SahihMuttefekun aleyh
Siz bana güvenmiyor musunuz? Halbuki ben göktekinin güvendiği kişiyim! Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor!
Ebû Saîd el-Hudrî -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Ali b. Ebî Tâlib -radıyallahu anh- Yemen'den Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e karez/selem ağacı ile tabaklanmış bir deri içinde, henüz toprağından arıtılmamış altın cevheri göndermişti. Ebû Saîd devamla dedi ki: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu altın cevherini şu dört kişi arasında paylaştırdı: Uyeyne b. Bedir, Akra' b. Hâbis, Zeydu'l-Hayl, dördüncüsü ya Alkame yahut da Âmir İbnu't-Tufeyl idi. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahabelerinden bir kişi: "Bu taksime biz bunlardan daha hak eden idik" dedi. Bu söz Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e ulaşınca şöyle buyurdu: «Siz bana güvenmiyor musunuz? Halbuki ben göktekinin güvendiği kişiyim! Sabah akşam bana gökyüzünün haberi geliyor!» Ravi dedi ki: Bunun üzerine iki gözü çökük, yanağının elmacıkları çıkık, alnı yüksek, gür sakallı, başı tıraşlı, izarını yukarı çekmiş bir kişi ayağa kalktı da "Ya Rasûlallah! Allah'tan kork!" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona: «Sana yazıklar olsun! Ben yeryüzündeki insanların Allah'tan sakınmaya en layık olanı değil miyim?» buyurdu. Ravi dedi ki: Sonra o kişi arkasına dönüp gitti. Hâlid b. Velîd: "Ya Rasûlallah! Şunun boynunu vurmayayım mı?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Hayır, vurma! Bunun da ileride namaz kılan bir kişi olması umulur!» buyurdu. Bunun üzerine Hâlid: "Ya Rasûlallah! Namaz kılanlardan nice kimseler vardır ki, onlar kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler» dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ben insanların kalplerini açmaya, karınlarını yarmaya memur değilim!» buyurdu. Ravi dedi ki: Sonra Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kişi dönüp giderken, arkasından ona bakıp: «Şüphesiz şunun soyundan öyle bir nesil türeyecektir ki, onlar her zaman güzel sesle Allah'ın kitabını okuyacaklar. Fakat Kur'an'ın tatlılığı onların boğazlarından ileriye geçmeyecektir. Onlar, okun avı (çabuk delip) çıktığı gibi dinden çıkacaklar!» buyurdu. Zannediyorum ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Yemin olsun, eğer ben onların zamanına yetişirsem, muhakkak onları Semûd kavminin öldürülüşü gibi toptan öldürürdüm.» buyurdu.
SahihMuttefekun Aleyh
«Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi.
Ebu Hureyre -radıyallahu anh- anlatıyor: "Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: «Cennet ve cehennem, aralarında (ihtilaf ederek Allah nezdinde) dava açtılar. Cehennem: "Ben, mütekebbirler (dünyada büyüklük taslayanlar) ve mütecebbirler (zorbalık yapanlar) için tercih edildim!" diye övündü. Cennet de: "(Ey Rabbim!) Bana niçin sadece zayıflar ve (insanlar nazarında) düşük olanlar, (hakir görülenler) girer?" dedi. Allah Teâlâ önce cennete hitap etti: "Sen benim rahmetimsin. Kullarımdan dilediklerime rahmetimi seninle ulaştıracağım!" Sonra da cehenneme hitap etti: "Sen de benim azabımsın. Kullarımdan dilediğimi seninle azap edeceğim!" (Her ikisine yönelerek): "İkiniz(in de vazifesi var! İkiniz de) dolacaksınız!" buyurdu. Ancak cehennem, bir türlü dolmak bilmedi. Allah Teâlâ da ayağını üzerine bastı. Derken cehennem: "Yeter! Yeter!" diye inledi. Bu suretle dolmuş olan cehennemin ağzı birbirine kavuştu. Allah mahlûkatından hiçbir ferde asla zulmetmez. Cennete gelince, Allah yeni mahlûkat yaratarak onu dolduracaktır.»
SahihMuttefekun Aleyh
«Adem ile Musa münakaşa ettiler. Musa Ey Adem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi mahrumiyete düşürdün ve Cennetten çıkarttın! dedi. Adem de ona: Sen, Allah'ın kelamı ile seçkin kıldığı bir kimsesin ve senin için eliyle (Tevrat'ı) yazdığı Musa'sın. Öyle iken sen, Allah'ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı mı beni kınıyorsun? dedi. Böylece Adem, Musa'ya galip geldi. Adem, Musa'ya galip geldi.»
