Ana icerige atla
Bugünün namaz vakitleri
VAAZ

29. Cüz (Tebâreke Cüzü): Arapça Metni ve Türkçe Meali

Mülk 1 - Mürselat 50 · 431 ayet

29. Cüz ayetleri: Arapça ve meali

Mülk Suresi 1-30. ayetler

Sureyi aç

سورة الملك

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    تَبَٰرَكَ ٱلَّذِي بِيَدِهِ ٱلۡمُلۡكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرٌ

    Hükümranlık elinde olan Allah yücedir ve O herşeye Kadir'dir

  2. 2

    ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡمَوۡتَ وَٱلۡحَيَوٰةَ لِيَبۡلُوَكُمۡ أَيُّكُمۡ أَحۡسَنُ عَمَلࣰ اۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفُورُ

    Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi (hayatı) yaratan O'dur. O, güçlüdür, bağışlayandır

  3. 3

    ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ اۖ مَّا تَرَىٰ فِي خَلۡقِ ٱلرَّحۡمَٰنِ مِن تَفَٰوُتࣲۖ فَٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ هَلۡ تَرَىٰ مِن فُطُورࣲ‏

    Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin

  4. 4

    ثُمَّ ٱرۡجِعِ ٱلۡبَصَرَ كَرَّتَيۡنِ يَنقَلِبۡ إِلَيۡكَ ٱلۡبَصَرُ خَاسِئࣰ ا وَهُوَ حَسِيرࣱ‏

    Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer

  5. 5

    وَلَقَدۡ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنۡيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلۡنَٰهَا رُجُومࣰ ا لِّلشَّيَٰطِينِۖ وَأَعۡتَدۡنَا لَهُمۡ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ

    And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık

  6. 6

    وَلِلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡ عَذَابُ جَهَنَّمَۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ

    Rablerini inkar eden kimseler için cehennem azabı vardır. Ne kötü bir dönüştür

  7. 7

    إِذَآ أُلۡقُواْ فِيهَا سَمِعُواْ لَهَا شَهِيقࣰ ا وَهِيَ تَفُورُ

    Oraya atıldıkları zaman, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler

  8. 8

    تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلۡغَيۡظِۖ كُلَّمَآ أُلۡقِيَ فِيهَا فَوۡجࣱ سَأَلَهُمۡ خَزَنَتُهَآ أَلَمۡ يَأۡتِكُمۡ نَذِيرࣱ‏

    Nerede ise öfkesinden paralanacak! İçine her bir topluluğun atılmasında, bekçileri onlara: "Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?" diye sorarlar

  9. 9

    قَالُواْ بَلَىٰ قَدۡ جَآءَنَا نَذِيرࣱ فَكَذَّبۡنَا وَقُلۡنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ كَبِيرࣲ‏

    Onlar: "Evet; doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz büyük bir sapıklık içindesiniz demiştik" derler

  10. 10

    وَقَالُواْ لَوۡ كُنَّا نَسۡمَعُ أَوۡ نَعۡقِلُ مَا كُنَّا فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

    Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler

  11. 11

    فَٱعۡتَرَفُواْ بِذَنۢبِهِمۡ فَسُحۡقࣰ ا لِّأَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ

    Böylece, günahlarını itiraf ederler. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar

  12. 12

    إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرࣱ‏

    Doğrusu, görünmediği halde Rablerinden korkanlara, onlara, bağışlanma ve büyük ecir vardır

  13. 13

    وَأَسِرُّواْ قَوۡلَكُمۡ أَوِ ٱجۡهَرُواْ بِهِۦٓۖ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

    Sizler, sözlerinizi gizleseniz de açıklasanız da birdir; O, kalblerde olanı bilir

  14. 14

    أَلَا يَعۡلَمُ مَنۡ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلۡخَبِيرُ

    Yaratan bilmez olur mu? O, Latif'tir, haberdardır

  15. 15

    هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ ذَلُولࣰ ا فَٱمۡشُواْ فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُواْ مِن رِّزۡقِهِۦۖ وَإِلَيۡهِ ٱلنُّشُورُ

    Yeryüzünü, size boyun eğdiren O'dur; öyleyse yerin sırtlarında dolaşın, Allah'ın verdiği rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır

  16. 16

    ءَأَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يَخۡسِفَ بِكُمُ ٱلۡأَرۡضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ

    Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden güvende misiniz? O zaman, yer, sarsıldıkça sarsılır

  17. 17

    أَمۡ أَمِنتُم مَّن فِي ٱلسَّمَآءِ أَن يُرۡسِلَ عَلَيۡكُمۡ حَاصِبࣰ اۖ فَسَتَعۡلَمُونَ كَيۡفَ نَذِيرِ

    Gökte olanın başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğunu yakında bileceksiniz

  18. 18

    وَلَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ

    And olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Beni inkar etmek nasılmış

  19. 19

    أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلطَّيۡرِ فَوۡقَهُمۡ صَٰٓفَّٰتࣲ وَيَقۡبِضۡنَۚ مَا يُمۡسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحۡمَٰنُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءِۭ بَصِيرٌ

    Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir

  20. 20

    أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي هُوَ جُندࣱ لَّكُمۡ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحۡمَٰنِۚ إِنِ ٱلۡكَٰفِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ

    Yahut, Rahman olan Allah'ın dışında size yardımda bulunabilecek taraftarlarınız kimdir? İnkarcılar sadece aldanmaktadırlar

  21. 21

    أَمَّنۡ هَٰذَا ٱلَّذِي يَرۡزُقُكُمۡ إِنۡ أَمۡسَكَ رِزۡقَهُۥۚ بَل لَّجُّواْ فِي عُتُوࣲّ وَنُفُورٍ

    Allah size verdiği rızkı kesiverirse, size rızık verecek başka kim vardır? Hayır; onlar, azgınlık ve nefrette direnmektedirler

  22. 22

    أَفَمَن يَمۡشِي مُكِبًّا عَلَىٰ وَجۡهِهِۦٓ أَهۡدَىٰٓ أَمَّن يَمۡشِي سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏

    Yüzükoyun sürünen mi, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi daha doğru yoldadır

  23. 23

    قُلۡ هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنشَأَكُمۡ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ

    De ki: "Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne az şükrediyorsunuz

  24. 24

    قُلۡ هُوَ ٱلَّذِي ذَرَأَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَإِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ

    Sizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız

  25. 25

    وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

    Doğru sözlü iseniz bildirin bu azap sözü ne zamandır?" derler

  26. 26

    قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏

    De ki: "Onu bilmek ancak Allah'a mahsustur. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım

  27. 27

    فَلَمَّا رَأَوۡهُ زُلۡفَةࣰ سِيٓـَٔتۡ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ

    Azabı yaklaşırken gördükleri zaman, inkar edenlerin yüzleri çirkinleşip kararır; onlara: "Sizin arayıp durduğunuz işte budur" denir

  28. 28

    قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَهۡلَكَنِيَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوۡ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلۡكَٰفِرِينَ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏

    De ki: "Allah, beni ve benimle beraber bulunanları isterse yok eder veya isterse merhamet eder; söyleyin, bu takdirde inkarcıları, can yakıcı azabdan kim alıkoyabilir

  29. 29

    قُلۡ هُوَ ٱلرَّحۡمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيۡهِ تَوَكَّلۡنَاۖ فَسَتَعۡلَمُونَ مَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏

    De ki: "Bizim inandığımız ve kendisine güvendiğimiz, Rahman olan Allah'tır. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz

  30. 30

    قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَصۡبَحَ مَآؤُكُمۡ غَوۡرࣰ ا فَمَن يَأۡتِيكُم بِمَآءࣲ مَّعِينِۭ

    De ki: "Suyunuz yere batarsa, söyleyin, size kim temiz bir su kaynağı getirebilir

