SahihMüslim rivayet etmiştir
«Hayır! Ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka –veya bir abâ– içinde cehennemde gördüm.» buyurdu.
Ömer İbn Hattâb -radıyallahu anh-’tan merfû olarak rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Hayber Gazvesi günü idi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashabından bir grup geldi ve "Falanca şehittir, falanca da şehittir." dediler. Sonra bir adamın yanından geçtiler. Falanca kimse de şehittir, dediler. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Hayır! Ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka –veya bir abâ– içinde cehennemde gördüm.» buyurdu.
SahihMuttefekun Aleyh
«Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.»
Enes -radıyallahu anh- şöyle rivayet etmiştir: Ebu Talha, Medine'de hurma bahçesine sahip olma bakımından Ensâr'ın en zengini idi. Ebu Talha’nın kendisine mallarının en sevimlisi olanı ise Beyruhâ (denilen bahçesi) idi. Beyruhâ, Mescid'in karşısında idi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Beyruhâ'ya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes -radıyallahu anh- dedi ki: Şu "Siz, sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilicidir." (Âl-i İmrân: 92) âyeti inince, Ebu Talha kalkıp, doğru Rasûlullah'a geldi de: Ey Allah’ın Rasûlü! Şüphesiz Allah Teâlâ; "Siz sevdiğiniz şeylerden harcayıncaya kadar asla iyiliğe ermiş olmazsınız." buyuruyor. Bana malımın en sevimli olanı ise Beyruhâ'dır. Beyruhâ, Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında onun iyiliğini umut ediyorum. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bahçemi Allah'ın sana gösterdiği uygun yere koy, sarf et, dedi. Enes dedi ki: Bu söz üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ne hoş! İşte bu kazançlı bir maldır. İşte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işitmişimdir. Ben, bu bostanı yakınlarına tahsis etmeni uygun görürüm.» buyurdu. Bunun üzerine Ebu Talha: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu (senin dediğin gibi) yapacağım," dedi. Ebu Talha Beyruhâ'yı yakınları ve amcaoğulları arasında bölüştürdü.
SahihEbû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir
Bu ikisi (altın ve ipek) ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına da helal kılınmıştır
Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ipeği sol eline, altını sağ eline aldı, ellerini kaldırarak şöyle buyurdu: «Bu ikisi (altın ve ipek) ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına da helal kılınmıştır.»
SahihMuttefekun aleyh
Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler de bellidir
En-Nu'mân b. Beşîr -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre iki parmağı ile iki kulağını işaret ederek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den şöyle işittim demiştir: «Helal olan şeyler belli, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her hükümdarın girilmesi yasak bir arazisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arazisi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalptir.»
SahihMuttefekun aleyh
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızdayken genç, ihtiyar, hür veya köle her kişi adına bir sa’ yiyecek veya bir sa’ süzme peynir veya bir sa’ arpa veya bir sa’ hurma veyahut bir sa’ kuru üzümü fitre zekâtı olarak verirdik
Ebû Said el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızdayken genç, ihtiyar, hür veya köle her kişi adına bir sa’ yiyecek veya bir sa’ süzme peynir veya bir sa’ arpa veya bir sa’ hurma veyahut bir sa’ kuru üzümü fitre zekâtı olarak verirdik. Muâviye b. Ebî Süfyan -radıyallahu anh- hac veya umre maksadıyla gelip, insanlara minberden bir konuşma yapıncaya kadar bu şekilde fitre zekâtı vermeye devam ettik. Onun insanlara minberden söylediği sözlerden bir kısmı şöyleydi: “Ben, Suriye’den iki müd esmer buğdayın, bir sa’ hurmaya eşdeğer olduğunu düşünüyorum.” Bunun üzerine insanlar, bu görüşü kabul ettiler. Ebû Saîd dedi ki: “Ben ise, yaşadığım müddetçe eskiden verdiğim gibi vermeye devam edeceğim.”
SahihMuttefekun Aleyh
«Ey Ensar topluluğu! Ben, sizleri dalâlet üzere bulmadım mı? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler, dağılmış haldeydiniz de Allah, sizleri benimle bir araya getirmedi mi? Sizler fakirlik içinde iken Allah, sizleri benimle zenginleştirmedi mi?»
