SahihBuhârî rivayet etmiştir
«Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e şarap içen bir adam getirildi. Şöyle buyurdu: Onu dövün!»
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfû olarak aktarılan hadiste: "Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şarap içen bir adam getirildi. Şöyle buyurdu: "Onu dövün!" Kimimiz onu ellerimizle, kimimiz ayakkabılarıyla, kimimiz de elbisesi ile dövdü. O adam salıverilince oradakilerden biri: "Allah seni rezil ve rüsva etsin!" deyince, Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem: Öyle demeyin! Ona karşı şeytana yardımcı olmayın."
SahihMüslim rivayet etmiştir
Müslüman bir kul ya da -Mümin- bir kul abdest aldığında yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- yüzünden çıkar
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Müslüman bir kul ya da -Mümin- bir kul abdest aldığında yüzünü yıkarsa, gözleri ile bakarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- yüzünden çıkar. İki elini yıkadığında, elleriyle tutarak işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ellerinden çıkar. Ayaklarını yıkadığı zaman, ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah abdest suyu -veya suyun son damlası ile- ayaklarından çıkar. Neticede o Mümin kul günahlardan temizlenmiş olur.»
SahihMuttefekun Aleyh
"Bilesiniz ki, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Allah, ganimetleri sadece bize helâl kıldı.Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve zayıflığımız sebebiyledir."
Ebu Hureyre -radıyallahu anh-'dan merfu olarak rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:"Peygamberlerden -aleyhimusselam- biri, gazveye çıktı da kavmine: "Nikâhla bağlanıp, gerdeğe girmek istediği halde henüz gerdek yapmadığı kadını olan benimle gelmesin, bina yapıp henüz çatısı atılmamış inşaatı olan da gelmesin, keza gebe koyun veya develer satın alıp doğurmalarını bekleyeniniz varsa o da gelmesin" dedi.Gazveye çıktı. Derken tam ikindi namazı sırasında veya buna yakın bir zamanda (fethedeceği) beldeye yaklaştı. Güneş'e: "Sen bir memursun, ancak ben de bir memurum" dedi ve Allah'a yönelerek: "Ey Rabbim, şu güneşi bize durdur diye dua etti. Güneş, o yerlerin fethini Allah müyesser kılıncaya kadar durduruldu. Sonra elde edilen ganimetleri topladılar. Toplanan ganimetleri yemek üzere ateş geldi. Fakat ateş bu ganimetleri yakmadı. Bunun üzerine Peygamber: "İçimizde ganimetten çalan bir hırsız var, her kabileden bir kişi bana biat etsin!" dedi. Bu suretle ona biat etmeye başladılar. Derken bir adamın eli peygamberin eline yapışıp kaldı."Hırsız bu kabilede. Kabilenin her ferdi bana teker teker biat etsin !" dedi. Biat etmeye başladılar. İki veya üç kişinin eli O'nun eline yapıştı kaldı. "Ganimet hırsızı sizde" dedi. Öküz başı kadar iri bir altın getirdiler. Ganimet yığınının içine o da atıldı. Ateş gelip ganimeti yaktı. Bilesiniz ki, bizden önce hiçbir ümmete ganimet helal kılınmamıştır. Allah, ganimetleri sadece bize helâl kıldı. Bu da, bizde gördüğü aczimiz ve zayıflığımız sebebiyledir."
SahihMuttefekun Aleyh
«Aldığı şey, Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!»
Usâme b. Zeyd b. Hârise -radıyallahu anhumâ-’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Kızı (Zeynep), Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e: "Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz," diye haber gönderdi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Aldığı şey Allah’ındır. Verdiği de Allah’ındır. Herşey onun yanında belli bir ecele (vakte) kadardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin!» buyurarak kızına selâm gönderdi. Bunun üzerine Kızı, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’e; "Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı." Bu defa Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- yanında Sa’d b. Ubâde, Muâz b. Cebel, Ubeyy b. Kâ’b, Zeyd b. Sâbit -radıyallahu anhum- ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e verdiler, kucağına aldı. Çocuk pek zor nefes almaktaydı. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gözlerinden yaşlar boşandı. Durumu gören Sa’d b. Ubâde -radıyallahu anh-: "Ey Allah’ın Rasûlü, bu ne haldir?" dedi. Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur,» buyurdu. Hadisin bir başka rivâyetinde; «Bu, Allah’ın dilediği kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah, ancak, merhametli kullarına rahmet eder.» buyurmuştur.