Kalem Suresi 1-52. ayetler

Sureyi aç

سورة القلم

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    نٓۚ وَٱلۡقَلَمِ وَمَا يَسۡطُرُونَ

    2

    مَآ أَنتَ بِنِعۡمَةِ رَبِّكَ بِمَجۡنُونࣲ‏

    1-2. ayetlerin mealiNun; kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki, sen Rabbinin nimetine uğramış bir kimsesin, deli (cinlenmiş) değilsin

  2. 3

    وَإِنَّ لَكَ لَأَجۡرًا غَيۡرَ مَمۡنُونࣲ‏

    Doğrusu sana kesintisiz bir ecir vardır

  3. 4

    وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمࣲ‏

    Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir

  4. 5

    فَسَتُبۡصِرُ وَيُبۡصِرُونَ

    6

    بِأَييِّكُمُ ٱلۡمَفۡتُونُ

    5-6. ayetlerin mealiHanginizin aklından zoru olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler

  5. 7

    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ

    Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir

  6. 8

    فَلَا تُطِعِ ٱلۡمُكَذِّبِينَ

    Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme

  7. 9

    وَدُّواْ لَوۡ تُدۡهِنُ فَيُدۡهِنُونَ

    (Onlar sana indirilen ayetlerden beğenmediklerini bırakman suretiyle senin) kendilerine yumuşak davranmanı isterler; böyle yapsan, onlar da seni över, yumuşak davranırlar

  8. 10

    وَلَا تُطِعۡ كُلَّ حَلَّافࣲ مَّهِينٍ

    11

    هَمَّازࣲ مَّشَّآءِۭ بِنَمِيمࣲ‏

    12

    مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدٍ أَثِيمٍ

    13

    عُتُلِّۭ بَعۡدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ

    14

    أَن كَانَ ذَا مَالࣲ وَبَنِينَ

    10-14. ayetlerin mealiDiliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin

  9. 15

    إِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ

    Ayetlerimiz ona okunduğu zaman: "Öncekilerin masalları" der

  10. 16

    سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلۡخُرۡطُومِ

    Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz

  11. 17

    إِنَّا بَلَوۡنَٰهُمۡ كَمَا بَلَوۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ إِذۡ أَقۡسَمُواْ لَيَصۡرِمُنَّهَا مُصۡبِحِينَ

    18

    وَلَا يَسۡتَثۡنُونَ

    17-18. ayetlerin mealiBiz bunları, vaktiyle bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın yemin etmişlerdi

  12. 19

    فَطَافَ عَلَيۡهَا طَآئِفࣱ مِّن رَّبِّكَ وَهُمۡ نَآئِمُونَ

    20

    فَأَصۡبَحَتۡ كَٱلصَّرِيمِ

    19-20. ayetlerin mealiAma onlar daha uykudayken Rabbinin katından gönderilen bir salgın o bahçeyi sarıvermişti de bahçe kapkara kesilmişti

  13. 21

    فَتَنَادَوۡاْ مُصۡبِحِينَ

    22

    أَنِ ٱغۡدُواْ عَلَىٰ حَرۡثِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَٰرِمِينَ

    21-22. ayetlerin mealiSabah erken: "Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın" diye birbirlerine seslendiler

  14. 23

    فَٱنطَلَقُواْ وَهُمۡ يَتَخَٰفَتُونَ

    24

    أَن لَّا يَدۡخُلَنَّهَا ٱلۡيَوۡمَ عَلَيۡكُم مِّسۡكِينࣱ‏

    23-24. ayetlerin mealiBugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın" diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı

  15. 25

    وَغَدَوۡاْ عَلَىٰ حَرۡدࣲ قَٰدِرِينَ

    Yoksullara yardım etmeye güçleri yeterken böyle konuşarak erkenden gittiler

  16. 26

    فَلَمَّا رَأَوۡهَا قَالُوٓاْ إِنَّا لَضَآلُّونَ

    27

    بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

    26-27. ayetlerin mealiBahçeyi gördüklerinde: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız; belki de biz yoksun bırakıldık" dediler

  17. 28

    قَالَ أَوۡسَطُهُمۡ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ لَوۡلَا تُسَبِّحُونَ

    Ortancaları: "Ben size Allah'ı anmanız gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi

  18. 29

    قَالُواْ سُبۡحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

    Rabbimizi tenzih ederiz; doğrusu biz yazık etmiştik" dediler

  19. 30

    فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَلَٰوَمُونَ

    Birbirlerini yermeye başladılar

  20. 31

    قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

    Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize; doğrusu azgınlık edenlerdendik

  21. 32

    عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبۡدِلَنَا خَيۡرࣰ ا مِّنۡهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

    Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir; doğrusu artık, Rabbimizden dilemekteyiz

  22. 33

    كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ

    İşte azap böyledir; ama ahiret azabı daha büyüktür; keşke bilseler

  23. 34

    إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمۡ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rableri katında nimet cennetleri vardır

  24. 35

    أَفَنَجۡعَلُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ كَٱلۡمُجۡرِمِينَ

    Kendilerini Allah'a vermiş olanları hiç suçlular gibi tutar mıyız

  25. 36

    مَا لَكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُونَ

    Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz

  26. 37

    أَمۡ لَكُمۡ كِتَٰبࣱ فِيهِ تَدۡرُسُونَ

    Yoksa okuduğunuz bir kitabınız mı var

  27. 38

    إِنَّ لَكُمۡ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ

    Seçtikleriniz herhalde orada olacaktır

  28. 39

    أَمۡ لَكُمۡ أَيۡمَٰنٌ عَلَيۡنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ إِنَّ لَكُمۡ لَمَا تَحۡكُمُونَ

    Yoksa aleyhimizde, kıyamet gününe kadar süregidecek ahidleriniz mi var ki, kendinize hükmettikleriniz sizin olacaktır

  29. 40

    سَلۡهُمۡ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ

    Sor onlara: "Bunu kim üzerine alır

  30. 41

    أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَآءُ فَلۡيَأۡتُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

    Yoksa onların ortakları mı vardır? Doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler

  31. 42

    يَوۡمَ يُكۡشَفُ عَن سَاقࣲ وَيُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ

    43

    خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۖ وَقَدۡ كَانُواْ يُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمۡ سَٰلِمُونَ

    42-43. ayetlerin mealiO gün işin dehşetinden baldırlar açılır; gözleri dönmüş olarak yüzlerini zillet bürür; secdeye çağırılırlar ama buna güçleri yetmez. Oysa, kendileri sapasağlam oldukları zaman secdeye çağırılmışlardı

  32. 44

    فَذَرۡنِي وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِۖ سَنَسۡتَدۡرِجُهُم مِّنۡ حَيۡثُ لَا يَعۡلَمُونَ

    Kuran'ı yalanlayanları Bana bırak; Biz onları bilmedikleri yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız

  33. 45

    وَأُمۡلِي لَهُمۡۚ إِنَّ كَيۡدِي مَتِينٌ

    Onlara mehil veriyorum; doğrusu Benim tuzağım sağlamdır

  34. 46

    أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

    Yoksa, sen onlardan ücret istiyorsun da, ağır bir borç altında mı kalıyorlar? Elbette hayır

  35. 47

    أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

    Yoksa, gaybın bilgisi kendilerinin katında da onlar mı yazıyorlar

  36. 48

    فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلۡحُوتِ إِذۡ نَادَىٰ وَهُوَ مَكۡظُومࣱ‏

    Sen Rabbinin hükmüne kadar sabret; balık sahibi (Yunus) gibi olma, o, pek üzgün olarak Rabbine seslenmişti

  37. 49

    لَّوۡلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعۡمَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلۡعَرَآءِ وَهُوَ مَذۡمُومࣱ‏

