemeye gelmişlerdi. Eğer okumaya devam etseydin sabaha kadar seni dinlerlerdi.Ve insanlar onları görecek insanlardan gizlenmeyeceklerdi." buyurmuşlardır.