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize Kur'an'dan bir sure öğretir gibi her işimizde istihareyi öğretiyordu
Câbir b. Abdullah -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize Kur'an'dan bir sure öğretir gibi her işimizde istihareyi öğretiyordu. Ve şöyle buyururdu: «Sizden biriniz bir şey yapmayı isterse, farz namazının dışında iki rekât namaz kılsın, sonra da şöyle desin: Allah’ım! Yapmayı düşündüğüm şu işin yapılmasından yahut terkinden hangisinin hayırlı olduğunu bana ilminle kolaylaştır. Kudretinle senden güç istiyorum. Senin azim fazlından hibe buyurmanı dilerim. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter; benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bütün (gaybı) bilinmeyenleri en iyi bilensin. Allah'ım! Eğer bu işin dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu bilirsen" ya da "Benim şimdiki ve gelecek işlerim için, onu benim için takdir et, o işi bana kolaylaştır ve o işte bana bereket ver. Eğer bu işin dinim, yaşayışım ve işimin sonucu veya dünya veya ahretimin sonucu bakımından benim için fenalık olarak bilirsen» ya da şöyle dedi: «Şimdiki ve gelecek işimi benden, beni de ondan uzak eyle. Nerede olursa olsun benim için iyi olanı takdir et. Sonra da beni buna razı kıl» Şöyle devam etti: «İhtiyaç duyduğu şeyi dile getirir.»
SahihMuttefekun Aleyh
«Gerçek sabır, ilk musibet anında gösterilen sabırdır.»
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh- şöyle dedi: “Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kabrin yanı başında ağlayan bir kadının yanından geçti. O kadına: «Allah’tan kork ve sabırlı ol!» dedi. Kadın: Beni rahat bırak! Çünkü benim başıma gelen musibet sana gelmedi, sen bunu anlamazsın dedi. Kadına: Bu, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’dir denilince, kadın, Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kapısına geldi ve kapının önünde bekçiler yoktu. İçeri girerek: "Ey Allah’ın Rasulü! Ben seni tanıyamadım" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-: «Gerçek sabır, ilk musibet anında gösterilen sabırdır.!» dedi. Başka bir rivayette: "Kadın, çocuğuna ağlıyordu." şeklinde gelmiştir.
SahihHer iki rivayeti de Muttefekun Aleyh'dir
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye gelip -ilk tavafa başlarken- Hacer-i Esved'i istilam ederken gördüm. İlk üç şavtı koşar gibi yaptı."