    Rabbinin katından ona bir nimet ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atılacaktı

  38. 50

    فَٱجۡتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    51

    وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَيُزۡلِقُونَكَ بِأَبۡصَٰرِهِمۡ لَمَّا سَمِعُواْ ٱلذِّكۡرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجۡنُونࣱ‏

    50-51. ayetlerin mealiRabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde nerdeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı

  39. 52

    وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ

    Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir

Hâkka Suresi 1-52. ayetler

Sureyi aç

سورة الحاقة

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    ٱلۡحَآقَّةُ

    Gerçekleşecek olan

  2. 2

    مَا ٱلۡحَآقَّةُ

    Nedir o gerçekleşecek olan gün

  3. 3

    وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

    Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir

  4. 4

    كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

    Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar

  5. 5

    فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

    Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi

  6. 6

    وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏

    Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi

  7. 7

    سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏

    Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün

  8. 8

    فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏

    Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün

  9. 9

    وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

    Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi

  10. 10

    فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً

    Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı

  11. 11

    إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

    12

    لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏

    11-12. ayetlerin mealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

  12. 13

    فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏

    14

    وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏

    15

    فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

    13-15. ayetlerin mealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

  13. 16

    وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏

    Gök yarılır; o gün düzeni bozulur

  14. 17

    وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏

    Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir

  15. 18

    يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏

    O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz

  16. 19

    فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

    20

    إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

    19-20. ayetlerin mealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

  17. 21

    فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏

    22

    فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏

    23

    قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏

    21-23. ayetlerin mealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

  18. 24

    كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

    Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz

  19. 25

    وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

    26

    وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

    27

    يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

    28

    مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

    29

    هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

    25-29. ayetlerin mealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

  20. 30

    خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

    İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın

  21. 31

    ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

    Sonra cehenneme yaslayın

  22. 32

    ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ

    Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun

  23. 33

    إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

    Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı

  24. 34

    وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

    Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi

  25. 35

    فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏

    Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur

  26. 36

    وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏

    37

    لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

    36-37. ayetlerin mealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

  27. 38

    فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

    39

    وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

    40

    إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏

    38-40. ayetlerin mealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

  28. 41

    وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ

    O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz

  29. 42

    وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ

    Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz

  30. 43

    تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

    Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir

  31. 44

    وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

    45

    لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

    46

    ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

    44-46. ayetlerin mealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

  32. 47

    فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

    Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız

  33. 48

    وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ

    Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür

  34. 49

    وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

    İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz

  35. 50

    وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

    Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür

  36. 51

    وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

    O, şüphesiz kesin gerçektir

  37. 52

    فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

    Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et

Mearic Suresi 1-44. ayetler

Sureyi aç

سورة المعارج

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲ‏

    2

    لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱ‏

    3

    مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِ

    1-3. ayetlerin mealiBirisi, yüksek derecelere sahip olan Allah katından, inkarcılara gelecek ve savunulması imkansız olacak azabı soruyor

  2. 4

    تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲ‏

    Melekler ve Cebrail o derecelere, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler

  3. 5

    فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰ ا جَمِيلًا

    Güzel güzel sabret

  4. 6

    إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰ ا

    Doğrusu inkarcılar azabı uzak görüyorlar

  5. 7

    وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰ ا

    Ama biz onu yakın görmekteyiz

  6. 8

    يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ

    Gök, o gün, erimiş maden gibi olur

  7. 9

    وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِ

    Dağlar da atılmış pamuğa döner

  8. 10

    وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰ ا

    Hiç bir dost diğer bir dostunu sormaz

  9. 11

    يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِ

    12

    وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ

    13

    وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِ

    14

    وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يُنجِيهِ

    11-14. ayetlerin mealiOnlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister

  10. 15

    كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰ

    16

    نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰ

    17

    تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰ

    18

    وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓ

    15-18. ayetlerin mealiHayır, olmaz... Orada sırtını çevirip yüzgeri edeni, malını toplayıp kimseye hakkını vermeden saklayanı çağıran, deriyi soyup kavuran, alevli ateş vardır

  11. 19

    ۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا

    İnsan gerçekten pek huysuz yaratılmıştır

  12. 20

    إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰ ا

    Başına bir fenalık gelince feryat eder

  13. 21

    وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًا

    Bir iyiliğe uğrarsa onu herkesten meneder

  14. 22

    إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَ

    23

    ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَ

    24

    وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱ‏

    25

    لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِ

    26

    وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

    27

    وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَ

    22-27. ayetlerin mealiAncak namaz kılıp namazlarında yoksul ve yoksuna belirli bir hak tanıyanlar, ceza gününü doğrulayanlar, Rablerinin azabından korkanlar böyle değildir

  15. 28

    إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲ‏

    Doğrusu Rablerinin azabından kimse güvende değildir

  16. 29

    وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَ

    30

    إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَ

    29-30. ayetlerin mealiEşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten koruyanlar, doğrusu bunlar yerilmezler

  17. 31

    فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَ

    Bu sınırları aşmak isteyenler, işte onlar, aşırı gidenlerdir

  18. 32

    وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَ

    Emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler

  19. 33

    وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَ

    Şahidliklerini gereği gibi yapanlar

  20. 34

    وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَ

    Namazlarına riayet edenler

  21. 35

    أُوْلَٰٓئِكَ فِي جَنَّٰتࣲ مُّكۡرَمُونَ

    İşte onlar, cennetlerde ikram olunacak kimselerdir

  22. 36

    فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَ

    37

    عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ

    36-37. ayetlerin mealiİnkar edenlere ne oluyor, sana doğru sağdan soldan topluluklar halinde koşuşuyorlar

  23. 38

    أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲ‏

    Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor

  24. 39

    كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَ

    Hayır; doğrusu onları kendilerinin de bildikleri şeyden yaratmışızdır

  25. 40

    فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ

    41

    عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

    40-41. ayetlerin mealiDoğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeğe Bizim gücümüz yeter ve kimse de önümüze geçemez

  26. 42

    فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَ

    Onları bırak; kendilerine söz verilen güne kavuşmalarına kadar dalıp oynasınlar

  27. 43

    يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰ ا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَ

    44

    خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ

    43-44. ayetlerin mealiKabirlerden çabuk çabuk çıkacakları gün, gözleri dönmüş, yüzlerini zillet bürümüş olarak sanki dikili taşlara doğru koşarlar. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür

Nuh Suresi 1-28. ayetler

Sureyi aç

سورة نوح

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦٓ أَنۡ أَنذِرۡ قَوۡمَكَ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏

    Milletine can yakıcı bir azap gelmezden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik

  2. 2

    قَالَ يَٰقَوۡمِ إِنِّي لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ

    O da şöyle söyledi: "Ey Milletim! Şüphesiz ben, size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım

  3. 3

    أَنِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ

    4

    يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُؤَخِّرۡكُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمًّىۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُۚ لَوۡ كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ

    3-4. ayetlerin mealiAllah'a kulluk edin; O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı size bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin; doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılamaz; keşke bilseniz

  4. 5

    قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوۡتُ قَوۡمِي لَيۡلࣰ ا وَنَهَارࣰ ا

    Nuh dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben, milletimi gece gündüz çağırdım

  5. 6

    فَلَمۡ يَزِدۡهُمۡ دُعَآءِيٓ إِلَّا فِرَارࣰ ا

    Fakat benim çağırmam, sadece benden uzaklıklarını artırdı

  6. 7

    وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوۡتُهُمۡ لِتَغۡفِرَ لَهُمۡ جَعَلُوٓاْ أَصَٰبِعَهُمۡ فِيٓ ءَاذَانِهِمۡ وَٱسۡتَغۡشَوۡاْ ثِيَابَهُمۡ وَأَصَرُّواْ وَٱسۡتَكۡبَرُواْ ٱسۡتِكۡبَارࣰ ا