Ebu Hureyre'den -radıyallahu anh-'den rivayet edildiğine göre, Allah Rasûlü - sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Adem ile Musa münakaşa ettiler. Musa Ey Adem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi mahrumiyete düşürdün ve Cennetten çıkarttın! dedi. Adem de ona: Sen, Allah'ın kelamı ile seçkin kıldığı bir kimsesin ve senin için eliyle (Tevrat'ı) yazdığı Musa'sın. Öyle iken sen, Allah'ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı mı beni kınıyorsun? dedi. Böylece Adem, Musa'ya galip geldi. Adem, Musa'ya galip geldi.» buyurdu.
HasenAhmed rivayet etmiştir
«İnsanlar -yahut kullar- kıyamet gününde, çıplak, sünnetsiz ve buhmen (kararmış) olarak haşr olunacaklardır.» Biz de: "Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da: «Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (Hükümranım), Deyyân'ım (Hakimim, hüküm verenim) diye nida eder.»
Câbir b. Abdillah -radıyallahu anhuma-: “Bana bir adamın Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duyduğu bir hadis ulaştı. Bir binek satın aldım. Sonra üzerine yolculuk yapacağım yüklerimi koydum. (O hadisi duymak için) bir aylık yola çıktım. Nihayet Şam’da yanına vardım. Bir de baktım ki Abdullah b. Uneys -radıyallahu anh- orada duruyor. Kendisi kapıcısına: “Ona (gelene) bir sor kendisi Câbir olacak” dedi. "İbn Abdullah mı?” diye sordu. Ben de: “Evet” diye cevap verdim. Kendisi bunun üzerine elbisesini topladı ve benimle musafaha etti, sarıldı ben de sarıldım. Ben de ona: “Senden bana ulaşan bir hadis var da, o hadisi sen Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den duymuşsun, kısas konusu ile ilgili. Ben de onu senden almaya geldim. Çünkü senden duymadan önce ölürsün diye ya da senden önce ölürüm diye korktum.” O da dedi ki: “Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den duyduğuma göre, şöyle buyurdu: «İnsanlar -yahut- kullar, kıyamet gününde çıplak, sünnetsiz ve buhmen olarak haşir olunacaklardır.» Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Buhmen ne demektir?” diye sorduk. O da:«Yanlarında hiçbir şeyleri bulunmayan demektir» diye buyurdu ve devamla, yakın olanın işittiği gibi uzak olanın da işiteceği bir sesle: «Ben Melik'im (hükümranım), Deyyân'ım (Hakim'im, hüküm verenim) diye nida eder. Cehennem ehlinden olan bir kimsenin bir tokatlık hak dahi olsa Cennet ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cehennem'e girmez. Cennet ehlinden olan bir kimsenin de -bir tokatlık hak dahi olsa- Cehennem ehlinden hakkı bulunsa onu geri almadan Cennet'e girmez.» diye buyurdu. Biz de: “Bizler Allah Teâlâ’ya çıplak, sünnetsiz ve yanımızda hiçbir şey bulunmadığı halde gideceğimize göre bu nasıl olur? diye sorduk." Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Hasenâtlarla (iyiliklerle) ve kötülüklerle.» buyurdu.
SahihMüslim rivayet etmiştir
Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Muhakkak, sizden biriniz Cennet'in en alt derecesinde bulunsanız bile, ona ( gönlünden geçenleri) temenni et denilecek. O da devamlı temenni edip duracak. Bunun üzerine ona (kalbinden geçenleri) tamamen temenni ettin mi diye sorulacak. Evet cevabını verince ona şöyle denilecek: Muhakkak ki senin için temenni ettiğin şeyler bir misli fazlasıyla sana verilecektir».