Abdullah ibn Ömer -radıyallahu anhuma-'dan rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Veda Haccı'nda umreyi hacca eklemek suretiyle temettü etti ve Zulhuleyfe mevkiinden beraberinde kurbanlık götürüp, bunları Kabe'ye hediye eyledi. Şöyle ki, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, ihrama girerken umre ile telbiyeye başladı. Sonra hac (niyeti) ile telbiye etti. İnsanlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte nihayet hacca kadar umre ile temettü haccına niyet ettiler. İnsanlardan, Zulhuleyfe'den kurbanlık götürüp de hediye edenler de oldu, kurbanlık hediye etmeyenler de oldu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye gelince insanlara şöyle buyurdu: «Sizlerden kurbanlık hediye edenler (ihramlarını muhafaza etsinler). Öyle kimseye haccı edâ edinceye kadar ihrâmlıya işlemesi haram olan şeylerden hiçbir şey işlemesi helal olmaz. Kurbanlık hediye etmeyenler ise Beyt'i tavaf etsin ve Safâ ile Merve arasında sa'y etsin, saçından biraz kısaltıp ihramından çıksın. Daha sonra hac için ihrama girip telbiye etsin ve hac kurbanı kessin. Kim de kesecek kurban bulamaz ise (hac niyetiyle ihrâmlandıktan sonra), hac sırasında üç gün oruç tutsun. Yedi gün de ehline (memleketine) döndüğü zaman oruç tutsun (on günü doldursun).» Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Mekke'ye geldiği zaman ilk iş olarak Hacer-i Esved rüknünü isti'lâm edip tavafa koyuldu. Bu başlamanın ardından ilk üç şavtı koşar gibi yaptı, dört şavtı da yürüdü. Beyt etrafında yedi kez döndükten sonra Makam-ı İbrahim'in yanında iki rekat namaz kıldı. Sonra bunun ardından Safâ'ya geldi. Safâ ile Merve arasında yedi şavt yaptı. Sonra haccını bitirene kadar ihramdan dolayı haram olan şeylerden hiçbiri kendisine halâl olmadı. Kurbanını Yevmu'n-Nahr (Kurban Bayramının ilk günü) kesti. Nihayet Arafat'tan dönüp Beyt'i tavaf ettikten sonra, ihram sebebiyle kendisine haram olan herşey helâl oldu. İnsanlardan kurbanlık hayvan hediye edip getiren kimseler de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi yaptılar. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mekke'ye gelip -ilk tavafa başlarken- Hacer-i Esved'i istilam ederken gördüm. İlk üç şavtı koşar gibi yaptı.
SahihBuhârî rivayet etmiştir
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplükten dolayı gusül abdesti aldığı zaman önce ellerini yıkardı. Sonra namaz için abdest alır gibi abdest alır, sonra da gusül alırdı
Müminlerin annesi Âişe -radıyallahu anha-'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cünüplükten dolayı gusül abdesti aldığı zaman önce ellerini yıkardı. Sonra namaz için abdest alır gibi abdest alır, sonra da gusül alırdı. Parmakları ile saç diplerine suyun gitmesinden emin olana kadar saçlarının arasını hilaller, üç kez başına su dökerdi. Sonra vücudunun geri kalan kısmını yıkardı. Âişe -radıyallahu anha- şöyle demiştir: Ben ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir kaptan yıkanır, her ikimiz de aynı kaptan su alırdık.
SahihMüslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Kalkın sizin için namaz kılayım.
Enes b. Mâlik -radıyallahu anh-’den rivayete göre ninesi Müleyke, bir yemek hazırlayıp, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i davet etmişti. O yemekten biraz yedikten sonra: ‘Haydi kalkın size namaz kıldırayım’ dedi. Enes diyor ki: ''Çok kullanıldığı için siyahlaşmış hasırımızı getirdim, yumuşaması için üzerine su serptim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- kalktı ben ve yetim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in arkasına durduk. Ninem de bizim arkamıza durdu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize iki rekât namaz kıldırdı gitti.Müslim'in rivayetinde:''Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ona,annesine namaz kıldırdı.Beni sağ tarafına durdurdu,kadını da arkamızda durdurdu.
SahihMüslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- namaza ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Bir rivayette:''Ebû Bekir,Ömer ve Osman ile beraber namaz kıldım onlardan hiç birinin Besmeleyi (sesli) okuyarak kıldığını duymadım.Müslim'in rivayetinde:''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Bekir,Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım (namazda) kıraata ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Ne kıraatın başında ne de sonunda ''Bismillahirrahmanirrahhim,'i'' zikretmiyorlardı.
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-,Ebû Bekir ve Ömer -radıyallahu anhumâ- namaza ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Bir rivayette:''Ebû Bekir,Ömer ve Osman ile beraber namaz kıldım onlardan hiç birinin Besmeleyi (sesli) okuyarak kıldığını duymadım.Müslim'in rivayetinde:''Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ebû Bekir,Ömer ve Osman'ın arkasında namaz kıldım (namazda) kıraata ''Elhamdü lillahi Rabbi'l âlemîn'' diyerek başlıyorlardı.Ne kıraatın başında ne de sonunda ''Bismillahirrahmanirrahhim,'i'' zikretmiyorlardı.