    Doğrusu ben Senin onları bağışlaman için kendilerini her çağırışımda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler

  7. 8

    ثُمَّ إِنِّي دَعَوۡتُهُمۡ جِهَارࣰ ا

    Sonra, doğrusu ben onları açıkça çağırdım

  8. 9

    ثُمَّ إِنِّيٓ أَعۡلَنتُ لَهُمۡ وَأَسۡرَرۡتُ لَهُمۡ إِسۡرَارࣰ ا

    Sonra onlara açıktan açığa, gizliden gizliye de söyledim

  9. 10

    فَقُلۡتُ ٱسۡتَغۡفِرُواْ رَبَّكُمۡ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارࣰ ا

    11

    يُرۡسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيۡكُم مِّدۡرَارࣰ ا

    10-11. ayetlerin mealiDedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; doğrusu O, çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin

  10. 12

    وَيُمۡدِدۡكُم بِأَمۡوَٰلࣲ وَبَنِينَ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ جَنَّٰتࣲ وَيَجۡعَل لَّكُمۡ أَنۡهَٰرࣰ ا

    Sizi, mallar ve oğullarla desteklesin; sizin için bahçeler var etsin, ırmaklar akıtsın

  11. 13

    مَّا لَكُمۡ لَا تَرۡجُونَ لِلَّهِ وَقَارࣰ ا

    Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz

  12. 14

    وَقَدۡ خَلَقَكُمۡ أَطۡوَارًا

    Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır

  13. 15

    أَلَمۡ تَرَوۡاْ كَيۡفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ طِبَاقࣰ ا

    Allah'ın, göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz

  14. 16

    وَجَعَلَ ٱلۡقَمَرَ فِيهِنَّ نُورࣰ ا وَجَعَلَ ٱلشَّمۡسَ سِرَاجࣰ ا

    Aralarında aya aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır

  15. 17

    وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ نَبَاتࣰ ا

    Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir

  16. 18

    ثُمَّ يُعِيدُكُمۡ فِيهَا وَيُخۡرِجُكُمۡ إِخۡرَاجࣰ ا

    Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır

  17. 19

    وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ بِسَاطࣰ ا

    20

    لِّتَسۡلُكُواْ مِنۡهَا سُبُلࣰ ا فِجَاجࣰ ا

    19-20. ayetlerin mealiYeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollar ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için, onu size yayan O'dur

  18. 21

    قَالَ نُوحࣱ رَّبِّ إِنَّهُمۡ عَصَوۡنِي وَٱتَّبَعُواْ مَن لَّمۡ يَزِدۡهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارࣰ ا

    22

    وَمَكَرُواْ مَكۡرࣰ ا كُبَّارࣰ ا

    21-22. ayetlerin mealiNuh: "Rabbim! Doğrusu bunlar bana baş kaldırdılar ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular; birbirinden büyük düzenler kurdular" dedi

  19. 23

    وَقَالُواْ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمۡ وَلَا تَذَرُنَّ وَدࣰّ ا وَلَا سُوَاعࣰ ا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسۡرࣰ ا

    İnsanlara: "Sakın tanrılarınızı bırakmayın, Ved, Suva, Yağus, Yeuk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler

  20. 24

    وَقَدۡ أَضَلُّواْ كَثِيرࣰ اۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلࣰ ا

    Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır

  21. 25

    مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمۡ أُغۡرِقُواْ فَأُدۡخِلُواْ نَارࣰ ا فَلَمۡ يَجِدُواْ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارࣰ ا

    Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular; ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar

  22. 26

    وَقَالَ نُوحࣱ رَّبِّ لَا تَذَرۡ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ دَيَّارًا

    Nuh dedi ki: "Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma

  23. 27

    إِنَّكَ إِن تَذَرۡهُمۡ يُضِلُّواْ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓاْ إِلَّا فَاجِرࣰ ا كَفَّارࣰ ا

    Doğrusu Sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve çok inkarcıdan başkasını doğurup yetiştirmezler

  24. 28

    رَّبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَلِوَٰلِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيۡتِيَ مُؤۡمِنࣰ ا وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارَۢا

    Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helakını artır

Cin Suresi 1-28. ayetler

Sureyi aç

سورة الجن

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    قُلۡ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ ٱسۡتَمَعَ نَفَرࣱ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَقَالُوٓاْ إِنَّا سَمِعۡنَا قُرۡءَانًا عَجَبࣰ ا

    2

    يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلرُّشۡدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦۖ وَلَن نُّشۡرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدࣰ ا

    1-2. ayetlerin mealiDe ki: "Cinlerden bir topluluğun Kuran'ı dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir;" "Doğrusu biz, doğru yola götüren, hayrete düşüren bir Kuran dinledik de ona inandık; biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız

  2. 3

    وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةࣰ وَلَا وَلَدࣰ ا

    Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir

  3. 4

    وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطࣰ ا

    Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu

  4. 5

    وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلۡإِنسُ وَٱلۡجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ ا

    Doğrusu insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık

  5. 6

    وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالࣱ مِّنَ ٱلۡإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالࣲ مِّنَ ٱلۡجِنِّ فَزَادُوهُمۡ رَهَقࣰ ا

    Gerçekten, bir takım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı

  6. 7

    وَأَنَّهُمۡ ظَنُّواْ كَمَا ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ أَحَدࣰ ا

    Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi sanıda bulunmuşlardı

  7. 8

    وَأَنَّا لَمَسۡنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدۡنَٰهَا مُلِئَتۡ حَرَسࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَشُهُبࣰ ا

    Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk

  8. 9

    وَأَنَّا كُنَّا نَقۡعُدُ مِنۡهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمۡعِۖ فَمَن يَسۡتَمِعِ ٱلۡأٓنَ يَجِدۡ لَهُۥ شِهَابࣰ ا رَّصَدࣰ ا

    Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor

  9. 10

    وَأَنَّا لَا نَدۡرِيٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ أَرَادَ بِهِمۡ رَبُّهُمۡ رَشَدࣰ ا

    Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz

  10. 11

    وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَۖ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدࣰ ا

    Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık

  11. 12

    وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعۡجِزَ ٱللَّهَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَن نُّعۡجِزَهُۥ هَرَبࣰ ا

    Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık

  12. 13

    وَأَنَّا لَمَّا سَمِعۡنَا ٱلۡهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦۖ فَمَن يُؤۡمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخۡسࣰ ا وَلَا رَهَقࣰ ا

    Şüphesiz, doğruluk rehberi olan Kuran'ı dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz

  13. 14

    وَأَنَّا مِنَّا ٱلۡمُسۡلِمُونَ وَمِنَّا ٱلۡقَٰسِطُونَۖ فَمَنۡ أَسۡلَمَ فَأُوْلَٰٓئِكَ تَحَرَّوۡاْ رَشَدࣰ ا

    İçimizde, kendini Allah'a vermiş olanlar da, yazık edenler de vardır. Kendini Allah'a veren kimseler, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır

  14. 15

    وَأَمَّا ٱلۡقَٰسِطُونَ فَكَانُواْ لِجَهَنَّمَ حَطَبࣰ ا

    Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar, cehennemin odunları oldular

  15. 16

    وَأَلَّوِ ٱسۡتَقَٰمُواْ عَلَى ٱلطَّرِيقَةِ لَأَسۡقَيۡنَٰهُم مَّآءً غَدَقࣰ ا

    17

    لِّنَفۡتِنَهُمۡ فِيهِۚ وَمَن يُعۡرِضۡ عَن ذِكۡرِ رَبِّهِۦ يَسۡلُكۡهُ عَذَابࣰ ا صَعَدࣰ ا