Abdullah İbn Zeyd b. Âsım -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Allah Teâlâ, Rasûlü Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’e Huneyn Günü ganimet verince, (Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-) insanlar arasında ve kalbi İslam’a yeni ısındırılan kimseler arasında (bu ganimeti) bölüştürdü, fakat Ensar'a hiçbir şey vermedi. Sanki onlar, diğer insanlara verilen ganimetten kendilerine bir şey verilmediği için üzülmüşlerdi. Bunun üzerine Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu: «Ey Ensar topluluğu! Ben, sizleri dalâlet üzere bulmadım mı? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Sizler, dağılmış haldeydiniz de Allah, sizleri benimle bir araya getirmedi mi? Sizler fakirlik içinde iken Allah, sizleri benimle zenginleştirmedi mi?» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, onlara her bir şey söylediğinde onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir.) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Sizi, Allah’ın Rasûlü'ne icabet etmekten alıkoyan nedir?» dedi. Onlar: “(Evet) Allah ve Rasûlü bize çok ihsanda bulundu, (Minnet, Allah’a ve Rasûlü’nedir) dediler. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Eğer isteseydiniz, sen bize şunu ve şunu getirdin, derdiniz.» dedi. Ve şöyle buyurdu: «İnsanların, koyun ve develer ile gitmesinden ve sizlerin de evlerinize Allah ve Rasûlü ile dönmesinden razı olmaz mısınız? Eğer hicret olmasaydı ben de Ensar'dan bir kimse olurdum. İnsanlar bir yol tutmuş ve Ensar da başka bir yol tutmuş olsaydı ben, Ensar'ın yolunu tutardım. Ensar, insan teninin hemen üzerindeki elbise gibidir, insanlar da o elbisenin üstündeki elbise gibidirler. Muhakkak ki sizler, benden sonra başkalarını size tercih edecekler. Havzda benimle buluşuncaya kadar sabrediniz.»
SahihMuttefekun Aleyh
«Kim benimle itikaf etmiş ise, son on günde de itikaf etsin. Çünkü bu kadir gecesi bana gösterilmişti. Sonra o gece bana unutturuldu. Halbuki ben rüyada kendimi o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmüşümdür. Siz o geceyi son on günde arayın!»
Ebu Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, ramazanın ortadaki on günde itikaf yapardı. Yine bir sene ramazanın yirmi birinci gecesi oluncaya kadar itikaf yaptı. Bu gece onun, sabahında itikaf yerinden çıkacağı gecedir. O sabah Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir konuşma yaptı da şöyle buyurdu: «Kim benimle itikaf yapmış ise, son on günde de itikaf yapsın. Çünkü bu kadir gecesi bana gösterilmişti. Sonra o gece bana unutturuldu. Halbuki ben rüyada kendimi o gecenin sabahında bir su ve çamur içine secde ediyor görmüşümdür. Siz o geceyi son on günde her tek sayılı gece içinde arayın!» O konuşmanın yapıldığı gecede gök boşandı. Mescit o zaman arîş üzere (yani çardak biçiminde olup tavansız, gölgelik halinde) yapılmış idi. Bu sebeple mescit aktı. İşte yirmi birinci gecenin sabahından çıkarken benim iki gözüm, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i alnı üzerinde su ve çamur izi olduğu halde görmüştür.
SahihMuttefekun Aleyh
«Fetihten sonra artık hicret yoktur; fakat cihad ve niyet vardır. (Allah yolunda) Sefere çağrıldığınız zaman hemen katılın.»
Abdullah İbn Abbas -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Fetihten sonra artık hicret yoktur, fakat cihad ve niyet vardır. (Allah yolunda) Sefere çağrıldığınız zaman hemen katılın.» Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke’nin Fethi günü şöyle buyurmuştur: «Muhakkak ki Allah, bu beldeyi Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gün haram kılmıştır. Bu belde, Allah’ın haram kılması ile kıyamet gününe kadar haramdır. Bu beldede savaşmak, benden önce hiç kimseye helal kılınmadı. Benim için de sadece gündüzden bir saat için helal kılındı. (Bu beldede savaşmak) kıyamet gününe kadar haramdır. Dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez. Sahibine ulaştırma kastı olmaksızın yitiğine el sürülmez. Otu koparılmaz.» Abbas -radıyallahu anh- şöyle demiştir: “(Ey Allah’ın Rasûlü) Izhır otu istisna olsun. Zira bu ot, onların evleri ve demircileri için gereklidir.”