SahihMuttefekun aleyh
Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Şayet münafıklar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi
Ebû Hureyre -radıyallahu anh-'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: «Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Şayet münafıklar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi. Şüphe yok ki namazın kılınmasını emredip, sonra kamet getirilmesini, sonra da birisinin Müminlere namaz kıldırmasını emredip, ardından da ellerinde odun bağları bulunan adamlarla birlikte gidip, namaza gelmeyenlerin evlerini onlar evlerindeyken ateşe vermeyi içimden geçirdim.»
SahihHer iki rivayeti de Müslim rivayet etmiştir - Muttefekun Aleyh
''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslim'deki bir başka lafızda:''Ebû Hureyre'yi abdest alırken neredeyse yüzünü ve ellerini omuzlarına kadar yıkadığını gördüm.Sonra iki ayağını bacaklarına kadar yıkadı.Sonra da şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır.Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslimde bir diğer lafızda:Halilim olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Müminin süsü abdestinin ulaştığı yere kadar ulaşır.''
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh- şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’i ''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslim'deki bir başka lafızda:''Ebû Hureyre'yi abdest alırken neredeyse yüzünü ve ellerini omuzlarına kadar yıkadığını gördüm.Sonra iki ayağını bacaklarına kadar yıkadı.Sonra da şöyle dedi:Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır.Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın” buyururken işittim.Müslimde bir diğer lafızda:Halilim olan Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:''Müminin süsü abdestinin ulaştığı yere kadar ulaşır.''
SahihMüslim rivayet etmiştir
Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile kalmıştı. Bu halde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve şöyle dedi: "Ya Rasûlallah! Haddi gerektiren bir suç işledim. Hakkımda had cezasını uygula." Bunun üzerine Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının velisini çağırdı. "Şu kadına iyi davran. Doğum yapınca onu bana getir." diye buyurdu. Adam da öyle yaptı. Sonra (günü gelince) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının elbisesini (açılmasını önleyecek şekilde) iyice toparlatıp sıkıca bağlattıktan sonra emretti de kadın recmolundu. Sonra da o kadının cenaze namazını kıldı. Bunun üzerine Ömer- radıyallahu anh-: "Yâ Rasûlallah! Bu kadının cenaze namazını kıldın, halbuki o zina etmiştir?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de «Andolsun ki o kadın öyle bir tövbe etti ki, eğer onun tövbesi, Medine halkından yetmiş kişi arasında taksim olunsaydı onların hepsini kapsardı. Sen canını Allah'a cömertçe vermekten çekinmeyen bir kadının tövbesinden daha üstününü bulabilir misin?» buyurdu.
Ebu Nuceyd İmran b. el-Huzaî -radıyallahu anh'den- rivayet olunduğunu göre; Cüheyne kabilesinden bir kadın zinadan hamile kalmıştı. Bu halde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e geldi ve şöyle dedi: "Ya Rasûlallah! Haddi gerektiren bir suç işledim. Hakkımda had cezasını uygula." Bunun üzerine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının velisini çağırdı. «Şu kadına iyi davran. Doğum yapınca onu bana getir.» diye buyurdu. Adam da öyle yaptı. Sonra (günü gelince) Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- o kadının elbisesini (açılmasını önleyecek şekilde) iyice toparlatıp sıkıca bağlattıktan sonra emretti de kadın recmolundu. Sonra da o kadının cenaze namazını kıldı. Bunun üzerine Ömer- radıyallahu anh-: "Yâ Rasûlallah! Bu kadının cenaze namazını kıldın, halbuki o zina etmiştir?" dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de: «Andolsun ki o kadın öyle bir tövbe etti ki, eğer onun tövbesi, Medine halkından yetmiş kişi arasında taksim olunsaydı onların hepsini kapsardı. Sen canını Allah'a cömertçe vermekten çekinmeyen bir kadının tövbesinden daha üstününü bulabilir misin?» buyurdu.