SahihBuhârî rivayet etmiştir
Abdulazîz b. Rufey' şöyle dedi: Ben Şeddâd b. Ma'kıl ile beraber İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ın yanına girdim. Şeddâd b. Ma'kıl, İbn Abbâs'a: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- birşey bıraktı mı? diye sordu. İbn Abbâs: Mushaf'ın iki yanını kuşatan cildler arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi. Biz yine beraberce Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin yanına girdik ve ona da aynı suâli sorduk. Muhammed ibnu'l-Hanefiyye de: İki kap arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi. Buharî rivayet etmiştir.
Abdulazîz b. Rufey' şöyle dedi: Ben Şeddâd b. Ma'kıl ile beraber İbn Abbâs -radıyallahu anhuma-'ın yanına girdim. Şeddâd b. Ma'kıl, İbn Abbâs'a: Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- birşey bıraktı mı? diye sordu. İbn Abbâs: Mushaf'ın iki yanını kuşatan cildler arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi. Biz yine beraberce Muhammed İbnu'l-Hanefiyye'nin yanına girdik ve ona da aynı suâli sorduk. Muhammed ibnu'l-Hanefiyye de: İki kap arasında bulunandan başka birşey bırakmadı, dedi.
SahihMuttefekun Aleyh
İbn Abbâs'dan rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ'nın {(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma}[Kıyâme Suresi: 16] ayeti hakkında şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. İbn Abbâs bana şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dudaklarını kıpırdattığı gibi bende senin için kıpırdatıyorum. Said: Ben İbn Abbâs'ın kıpırdattığı gibi dudaklarımı kıpırdatıyorum dedi ve akabinde dudaklarını kıpırdattı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur`an okurken acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir} [Kıyamet 17]. İbn Abbâs devamla der ki: " Kalbinde toplanacak sonra onu okuyacaksın. {O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy} [Kıyame 18] ayetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir. Sonra İbn Abbâs şöyle demiştir: Bu vahiyden sonra, Cibril -aleyhisselam- vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu. Buhari rivayet etmiştir.
İbn Abbâs'dan rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ'nın {(Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma}[Kıyâme Suresi: 16] ayeti hakkında şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- vahiy geldiği zaman büyük bir şiddet (ve ağırlık) hissederdi. Bunun tesiriyle dudaklarını kımıldatırdı. İbn Abbâs bana şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in dudaklarını kıpırdattığı gibi bende senin için kıpırdatıyorum. Said şöyle demiştir: Ben İbn Abbâs'ın kıpırdattığı gibi dudaklarımı kıpırdatıyorum dedi ve akabinde dudaklarını kıpırdattı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {(Ey Muhammed, Cebrail sana Kur`an okurken acele edip onunla beraber söyleme (sadece dinle). Onu toplamak ve okutmak bize aittir} [Kıyamet 17]. İbn Abbâs devamla der ki: " Kalbinde toplanacak sonra onu okuyacaksın. {O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy} [Kıyame 18] ayetinde de, "Dinle ve sus, sonra onu sana biz okuturuz" denmektedir. Sonra İbn Abbâs şöyle demiştir: Bu vahiyden sonra, Cibril -aleyhisselam- vahiyle gelince, sadece dinlerdi. Cibril gidince yeni gelen vahyi, kendisine nasıl okunmuş ise, öylece okurdu.
SahihMüslim rivayet etmiştir
Kur’an’ı okuyun; çünkü o Kıyamet Günü'nde onu okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir
Ebû Umâme el-Bâhilî -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Kur’an’ı okuyun; çünkü o Kıyamet Günü'nde onu okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâveyni (bundan kasıt) Bakara ve Âl-i İmrân surelerini okuyun; çünkü onlar Kıyamet Günü'nde iki bulut, iki gölgelik veya iki kuş sürüsü gibi, okuyanlara şefaatçi olarak geleceklerdir. Bakara suresini okuyun; çünkü onu okumak bir berekettir, onu bırakmanız ise pişmanlıktır ve büyücüler ona karşı koyamazlar.»
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Ebû Cuheyfe -radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben Alî -radıyallahu anh'a: Allah'ın kitabından başka sizin yanınızda vahiyden birşey var mı? diye sordum. Alî : Hayır, tohumu yarıp çıkaran, İnsanı yarana andolsun ki bizde Allah'ın bir kimseye vermiş olduğu Kuran'ı anlama ve şu sahifenin içindekilerden başka birşey yoktur. Peki, bu sahîfenin içinde ne var? diye sorunca: Onun içinde diyetin, esîri kurtarmanın ve bir kâfire bedel müslümânın öldürülmeyeceği vardır, dedi.