    16-17. ayetlerin mealiAma doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır

  16. 18

    وَأَنَّ ٱلۡمَسَٰجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدۡعُواْ مَعَ ٱللَّهِ أَحَدࣰ ا

    Mescidler şüphesiz Allah'ındır, öyleyse oralarda Allah'a yalvarırken başkasını katmayın

  17. 19

    وَأَنَّهُۥ لَمَّا قَامَ عَبۡدُ ٱللَّهِ يَدۡعُوهُ كَادُواْ يَكُونُونَ عَلَيۡهِ لِبَدࣰ ا

    Allah'ın kulu Muhammed, O'na yalvarmak, namaz kılmak için kalkınca, nerdeyse, çevresinde keçeleşirler, birbirlerine girerlerdi

  18. 20

    قُلۡ إِنَّمَآ أَدۡعُواْ رَبِّي وَلَآ أُشۡرِكُ بِهِۦٓ أَحَدࣰ ا

    De ki: "Ben sadece Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam

  19. 21

    قُلۡ إِنِّي لَآ أَمۡلِكُ لَكُمۡ ضَرࣰّ ا وَلَا رَشَدࣰ ا

    De ki: "Ben size zarar vermeye de iyilik yapmaya da kadir değilim

  20. 22

    قُلۡ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ ٱللَّهِ أَحَدࣱ وَلَنۡ أَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلۡتَحَدًا

    De ki: "Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam

  21. 23

    إِلَّا بَلَٰغࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِسَٰلَٰتِهِۦۚ وَمَن يَعۡصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا

    Benim yaptığım yalnız, Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Allah'a ve Peygamberine kim karşı gelirse ona, içinde sonsuz ve temelli kalınacak cehennem ateşi vardır

  22. 24

    حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوۡاْ مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعۡلَمُونَ مَنۡ أَضۡعَفُ نَاصِرࣰ ا وَأَقَلُّ عَدَدࣰ ا

    Sonunda, kendilerine söz verileni gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha güçsüz ve sayısının daha az olduğunu bileceklerdir

  23. 25

    قُلۡ إِنۡ أَدۡرِيٓ أَقَرِيبࣱ مَّا تُوعَدُونَ أَمۡ يَجۡعَلُ لَهُۥ رَبِّيٓ أَمَدًا

    De ki: Size söz verilen yakın mıdır, yoksa Rabbim onu uzun süreli mi kılmıştır ben bilmem

  24. 26

    عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ فَلَا يُظۡهِرُ عَلَىٰ غَيۡبِهِۦٓ أَحَدًا

    Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kimseyi muttali kılmaz

  25. 27

    إِلَّا مَنِ ٱرۡتَضَىٰ مِن رَّسُولࣲ فَإِنَّهُۥ يَسۡلُكُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ رَصَدࣰ ا

    28

    لِّيَعۡلَمَ أَن قَدۡ أَبۡلَغُواْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّهِمۡ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيۡهِمۡ وَأَحۡصَىٰ كُلَّ شَيۡءٍ عَدَدَۢا

    27-28. ayetlerin mealiAncak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar

Müzzemmil Suresi 1-20. ayetler

Sureyi aç

سورة المزمل

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُزَّمِّلُ

    2

    قُمِ ٱلَّيۡلَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا

    3

    نِّصۡفَهُۥٓ أَوِ ٱنقُصۡ مِنۡهُ قَلِيلًا

    4

    أَوۡ زِدۡ عَلَيۡهِ وَرَتِّلِ ٱلۡقُرۡءَانَ تَرۡتِيلًا

    1-4. ayetlerin mealiEy örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku

  2. 5

    إِنَّا سَنُلۡقِي عَلَيۡكَ قَوۡلࣰ ا ثَقِيلًا

    Doğrusu Biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz

  3. 6

    إِنَّ نَاشِئَةَ ٱلَّيۡلِ هِيَ أَشَدُّ وَطۡـࣰٔ ا وَأَقۡوَمُ قِيلًا

    şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir

  4. 7

    إِنَّ لَكَ فِي ٱلنَّهَارِ سَبۡحࣰ ا طَوِيلࣰ ا

    Çünkü gündüz, seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır

  5. 8

    وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلۡ إِلَيۡهِ تَبۡتِيلࣰ ا

    Rabbinin adını an; herşeyi bırakıp yalnız O'na yönel

  6. 9

    رَّبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱتَّخِذۡهُ وَكِيلࣰ ا

    O, doğunun ve batının Rabbidir; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse O'nu vekil tut

  7. 10

    وَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱهۡجُرۡهُمۡ هَجۡرࣰ ا جَمِيلࣰ ا

    Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl

  8. 11

    وَذَرۡنِي وَٱلۡمُكَذِّبِينَ أُوْلِي ٱلنَّعۡمَةِ وَمَهِّلۡهُمۡ قَلِيلًا

    Varlık sahibi olup da seni yalanlayanları Bana bırak; onlara az bir mehil ver

  9. 12

    إِنَّ لَدَيۡنَآ أَنكَالࣰ ا وَجَحِيمࣰ ا

    13

    وَطَعَامࣰ ا ذَا غُصَّةࣲ وَعَذَابًا أَلِيمࣰ ا

    12-13. ayetlerin mealiŞüphesiz katımızda onlar için ağır boyunduruklar, cehennem, boğazı tıkayan bir yiyecek ve can yakan azap vardır

  10. 14

    يَوۡمَ تَرۡجُفُ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ وَكَانَتِ ٱلۡجِبَالُ كَثِيبࣰ ا مَّهِيلًا

    Kıyametin koptuğu gün, yeryüzü ve dağlar sarsılır; dağlar, yumuşak kum yığını haline gelir

  11. 15

    إِنَّآ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡكُمۡ رَسُولࣰ ا شَٰهِدًا عَلَيۡكُمۡ كَمَآ أَرۡسَلۡنَآ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ رَسُولࣰ ا

    Firavun'a bir peygamber gönderdiğimiz gibi, size de, hakkınızda şahidlik edecek bir peygamber gönderdik

  12. 16

    فَعَصَىٰ فِرۡعَوۡنُ ٱلرَّسُولَ فَأَخَذۡنَٰهُ أَخۡذࣰ ا وَبِيلࣰ ا

    Ama Firavun o peygambere karşı gelmişti de onu çok ağır bir şekilde tutup cezalandırmıştık

  13. 17

    فَكَيۡفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرۡتُمۡ يَوۡمࣰ ا يَجۡعَلُ ٱلۡوِلۡدَٰنَ شِيبًا

    Eğer inkar ederseniz, gençleri ihtiyarlatan günden nasıl korunursunuz

  14. 18

    ٱلسَّمَآءُ مُنفَطِرُۢ بِهِۦۚ كَانَ وَعۡدُهُۥ مَفۡعُولًا

    O günün şiddetiyle gök bile parçalanır. O'nun sözü yerine gelir

  15. 19

    إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا

    Doğrusu bu anlatılanlar birer öğüttür. Dileyen kimse, Rabbine doğru giden bir yol tutar

  16. 20

    ۞إِنَّ رَبَّكَ يَعۡلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدۡنَىٰ مِن ثُلُثَيِ ٱلَّيۡلِ وَنِصۡفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحۡصُوهُ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرۡضَىٰ وَءَاخَرُونَ يَضۡرِبُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَبۡتَغُونَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنۡهُۚ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقۡرِضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰ اۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيۡرࣰ ا وَأَعۡظَمَ أَجۡرࣰ اۚ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمُۢ

    Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun gecenin üçte ikisinden biraz az, yarısı ve üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Gece ve gündüzü Allah ölçer; sizin bu vakitleri takdir edemeyeceğinizi bildiğinden tevbenizi kabul etmiştir. Artık, Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; Allah, içinizden, hasta olanları, Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacak olan kimseleri ve Allah yolunda savaşacak olanları şüphesiz bilir. Kuran'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a güzel ödünç takdiminde bulunun; kendiniz için yaptığınız iyiliği daha iyi ve daha büyük ecir olarak Allah katında bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin; Allah elbette bağışlar ve merhamet eder

Müddessir Suresi 1-56. ayetler

Sureyi aç

سورة المدثر

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمُدَّثِّرُ

    Ey örtüye bürünen

  2. 2

    قُمۡ فَأَنذِرۡ

    Kalk da uyar

  3. 3

    وَرَبَّكَ فَكَبِّرۡ

    Rabbini yücelt

  4. 4

    وَثِيَابَكَ فَطَهِّرۡ

    Giydiklerini temiz tut

  5. 5

    وَٱلرُّجۡزَ فَٱهۡجُرۡ

    Kötü şeyleri terke devam et

  6. 6

    وَلَا تَمۡنُن تَسۡتَكۡثِرُ

    Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma

  7. 7

    وَلِرَبِّكَ فَٱصۡبِرۡ

    Rabbin için sabret

  8. 8

    فَإِذَا نُقِرَ فِي ٱلنَّاقُورِ

    9

    فَذَٰلِكَ يَوۡمَئِذࣲ يَوۡمٌ عَسِيرٌ

    10

    عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ غَيۡرُ يَسِيرࣲ‏

    8-10. ayetlerin mealiSura üflendiği vakit, işte o gün, inkarcılara kolay olmayan zorlu bir gündür

  9. 11

    ذَرۡنِي وَمَنۡ خَلَقۡتُ وَحِيدࣰ ا

    12

    وَجَعَلۡتُ لَهُۥ مَالࣰ ا مَّمۡدُودࣰ ا

    13

    وَبَنِينَ شُهُودࣰ ا

    14

    وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمۡهِيدࣰ ا

    11-14. ayetlerin mealiTek olarak yaratıp kendisine bol bol mal, çevresinde bulunan oğullar verdiğim ve nimetleri yaydıkça yaydığım o kimseyi Bana bırak

  10. 15

    ثُمَّ يَطۡمَعُ أَنۡ أَزِيدَ

    Bir de verdiğim nimetten artırmamı umar

  11. 16

    كَلَّآۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِأٓيَٰتِنَا عَنِيدࣰ ا

    Hayır; hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı son derece inatçıdır

  12. 17

    سَأُرۡهِقُهُۥ صَعُودًا

    Onu sarp bir yokuşa sardıracağım

  13. 18

    إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ

    Çünkü o, düşündü, ölçtü biçti

  14. 19

    فَقُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

    Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti

  15. 20

    ثُمَّ قُتِلَ كَيۡفَ قَدَّرَ

    Canı çıkası; sonra yine ne biçim ölçüp biçti

  16. 21

    ثُمَّ نَظَرَ

    Sonra baktı

  17. 22

    ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ

    Sonra kaşlarını çattı, suratını aştı

  18. 23

    ثُمَّ أَدۡبَرَ وَٱسۡتَكۡبَرَ

    Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı

  19. 24

    فَقَالَ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ يُؤۡثَرُ

    25

    إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا قَوۡلُ ٱلۡبَشَرِ

    24-25. ayetlerin mealiBu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür" dedi

  20. 26

    سَأُصۡلِيهِ سَقَرَ

    İşte bu adamı yakıcı bir ateşe yaslayacağım

  21. 27

    وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا سَقَرُ

    Yakıcı ateşin ne olduğunu sen nerden bilirsin

  22. 28

    لَا تُبۡقِي وَلَا تَذَرُ

    O, ne geri bırakır ne de azabdan vazgeçer

  23. 29

    لَوَّاحَةࣱ لِّلۡبَشَرِ

    İnsanın derisini kavurur

  24. 30

    عَلَيۡهَا تِسۡعَةَ عَشَرَ

    Orada ondokuz bekçi vardır

  25. 31

    وَمَا جَعَلۡنَآ أَصۡحَٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَٰٓئِكَةࣰۖ وَمَا جَعَلۡنَا عِدَّتَهُمۡ إِلَّا فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيَسۡتَيۡقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَيَزۡدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا وَلَا يَرۡتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡكَٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلࣰ اۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَمَا يَعۡلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَۚ وَمَا هِيَ إِلَّا ذِكۡرَىٰ لِلۡبَشَرِ

    Cehennemin bekçilerini yalnız meleklerden kılmışızdır. Sayılarını bildirmekle de, ancak inkar edenlerin denenmesini ve kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesini ve inananların da imanlarının artmasını sağladık. Kendilerine kitap verilenler ve inananlar şüpheye düşmesinler. Kalblerinde hastalık bulunanlar ve inkarcılar: "Allah bu misalle neyi muradetti?" desinler. İşte Allah, böylece, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. Bu, insanoğluna bir öğütten ibarettir

  26. 32

    كَلَّا وَٱلۡقَمَرِ

    33

    وَٱلَّيۡلِ إِذۡ أَدۡبَرَ

    34

    وَٱلصُّبۡحِ إِذَآ أَسۡفَرَ

    35

    إِنَّهَا لَإِحۡدَى ٱلۡكُبَرِ

    36

    نَذِيرࣰ ا لِّلۡبَشَرِ

    37

    لِمَن شَآءَ مِنكُمۡ أَن يَتَقَدَّمَ أَوۡ يَتَأَخَّرَ

    32-37. ayetlerin mealiHayır, hayır öğüt almazlar. Aya, dönüp gelen geceye, ağarmakta olan sabaha and olsun ki, içinizden öne geçmek veya geri kalmak isteyen kimseye, insanoğlunu uyarıcı olarak anlatılan cehennem büyük olaylardan biridir

  27. 38

    كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡ رَهِينَةٌ

    Herkes kazancına bağlı bir rehindir

  28. 39

    إِلَّآ أَصۡحَٰبَ ٱلۡيَمِينِ

    40

    فِي جَنَّٰتࣲ يَتَسَآءَلُونَ

    41

    عَنِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

    42

    مَا سَلَكَكُمۡ فِي سَقَرَ

    39-42. ayetlerin mealiAncak, defteri sağdan verilenler böyle değildir; onlar cennettedirler. Suçlulara: "Sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir?" diye sorarlar

  29. 43

    قَالُواْ لَمۡ نَكُ مِنَ ٱلۡمُصَلِّينَ

    Onlar derler ki: "Namaz kılanlardan değildik

  30. 44

    وَلَمۡ نَكُ نُطۡعِمُ ٱلۡمِسۡكِينَ

    Düşkün kimseyi doyurmuyorduk

  31. 45

    وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلۡخَآئِضِينَ

    Batıla dalanlarla biz de dalardık

  32. 46

    وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِ

    Ceza gününü yalanlardık

  33. 47

    حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلۡيَقِينُ

    Ölüm bize o haldeyken geldi

  34. 48

    فَمَا تَنفَعُهُمۡ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

    Artık onlara, şefaatçilerin şefaati fayda vermez

  35. 49

    فَمَا لَهُمۡ عَنِ ٱلتَّذۡكِرَةِ مُعۡرِضِينَ

    Öyleyken, bunlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar

  36. 50

    كَأَنَّهُمۡ حُمُرࣱ مُّسۡتَنفِرَةࣱ‏

    51

    فَرَّتۡ مِن قَسۡوَرَةِۭ

    50-51. ayetlerin mealiAslandan ürkerek kaçan yabani merkeplere benzerler

  37. 52

    بَلۡ يُرِيدُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُؤۡتَىٰ صُحُفࣰ ا مُّنَشَّرَةࣰ‏