SahihMuttefekun aleyh
Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bir parça et getirilmişti ve hoşuna gittiği için ön budu kendisine ikram edildi. Bundan bir lokma aldı ve sonra şöyle dedi: «Ben kıyamet günü insanların efendisiyim. Biliyor musunuz, neden? Allah, geçmiş ve gelecek bütün insanları dümdüz bir alanda toplayacak. Seslenenin sesi duyulacak ve gözler onları görecek. Güneş yaklaşacak. İnsanlar dayanamayacakları bir sıkıntı ve elem çekecekler. İnsanlar, ‘Başımıza geleni görmüyor musunuz? Rabbiniz katında size şefaat edecek birini tanımıyor musunuz?’ diyecekler. Sonra bazı insanlar birbirlerine, ‘Adem’e gidin’ diyecekler. Bunun üzerine Adem -aleyhisselam-'a gelecekler ve ona, ‘Sen insanların babasısın. Allah seni kendi elleriyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklere sana secde etmelerini emretti. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne halde olduğumuzu, başımıza geleni görmüyor musun?' diyecekler. Bunun üzerine Adem, "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Rabbim bana o ağaca yaklaşmamı yasaklamıştı, ama ben O’nu dinlemedim. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Nuh’a gidin" diyecek. Bunun üzerine onlar Nuh'a gidecekler ve "Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk peygambersin. Allah seni çok şükreden bir kul olarak isimlendirdi. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?" diyecekler. Bunun üzerine o şöyle diyecek: "Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Benim bir icabet edilecek bir duam vardı; onu da kendi kavmimin aleyhine kullandım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin. İbrahim’e gidin.” Bunun üzerine insanlar İbrahim’e gelip: “Ey İbrahim! Sen Allah’ın peygamberi ve yeryüzündeki yakın dostusun. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. Bunun üzerine İbrahim onlara şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben vaktiyle üç defa yalan söyledim. Ben şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Siz başkasına gidin; Musa’ya gidin.” Bunun üzerine Musa’ya gelecekler ve: “Ey Musa! Sen Allah’ın peygamberisin. Allah, peygamberlik risaleti ve kelamıyla seni diğer insanlara üstün kılmıştır. Rabbin katında bizim için şefaat et. Görmüyor musun, ne haldeyiz?” diyecekler. O da, şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir. Ben, öldürülmesi emredilmeyen bir cana kıydım. Ben ise şimdi kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Meryem oğlu İsa’ya gidin.” Bunun üzerine insanlar İsa’ya gidip ona şöyle diyecekler: “Ey İsa! Sen Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhsun. Sen daha beşikte bir bebekken insanlarla konuşuyordun. Rabbin katında bizim için şefaat et. Ne hale geldiğimizi görmüyor musun?” Bunun üzerine İsa şöyle diyecek: “Rabbim bugün öyle büyük bir öfkeyle öfkelendi ki, daha önce hiç böyle öfkelenmemişti ve bundan sonra da öfkelenmeyecektir.'' Kendisi hakkında hiçbir günahı zikretmeden şöyle devam edecek: ''Ben kendi nefsimi kurtarmaya bakıyorum, kendimi, kendimi! Başkasına gidin. Muhammed'e gidin!” Bunun üzerine onlar Muhammed’e gidip şöyle diyecekler: “Ey Muhammed! Sen Allah’ın rasûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışladı. Rabbin katında bizim için şefaat et. Bizim ne durumda olduğumuzu görmüyor musun?'' Bunun üzerine ben de çıkıp Arş’ın altına geleceğim. Aziz ve Celil olan Rabbimin önünde secdeye kapanacağım. Sonra Allah bana, benden önce hiç kimseye ilham etmediği bir övgü ve güzel tespih ilham edecek. Sonra şöyle denilecek: ''Ey Muhammed! Başını kaldır, iste, sana istediğin verilecektir. Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir.'' Bunun üzerine başımı kaldıracağım ve şöyle diyeceğim: ''Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim. Ey Rabbim! Ümmetim.'' Sonra denilecek ki: Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları Cennet kapılarının en sağındaki kapıdan içeri al. Esasen onlar, diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar. Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Cennet kapılarından her birinin iki kanadı arasındaki mesafe Mekke ile Himyer arasındaki mesafe kadardır. -Veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır.-"
SahihMüslim rivayet etmiştir
Bana: «Ey Ebu Mesud! Bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden daha fazlası ile Allah’ın gücü sana yeter.» dedi. Bunun üzerine ben: "Bundan sonra bir daha kesinlikle köle dövmeyeceğim" dedim.
Ebu Mesud el-Ensarî -radıyallahu anh- anlatıyor: Ben değnekle bir kölemi dövüyordum. Arkadan bir ses “Ey Ebu Mesud! Ey Ebu Mesud!” diye bağırıyordu. Kızgınlığımdan önce sesini alamadım. Yaklaşınca, bir de baktım ki o, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'dir ve şunu söylüyor: «Ey Ebu Mesud! Şunu bil! Ey Ebu Mesud! Bilesin ki.» Ben hemen değneğimi elimden yere attım. O (sözlerine) şöyle devam etti: «Ebu Mesud! Bilesin ki, senin bu köleye gücünün yettiğinden daha fazlası ile Allah’ın gücü sana yeter.» Bunun üzerine ben bundan sonra bir daha kesinlikle köle dövmeyeceğim dedim. Bir rivayette: Onun heybetinden kırbaç elimden düştü. Bir rivayette: “Ya Rasulallah! Onu Allah Teâlâ için azat ettim.” dedim. O da: «Eğer öyle yapmasaydın, muhakkak ateş sana dokunur, seni yalardı.» buyurdu.