Ebû Cuheyfe -radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben Alî -radıyallahu anh'a: Allah'ın kitabından başka sizin yanınızda vahiyden birşey var mı? diye sordum. Alî : Hayır, tohumu yarıp çıkaran, İnsanı yarana andolsun ki bizde Allah'ın bir kimseye vermiş olduğu Kuran'ı anlama ve şu sahifenin içindekilerden başka birşey yoktur. Peki, bu sahîfenin içinde ne var? diye sorunca: Onun içinde diyetin, esîri kurtarmanın ve bir kâfire bedel müslümânın öldürülmeyeceği vardır, dedi.
SahihMuttefekun aleyh
Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğduğu zaman, insanların hepsi onu görürler de toptan hepsi iman ederler
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğduğu zaman, insanların hepsi onu görürler de toptan hepsi iman ederler. İşte bu {Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye artık iman etmesinin bir yararı olmayacaktır. De ki: "Bekleyin, biz de beklemekteyiz.} [En’âm Suresi 158. Ayet] olduğu zamandır. Muhakkak ki, kıyamet alım-satım için satıcı ile müşteri aralarında kumaşlarını yaymış olacaklar da alım-satım yapamadan ve kumaşlarını da düremeden ansızın kopacaktır. Muhakkak ki kıyamet, kişi sağımlı devesinin sütünü sağıp getirdiği halde, onu tadıp içmeden ansızın kopacaktır. Muhakkak ki kişi su havuzunu sıvayıp tamir edecek, fakat kıyamet ansızın kopacak da havuzun suyunu kullanmak nasip olmayacaktır. Muhakkak ki sizden biriniz yemek yerken, lokmasını ağzına kaldıracak onu yiyemeden kıyamet ansızın kopacaktır.»
SahihMuttefekun aleyh
Ölüm, alaca bir koç
Ebû Saîd -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ölüm, alaca bir koç suretinde getirilip Cennet ile Cehennem arasında durdurulur. Bir Münadi: ''Ey Cennet ahalisi!" Bunun üzerine başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi: "Bunu tanıyor musunuz?'' diye sorar. Cennet'tekiler: ''Evet, bu ölümdür.'' karşılığını verirler. Hepsi ölümü görmüştür. Sonra Münadi: "Ey Cehennem ahalisi!" Bunun üzerine başlarını kaldırıp bakarlar. Münadi: "Bunu tanıyor musunuz?'' diye sorar. Cehennem' dekiler: ''Evet, bu ölümdür.'' karşılığını verirler. Hepsi ölümü görmüştür. Sonrasında verilen emirle bu koç kesilir ve Münadi: ''Ey Cennet ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var! Ey Cehennem ahalisi! Artık ölüm yok, ebedilik var!'' diye seslenir. Sonrasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem: {Hala gaflet içinde bulunanları ve hala iman etmeyenleri işin bitmiş olacağı o pişmanlık günü ile uyar} [Meryem Suresi 39.] ayetini okudu. ''Dünya ahalisi gaflet içindedir'' {ve onlar iman etmiyorlar} [Meryem Suresi 39.] diye buyurdu.
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik edin, ne de yalanlayın ve şöyle söyleyin: {Biz Allah'a ve bize indirilene iman ederiz.}
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: «Ehl-i Kitap, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar, Arap diliyle de Müslümanlara tefsir ederlerdi. Bu hususta Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Siz Ehl-i kitabın sözlerini ne tasdik edin, ne de yalanlayın ve şöyle söyleyin: {Biz Allah'a ve bize indirilene iman ederiz.}»[Bakara Suresi: 136. Ayet]
HasenEbû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed ve Nesâî de (Sünen-i) el-Kübrâ'da rivayet etmiştir
Her zaman Kur’an okuyan kimseye: Oku ve yüksel, dünyada tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun son ayete kadardır.» denilecektir
Abdullah bin Amr -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Her zaman Kur’an okuyan kimseye: Oku ve yüksel, dünyada tertil ile okuduğun gibi burada da tertil ile oku. Şüphesiz senin merteben, okuduğun son ayete kadardır.» denilecektir.
SahihMüslim rivayet etmiştir
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi
Ubey b. Kâ‘b -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye sordu. Ben: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir," dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ey Ebu’l-Münzir, Allah’ın kitabından ezberinde bulunan hangi ayetin daha büyük olduğunu biliyor musun?» diye bir daha sordu. Ben de {O Allah ki, O’ndan başka hak ilah yoktur, O, Hayy’dır, Kayyûm’dur.} [Bakara Suresi: 255. Ayet] Âyetü'l-Kürsî- dedim. Bunun üzerine göğsüme vurdu ve: «Vallahi ilim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!» dedi.