    Hayır; her biri önüne açılıvermiş sahifeler verilmesini ister

  38. 53

    كَلَّاۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

    Hayır; daha doğrusu ahiretten korkmazlar

  39. 54

    كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذۡكِرَةࣱ‏

    Hayır; şüphesiz bu Kuran bir öğüttür

  40. 55

    فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

    Dileyen kimse öğüt alır

  41. 56

    وَمَا يَذۡكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ هُوَ أَهۡلُ ٱلتَّقۡوَىٰ وَأَهۡلُ ٱلۡمَغۡفِرَةِ

    Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir

Kıyame Suresi 1-40. ayetler

Sureyi aç

سورة القيامة

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    لَآ أُقۡسِمُ بِيَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ

    Kıyamet gününe yemin ederim

  2. 2

    وَلَآ أُقۡسِمُ بِٱلنَّفۡسِ ٱللَّوَّامَةِ

    Ve nedamet çeken nefse yemin ederim

  3. 3

    أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَلَّن نَّجۡمَعَ عِظَامَهُۥ

    İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor

  4. 4

    بَلَىٰ قَٰدِرِينَ عَلَىٰٓ أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُۥ

    Evet, Biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle yeniden yapmaya kadiriz

  5. 5

    بَلۡ يُرِيدُ ٱلۡإِنسَٰنُ لِيَفۡجُرَ أَمَامَهُۥ

    6

    يَسۡـَٔلُ أَيَّانَ يَوۡمُ ٱلۡقِيَٰمَةِ

    5-6. ayetlerin mealiAma, insanoğlu gelecekte de suç işlemek ister de: "Kıyamet günü ne zamanmış! " der

  6. 7

    فَإِذَا بَرِقَ ٱلۡبَصَرُ

    8

    وَخَسَفَ ٱلۡقَمَرُ

    9

    وَجُمِعَ ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ

    10

    يَقُولُ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذٍ أَيۡنَ ٱلۡمَفَرُّ

    7-10. ayetlerin mealiGözün kamaştığı, ayın tutulduğu, güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman, işte o gün insan: "kaçacak yer nerede?" der

  7. 11

    كَلَّا لَا وَزَرَ

    Hayır; hayır; bir sığınak yoktur

  8. 12

    إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمُسۡتَقَرُّ

    O gün, sen, Rabbinin huzuruna varıp durursun

  9. 13

    يُنَبَّؤُاْ ٱلۡإِنسَٰنُ يَوۡمَئِذِۭ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

    O gün, insanoğluna önde ve sonda yaptığı ne varsa bildirilir

  10. 14

    بَلِ ٱلۡإِنسَٰنُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦ بَصِيرَةࣱ‏

    15

    وَلَوۡ أَلۡقَىٰ مَعَاذِيرَهُۥ

    14-15. ayetlerin mealiÖzürlerini sayıp dökse de, insanoğlu, artık kendi kendinin şahididir

  11. 16

    لَا تُحَرِّكۡ بِهِۦ لِسَانَكَ لِتَعۡجَلَ بِهِۦٓ

    Cebrail sana Kuran okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle

  12. 17

    إِنَّ عَلَيۡنَا جَمۡعَهُۥ وَقُرۡءَانَهُۥ

    Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer

  13. 18

    فَإِذَا قَرَأۡنَٰهُ فَٱتَّبِعۡ قُرۡءَانَهُۥ

    Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle

  14. 19

    ثُمَّ إِنَّ عَلَيۡنَا بَيَانَهُۥ

    Sonra onu sana açıklamak Bize düşer

  15. 20

    كَلَّا بَلۡ تُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ

    Hayır, hayır! Sizler, çabuk elde edeceğiniz dünya nimetlerini seversiniz

  16. 21

    وَتَذَرُونَ ٱلۡأٓخِرَةَ

    Ahireti bırakırsınız

  17. 22

    وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ نَّاضِرَةٌ

    23

    إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةࣱ‏

    22-23. ayetlerin mealiO gün bir takım yüzler Rablerine bakıp parlayacaktır

  18. 24

    وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذِۭ بَاسِرَةࣱ‏

    O gün bir takım yüzler de asıktır

  19. 25

    تَظُنُّ أَن يُفۡعَلَ بِهَا فَاقِرَةࣱ‏

    Kendisinin belkemiğinin kırılacağını sanır

  20. 26

    كَلَّآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلتَّرَاقِيَ

    27

    وَقِيلَ مَنۡۜ رَاقࣲ‏

    26-27. ayetlerin mealiDikkat edin; can boğaza gelip köprücük kemiklerine dayandığı zaman: "Çare bulan yok mudur?" denir

  21. 28

    وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلۡفِرَاقُ

    Artık ayrılık vaktinin geldiğini sanır

  22. 29

    وَٱلۡتَفَّتِ ٱلسَّاقُ بِٱلسَّاقِ

    Bacaklar birbirine dolaşır

  23. 30

    إِلَىٰ رَبِّكَ يَوۡمَئِذٍ ٱلۡمَسَاقُ

    O gün sevk Rabbin huzurunadır

  24. 31

    فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّىٰ

    32

    وَلَٰكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ

    33

    ثُمَّ ذَهَبَ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِۦ يَتَمَطَّىٰٓ

    31-33. ayetlerin mealiO, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti

  25. 34

    أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰ

    Sana yazıklar olsun, yazıklar

  26. 35

    ثُمَّ أَوۡلَىٰ لَكَ فَأَوۡلَىٰٓ

    Daha ne olsun, sana yazıklar olsun, yazıklar

  27. 36

    أَيَحۡسَبُ ٱلۡإِنسَٰنُ أَن يُتۡرَكَ سُدًى

    İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır

  28. 37

    أَلَمۡ يَكُ نُطۡفَةࣰ مِّن مَّنِيࣲّ يُمۡنَىٰ

    O, katılan bir meni damlası değil miydi

  29. 38

    ثُمَّ كَانَ عَلَقَةࣰ فَخَلَقَ فَسَوَّىٰ

    Sonra kan pıhtısı olmuş, sonra Allah onu yaratıp şekil vermişti

  30. 39

    فَجَعَلَ مِنۡهُ ٱلزَّوۡجَيۡنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلۡأُنثَىٰٓ

    Ondan, erkek, dişi iki cins yaratmıştı

  31. 40

    أَلَيۡسَ ذَٰلِكَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰ

    Bunları yapan Allah'ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? Elbette yeter

İnsan Suresi 1-31. ayetler

Sureyi aç

سورة الانسان

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    هَلۡ أَتَىٰ عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ حِينࣱ مِّنَ ٱلدَّهۡرِ لَمۡ يَكُن شَيۡـࣰٔ ا مَّذۡكُورًا

    İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir

  2. 2

    إِنَّا خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن نُّطۡفَةٍ أَمۡشَاجࣲ نَّبۡتَلِيهِ فَجَعَلۡنَٰهُ سَمِيعَۢا بَصِيرًا

    Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır

  3. 3

    إِنَّا هَدَيۡنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرࣰ ا وَإِمَّا كَفُورًا

    Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük

  4. 4

    إِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَاْ وَأَغۡلَٰلࣰ ا وَسَعِيرًا

    Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık

  5. 5

    إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ يَشۡرَبُونَ مِن كَأۡسࣲ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا

    Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler

  6. 6

    عَيۡنࣰ ا يَشۡرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفۡجِيرࣰ ا

    Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır

  7. 7

    يُوفُونَ بِٱلنَّذۡرِ وَيَخَافُونَ يَوۡمࣰ ا كَانَ شَرُّهُۥ مُسۡتَطِيرࣰ ا

    Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar

  8. 8

    وَيُطۡعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسۡكِينࣰ ا وَيَتِيمࣰ ا وَأَسِيرًا

    Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler

  9. 9

    إِنَّمَا نُطۡعِمُكُمۡ لِوَجۡهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمۡ جَزَآءࣰ وَلَا شُكُورًا

    10

    إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوۡمًا عَبُوسࣰ ا قَمۡطَرِيرࣰ ا

    9-10. ayetlerin mealiBiz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler

  10. 11

    فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمِ وَلَقَّىٰهُمۡ نَضۡرَةࣰ وَسُرُورࣰ ا

    Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir

  11. 12

    وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُواْ جَنَّةࣰ وَحَرِيرࣰ ا

    Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir

  12. 13

    مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِۖ لَا يَرَوۡنَ فِيهَا شَمۡسࣰ ا وَلَا زَمۡهَرِيرࣰ ا

    Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler

  13. 14

    وَدَانِيَةً عَلَيۡهِمۡ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتۡ قُطُوفُهَا تَذۡلِيلࣰ ا

    Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır

  14. 15

    وَيُطَافُ عَلَيۡهِم بِـَٔانِيَةࣲ مِّن فِضَّةࣲ وَأَكۡوَابࣲ كَانَتۡ قَوَارِيرَا۠

    Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır

  15. 16

    قَوَارِيرَاْ مِن فِضَّةࣲ قَدَّرُوهَا تَقۡدِيرࣰ ا

    Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar

  16. 17

    وَيُسۡقَوۡنَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا

    Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler

  17. 18

    عَيۡنࣰ ا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلۡسَبِيلࣰ ا

    O pınara "Selsebil" denir

  18. 19

    ۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيۡتَهُمۡ حَسِبۡتَهُمۡ لُؤۡلُؤࣰ ا مَّنثُورࣰ ا

    Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın

  19. 20

    وَإِذَا رَأَيۡتَ ثَمَّ رَأَيۡتَ نَعِيمࣰ ا وَمُلۡكࣰ ا كَبِيرًا

    Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün

  20. 21

    عَٰلِيَهُمۡ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضۡرࣱ وَإِسۡتَبۡرَقࣱۖ وَحُلُّوٓاْ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةࣲ وَسَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ شَرَابࣰ ا طَهُورًا

    Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir

  21. 22

    إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمۡ جَزَآءࣰ وَكَانَ سَعۡيُكُم مَّشۡكُورًا

    İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir

  22. 23

    إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ تَنزِيلࣰ ا

    Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz

  23. 24

    فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورࣰ ا

    Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma

  24. 25

    وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلࣰ ا

    Rabbinin adını sabah akşam an

  25. 26

    وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَٱسۡجُدۡ لَهُۥ وَسَبِّحۡهُ لَيۡلࣰ ا طَوِيلًا

    Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et

  26. 27

    إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمۡ يَوۡمࣰ ا ثَقِيلࣰ ا

    Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar

  27. 28

    نَّحۡنُ خَلَقۡنَٰهُمۡ وَشَدَدۡنَآ أَسۡرَهُمۡۖ وَإِذَا شِئۡنَا بَدَّلۡنَآ أَمۡثَٰلَهُمۡ تَبۡدِيلًا

    Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz

  28. 29

    إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلࣰ ا

    Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar

  29. 30

    وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا

    Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir

  30. 31

    يُدۡخِلُ مَن يَشَآءُ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمَۢا

    Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır

Mürselat Suresi 1-50. ayetler

Sureyi aç

سورة المرسلات

بِسۡمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحۡمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

  1. 1

    وَٱلۡمُرۡسَلَٰتِ عُرۡفࣰ ا

    2

    فَٱلۡعَٰصِفَٰتِ عَصۡفࣰ ا

    3

    وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشۡرࣰ ا

    4

    فَٱلۡفَٰرِقَٰتِ فَرۡقࣰ ا

    5

    فَٱلۡمُلۡقِيَٰتِ ذِكۡرًا

    6

    عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا

    7

    إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعࣱ‏

    1-7. ayetlerin mealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır

  2. 8

    فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ

    Yıldızların ışığı giderildiği zaman

  3. 9

    وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتۡ

    Gök yarıldığı zaman

  4. 10

    وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ

    Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman

  5. 11

    وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ

    Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman

  6. 12

    لِأَيِّ يَوۡمٍ أُجِّلَتۡ

    Bu, hangi güne bırakılmıştı

  7. 13

    لِيَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ

    Hüküm gününe bırakılmıştı

  8. 14

    وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ

    Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin

  9. 15

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün yalanlamış olanların vay haline

  10. 16

    أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِينَ

    17

    ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡأٓخِرِينَ

    16-17. ayetlerin mealiÖncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız

  11. 18

    كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ

    Suçlulara böyle yaparız

  12. 19

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün, yalanlamış olanların vay haline

  13. 20

    أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏

    21

    فَجَعَلۡنَٰهُ فِي قَرَارࣲ مَّكِينٍ

    22

    إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

    20-22. ayetlerin mealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi

  14. 23

    فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَٰدِرُونَ

    Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz

  15. 24

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün yalanlamış olanların vay haline

  16. 25

    أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا

    26

    أَحۡيَآءࣰ وَأَمۡوَٰتࣰ ا

    25-26. ayetlerin mealiBiz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı

  17. 27

    وَجَعَلۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ شَٰمِخَٰتࣲ وَأَسۡقَيۡنَٰكُم مَّآءࣰ فُرَاتࣰ ا

    Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi

  18. 28

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    Yalanlamış olanların vay o gün haline

  19. 29

    ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin

  20. 30

    ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِي ثَلَٰثِ شُعَبࣲ‏

    31

    لَّا ظَلِيلࣲ وَلَا يُغۡنِي مِنَ ٱللَّهَبِ

    30-31. ayetlerin mealigölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin

  21. 32

    إِنَّهَا تَرۡمِي بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ

    33

    كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتࣱ صُفۡرࣱ‏

    32-33. ayetlerin mealiO gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür

  22. 34

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    Yalanlamış olanların o gün vay haline

  23. 35

    هَٰذَا يَوۡمُ لَا يَنطِقُونَ

    Bu, onların konuşamayacakları gündür

  24. 36

    وَلَا يُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَيَعۡتَذِرُونَ

    Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler

  25. 37

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    Yalanlamış olanların o gün vay haline

  26. 38

    هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِينَ

    Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür

  27. 39

    فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَيۡدࣱ فَكِيدُونِ

    Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun

  28. 40

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    Yalanlamış olanların o gün vay haline

  29. 41

    إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي ظِلَٰلࣲ وَعُيُونࣲ‏

    Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar

  30. 42

    وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشۡتَهُونَ

    Canlarının istediği meyveler arasındadırlar

  31. 43

    كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

    Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz

  32. 44

    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ

    Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz

  33. 45

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün yalanlamış olanların vay haline

  34. 46

    كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ

    Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız

  35. 47

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün yalanlamış olanların vay haline

  36. 48

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُواْ لَا يَرۡكَعُونَ

    Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar

  37. 49

    وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

    O gün yalanlamış olanların vay haline

  38. 50

    فَبِأَيِّ حَدِيثِۭ بَعۡدَهُۥ يُؤۡمِنُونَ

    Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar

Ayarların bu cihazda saklanır.

29. Cüz hakkında

29. Cüz, Tebâreke Cüzü olarak da bilinir.

Başlangıç
Mülk 1
Bitiş
Mürselat 50
Ayet sayısı
431
Sure sayısı
11

Arapça metin: Tanzil (Uthmani). Türkçe meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Okunuş: Açık Kuran. Sesli okuma: Mishary Rashid Alafasy, islamic.network.

Ezanı kaçırma: VAAZ uygulaması

Ezan bildirimi, kıble pusulası, Kur'an, dua ve Ramazan takibi cebinde.