SahihEbû Dâvûd rivayet etmiştir
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ma‘rufta (iyilikte) itaat konusunda bizden aldığı biat (söz) içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimize (özellikle musibet karşısında) yüzü(müzü) tırmalamayacağımıza, vah vah diye feryad etmeyeceğimize, yaka(mızı) yırtmayacağımıza, saç(larımızı) dağıtmayacağımıza dair aldığı (söz) de vardı.
Üseyd b. Ebû Üseyd et–Tâbiî'nin, Peygamber'e biat etmiş kadınlardan birinden naklettiğine göre o hanım sahâbî şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ma‘rufta (iyilikte) itaat konusunda bizden aldığı biat (söz) içinde, iyilikte kendisine isyan etmeyeceğimize (özellikle musibet karşısında) yüzü(müzü) tırmalamayacağımıza, vah vah diye feryad etmeyeceğimize, yaka(mızı) yırtmayacağımıza, saç(larımızı) dağıtmayacağımıza dair aldığı (söz) de vardı.
SahihMüslim rivayet etmiştir
Şu ayakkabılarımı alıp geri dön. Bu duvarın arkasında, gönülden inanarak “Lâ ilâhe illallah” diyen kime rastlarsan, onu Cennet ile müjdele!
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in etrafında, Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhuma-’nın da bulunduğu bir grup insanla oturuyorduk. Bir ara Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- aramızdan kalkıp gitti. Uzunca bir süre dönmeyince, başına kötü bir iş gelmesinden korktuk ve telaşla yerimizden kalktık. Bu endişeyi ilk duyan bendim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i araya araya Ensar'dan Neccâroğulları'na ait bir bahçeye geldim. Giriş kapısını arayarak bahçenin etrafını dolandım, fakat bir kapı bulamadım. Bahçenin dışındaki bir kuyudan içeriye su veren küçük bir ark gördüm ve oradan büzülerek Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanına girdim. «Ebû Hureyre! Sen misin?» diye sordu. Evet! Yâ Rasûlallah! dedim. «Ne haber?» dedi. Aramızda otururken kalkıp gittin. Geri dönmediğini görünce, sana bir kötülük yapılmasından korkup telaşlandık. İlk endişe duyan da ben oldum. Kalkıp bu bahçeye geldim ve tilki gibi iki büklüm içeri girdim. Diğerleri de arkadan geliyor, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Ebû Hureyre!» diye seslendikten sonra ayakkabılarını çıkarıp verdi ve şunları söyledi: «Şu ayakkabılarımı alıp geri dön. Bu duvarın arkasında, gönülden inanarak “Lâ ilâhe illallah” diyen kime rastlarsan, onu Cennet ile müjdele! » Karşılaştığım ilk kişi Ömer'di ve bana şöyle dedi: "Ey Ebû Hureyre, bu iki ayakkabı nedir?" Ben de dedim ki: "Bunlar Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sandaletleridir. Beni bunlarla, kalbinde kesin bir inançla Allah'tan başka hak ilah olmadığına şahitlik eden, karşılaştığım kişiye gönderdi. Ona Cennet müjdesi verdim." Sonra Ömer eliyle göğüslerimin arasına vurdu ve kıç üstü yere düştüm. "Geri dön, Ebû Hureyre!" dedi. Ben de Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yanına döndüm ve ağlamaya başladım. Sonra Ömer üzerime çıktı ve... Beni takip ediyordu, bu yüzden Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle dedi: «Sana ne oldu, Ebû Hureyre?» Ben de dedim ki: Ömer'le karşılaştım ve bana gönderdiğiniz ayakkabılarını anlattım, o da göğüslerimin arasına öyle bir vurdu ki kıç üstü yere düştüm. "Geri dön," dedi. Bunun üzerine Allah'ın Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Ey Ömer! Seni bunu yapmaya iten neydi?» Ömer dedi ki: “Ey Allah'ın Rasûlü! Babam ve annem sana feda olsun, Ebû Hureyre'yi ayakkabılarınla gönderip, kalbinde kesin bir imanla Allah'tan başka hak ilah olmadığına şahitlik eden herkese Cennet müjdesi vermesini mi söyledin?” Rasûlullah dedi ki: «Evet.» Ömer dedi ki: “Öyleyse bunu yapma; çünkü insanların buna bel bağlayacağından korkuyorum, bırak onlar amel etsinler.” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: «Öyleyse yapsınlar.»