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- her gece yatağına yatacağı zaman, avuçlarını birleştirir üfler, sonra ellerine "Kul huvallâhu ahad", "Kul eûzü bi-rabbi’l-felak" ve "Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs" surelerini okurdu sonra da ellerini vücudunda ulaşabildiği yerlere sürerdi. Başından ve yüzünden başlar, vücudunun ön kısmında ulaşabildiği yere kadar ellerini sürerdi. Bunu üç kez tekrarlardı.
SahihMuttefekun aleyh
Kur’ân’ın müteşabihlerine tâbi olanları gördüğünüz vakit, onlardan sakının
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- {Sana kitabı indiren O'dur. Onun (Kur’an’ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın temelidir. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve tevil etmek için müteşabih ayetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona iman ettik, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.} [Âl-i İmrân Suresi 7.] ayetini okudu. Âişe -radıyallahu anha-: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğunu söyledi: «Kur’ân’ın müteşabihlerine tâbi olanları gördüğünüz vakit, onlardan sakının. Onlar Allah’ın (kalplerinde eğrilik olduğunu) ismiyle belirttiği kimselerdir.»
DiğerTirmizî rivayet etmiştir
Sana olan hainlikleri, isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek
Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Adamın biri Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in huzuruna oturdu ve Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Benim kölelerim var bana yalan söylüyorlar, bana hainlik yapıyorlar ve benim emirlerime isyan ediyorlar, ben de onlara sövüp sayıyor ve dayak atıyorum. Bunlardan dolayı benim halim ne olacak? Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Sana olan hainlikleri, isyanları ve yalanları ile senin onlara verdiğin ceza hesap edilecek senin ceza onların suçu kadar ise hesap başa baş gelecektir. Ne alacağın ne de vereceğin olacaktır. Eğer senin verdiğin ceza suçların altında ise senin onlardan alacağın kalmıştır. Eğer senin verdiğin cezalar suçlarının üstünde ise fazlası onlar için senden kısas olarak alınacaktır.» Bunun üzerine adam bir kenara çekilerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Allah’ın kitabını okumuyor musun? {Kıyamet günü öyle doğru, öyle hassas teraziler kurarız ki, kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz, bir hardal tanesi kadar bile olsa, her şeyi tartıya sokarız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.}» [Enbiya Suresi: 47. Ayet] ayetini okudu. Bunun üzerine adam: "Vallahi Ey Allah’ın Rasûlü! Bu kölelerimle benim aramın ayrılmasından başka bir çözüm bulamıyorum. Sizi şahit tutarım ki onların hepsi hürdür." dedi.
SahihTirmizî ve İbn Hibbân rivayet etmiştir
Ey insanlar! Allah sizden cahiliyetin kibrini ve gururunu, ata ve ecdatla böbürlenmeyi tamamen kaldırmıştır
İbn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre; Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'nin Fethi'nde halka hitaben şöyle buyurmuştur: «Ey insanlar! Allah sizden cahiliyetin kibrini ve gururunu, ata ve ecdatla böbürlenmeyi tamamen kaldırmıştır. İnsanlar iki kısımdır. Birisi itaatkâr, muttaki, Allah katında değerlidir. Diğeri de facir, bedbaht ve Allah katında rezil bir kimsedir. Bütün insanlar Âdem’dendir, (O’nun çocuklarıdır.) Allah, Adem'i topraktan yaratmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: {Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Kolaylıkla tanışasınız diye, sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Allah her halinizi bilir, O her şeyden haberdardır.} [Hucurat Suresi: 13]».
SahihMüslim rivayet etmiştir
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır.”
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle söylediğini işittim: «Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Namazı (Fâtiha’yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır.” Kul, “Hamt âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” deyince Yüce Allah, “Kulum bana hamdetti” diye buyurur. Kul “er-Rahmân er-Rahîm” deyince Allah, “Kulum beni övdü” der. “Ceza gününün tek sahibi” deyince “Kulum benim yüceliğimi dile getirdi” der. “Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” deyince “Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır” diye buyurur. Kul “Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!” deyince Allah, “İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir” diye buyurur.
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Enes'e, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıraatinin nasıl olduğu? soruldu. O da şöyle dedi: «Uzatarak okurdu
Katâde'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Enes'e, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kıraatinin nasıl olduğu? soruldu. O da şöyle dedi: «Uzatarak okurdu.» Sonra da, (Bismillâhirrahmânirrahîm) "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" [Fâtiha: 1] suresini, Besmeleyi, "Rahman ve Rahim" ifadelerini uzatarak okudu.